Avrupa’nın Kâbusu | Karamandan.com - | Karaman Haber

Avrupa’nın Kâbusu | Karamandan.com - | Karaman Haber

26 Mart 2017 Pazar
Avrupa’nın Kâbusu

Bir bakıma “savaşlar tarihi” olarak da nitelendirilebilecek olan Avrupa’nın tarihine bakıldığında, din ya da ulus-devlet temelli bütünleşme düşüncelerinin olduğu görülmektedir. Ancak özellikle İkinci Dünya Savaşı’nın ardından bu eksendeki düşünce hareketleri hayata geçirilmiş, pratiğe aktarılmış ve 1951 yılında Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’nun (AKÇT) ve 1957 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun (AET) ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu’nun (AAET/EURATOM) kurulması ile tabir-i caizse bugünkü adı ile Avrupa Birliği’nin temelleri inşa edilmiştir.

Her ne kadar bu bütünleşme hareketinin odak noktası olarak “ekonomik entegrasyon” cevabı verilebilirse de, bütünleşme teorileri dikkate alındığında bir diğer odak noktası olarak, bu bütünleşme hareketinin temelde Avrupa’da milliyetçiliğe yönelik bir tedbir mekanizması olarak da algılanabileceğini söylemek yanlış olamayacaktır. Birliğin ulus-üstü (supranasyonel) yapısı, bu görüşü teyit etmektedir. Soğuk Savaş sonrası dönemde de, Avrupa Birliği, vatandaşlarını “Avrupa” ya da “Avrupalılık” üst kimliği çerçevesinde bütünleştirmek adına çeşitli hukuki/kurumsal hamleler gerçekleştirmiştir. Bu noktada Birlik, üye ülkelerden, ulus-devlet reaksiyonlarından ziyade Birliği ve Birliğin çıkarlarını ön planda tutan politikalar beklemiştir/beklemektedir.

Fakat bu genel görünüme karşın, özellikle 11 Eylül olaylarının ardından, Amerika’da olduğu gibi Avrupa’da da din ya da ulus eksenli “ötekileştirici” ve “dışlayıcı” söylemlerinin yükselişe geçtiğine şahit olunmuştur. Elbette, birçok çalışmada da ifade edildiği üzere, artık Batı için “öteki” aktörü “Sovyetler Birliği” yerine “Müslümanlar ve İslam” olmuştur. Bu yeni dönemin, uluslararası politikada bir takım yansımaları olduğu gibi, bu yansımalar Avrupa Birliği üyesi ülkelerin iç politikalarında da yer almıştır. 

Bu konu ile ilgili/ilişkili olarak en dikkat çekici yansıma, Avrupa’da aşırı sağın yükselişidir. Yabancı düşmanlığının, İslamofobi’nin ön plana çıkarıldığı aşırı sağcı partiler yavaş yavaş Avrupa Birliği üyesi ülkelerde yükselişe geçmektedirler. Hatta bu yükseliş, son Avrupa Parlamentosu seçimlerine dahi yansımıştır. Partiler haricinde, Pegida gibi hareketler de Avrupa’da yabancı düşmanlığını ve İslamofobi’yi ön plana çıkarmaktadır.

Son Hollanda seçimlerinde de aşırı sağ söylemlerinin Hollanda iç politikasına nasıl bir etkide bulunduğuna şahit olundu.  Her ne kadar, Hollanda, diğer AB üyesi ülkelere kıyasla insan hakları ve sosyal devlet vurgusu ile öne çıkan devletler arasında yer alıyor gibi görünse de, aşırı sağın Hollanda’daki bu yükselişi ve söylemlere etkide bulunuşu artık Avrupa genelinde gelinen durumu gözler önüne sermesi açısından çarpıcıdır. Çünkü bu yükseliş sadece Hollanda’ya özgü bir durum değildir. Avusturya’da, Fransa’da ve Almanya’da benzer gelişmeleri ve yabancı düşmanlığının yükselişini görmek mümkündür. 

Peki, bu durum ve gelişmeler Avrupa (Birliği) için ne anlam ifade etmektedir?  Kısa vadede, bu durum ve gelişmeler Avrupa açısından büyük bir sorun olarak değerlendirilmeyecek olabilir. Hatta özellikle Türkiye’nin üyelik süreci açısından da, bu üyeliğe kesinlikle karşı çıkanlar için olumlu bir süreç olarak dahi görülebilecektir. Ancak uzun vadede, aslında Avrupa’nın yarım asır önce denetim/kontrol altına almak istediği aşırı-milliyetçi söylem ve tavırlar Birliğin geneline yayılacak ve ciddi manada Avrupa için XX. yüzyılın ilk yarısında olduğu gibi bir kez daha sosyo-politik ve ekonomik kabus dönemi yaşanabilecektir. Elbette burada sürecin ne şekilde vuku bulacağı, Avrupa’nın tercihine bağlıdır. Yani Avrupa ya kısa vadeli günü kurtarma amaçlı politikalarını sürdürecek ve aşırı sağın yükselişini görmezden gelecektir ya da varlığını devam ettirebilmek adına Dünyaya deklare ettiği insan hakları ve eşitlik vurgusunu pratikte de yansıtacaktır. Aksi takdirde Birliğin istikbalinin uzun vadede çok da parlak olmayacağı bir kez daha not düşülmelidir. 

 

Okunma : 692