Bir Süt Tozu Hikâyesi | Karamandan.com - | Karaman Haber

Bir Süt Tozu Hikâyesi | Karamandan.com - | Karaman Haber

28 Şubat 2017 Salı
Bir Süt Tozu Hikâyesi

1960’lı yıllar. İlkokul yıla başladığım döneme rast gelir. 

Bir evden iki öğrenci okula gidiyorduk. Ben ablam. Ablam benden iki sınıf öndeydi.

O yıllarda doyasıya süt içtiğimizi hatırlamıyorum. Günümüzde ana sütüne en yakın süt olduğu kanıtlanmış olsa da, her ne kadar kendi keçilerimiz olsa da doyasıya süt içemiyorduk. O yıllarda köyde her ailenin 8-10, 10-15 şeklinde keçileri bulunurdu. Bizimde 12-13 civarında keçimiz vardı. Köyde keçiler bacak başı (keçi başı) hesabıyla yıllık birer kutu buğday (Bir teneke buğdayın üçte biri buğday ölçüsü) karşılığında çoban ‘hak’ı verilerek güttürülürdü. Çobanın azığı keçi sahiplerince keşik (nöbetleşe) şeklinde karşılanırdı.
Keşik, kime geldiyse bir gün önceden o evde bir telaş başlardı. Yiyeceği ekmeği olmasa ekmek bulup o keşik günü çobanı sabah kahvaltısı, öğlen yiyeceği azık hazırlanması ve akşam yemeği olmak üzere karşılanırdı. Biz çocuklar çoban kahvaltısını yapıp evden çıkmadıkça kahvaltıya oturamazdık.  

Keçiler doğurmaya başladığında çoban dağdan oğlağı torbasına koyup sırtında evlere getirir “Muştuluğumu isterim.” der ve o günün parası bir, iki lira para verilirdi. Köyün vazgeçilmez orta oyunu gençler tarafından her kış tekrarlanırdı.

Keçiler doğurduktan sonra ilk iki gün sağılan sütler koyu kıvamlı bir süt olduğundan ‘ağız’ olarak adlandırılırdı. İki üç gün sağılıp biriktirilen bu süt kaynatılır, pelte bir kıvama ulaşınca içine üzüm pekmezi ilave edilir, tüm aile bireyleri yufka ekmekle “ağız” yenirdi. Çok severdim “ağız” yemeyi. Çünkü en çok süt tükettiğimiz dönem olurdu “ağız” yediğimiz günler.

Keçilerden tam süt sağılmaya başladığı günler köyde birkaç aile bir araya gelerek “değişik” uygulaması yaparlardı. “Değişik” uygulanırken sağılan sütler sitil veya helkelerle o eve götürülür, süt sütleğen çöpleri ile ölçülür ve çöp üzerine bıçakla çentik açılırdı. Toplanan sütü evin hanımı haranı veya kazanda kaynatmaya koyulurdu. Bizim evimizde de öyle olurdu. Süt kaynar sonrasında yufka ekmeği bir tasa doğrardık. Üzerine de annemiz biraz süt döker, bizde onu yerdik. Aldığımız süt gıdamız bu şekilde olurdu. Öyle bardaklarla süt görmezdik. Kaynatılan süt daha sonra yoğurt mayası katılarak yoğurt yapılır bir hafta biriken sütler tuluklarda yayılmak suretiyle yağı alınır, ayranı tekrar “değişik”le süt getiren ailelere süt çöplemesinde işaretlenen çöpler karşılığında dağıtılırdı. Süt içemesek de kalan ayranı da doya doya içerdik. Ayran hangi kaba katılırsa yanında bir tane ‘kefki’ bulunur, içeceğin kadarını ‘kefki’* ile alıp içerdin. (*‘kefki’: Su kabağı kuruduktan sonra gövdesinden açılıp maşrapa yapılmış şekli.) Ayranı değişik şekillerle de tüketirdik. Mısır kırmasından yaptığımız lapa üzerine dökülür, karıştırılır ve ayranlı çorba olarak da tüketirdik. Ayran kaynatılır çökelek yapılırdı. Asla ziyan edilmezdi.

Demiştim ya “doyasıya süt içemiyorduk” diye üçüncü sınıftım. Bir gün öğretmenimiz “Çocuklar yarın hepiniz birer bardakla gelin. Size süt dağıtılacak, ekmek dağıtılacak.” dedi.  Çocukluk işte çok sevindik, süt içecektik. Ertesi gün güneşli bir gündü. Üçüncü teneffüs olunca tüm okulun öğrencileri okul bahçesinde tek sıraya geçirildi. Yirmi santimetre çapında bir bazlama veriliyor, elindeki bardağa da süt dolduruluyor, bir kenara çekilip yiyip içmeye başlıyorlardı. Bana da verildi. Acıktığım için elimdeki bazlamayı hemen dürüm yaparak yemeye başladım. Hasundan* yapıldığı için hoşuma gitmişti. (*hasun: Fabrika unu.) Daha sonra verilen sütü yudumlamaya başladım ama o bir tas ekmek kırıntısı üzerine döktüğümüz sütün tadını alamamıştım. Ertesi gün babamın 75 kiloluk torbalardan kilo ile sattığı kesme şekerden iki tane şekeri ve bir çay kaşığını cebimde okula götürdüm. Süt dağıtılınca şekerlerimi de içine attım. Bazlamamı yedikten sonra sütü yine içtim ama yine o sütten istediğim lezzeti alamamıştım. Sütün tadını beğenmediğimi babama anlatınca “Oğlum o Amerikan yardımıymış. O süt tozunun neden yapıldığını bilmiyoruz ki.” demişti. Süt dağıtımı devam etiği günlerde bazı öğrenciler süt almaz oluş, alanların birçoğu da bir kenara, köşeye döker olmuştu. Bu fark edilmiş olmalı ki “Çocuklar bundan sonra size vereceğimiz süt tozunu evlerinizde pişirtip içeceksiniz.” denildi. 

 Ertesi gün her öğrenci kaplarını getirmiş ve bu kaplar içine Amerikan süttozundan doldurulup evlerimize götürdük. Daha sonra iki kardeş olanlara da bir teneke kutu ile süt tozu verildi. 

Annem evde bir iki defa pişirdi içtik. Ancak “Çocuklar bir de bunu yoğurt yapalım.” dedi. Bir iki defa da yoğurt yapıverdi. Ama süt tozumuz daha çoktu. O günlerde bir keçimiz öldü. Oğlağı öksüz kalmıştı. Annem hemen bir biberon tedarik etti ve bu süt tozundan kaynatıp oğlağa içirmeye başladı. Oğlak seve seve içiyordu. Günler geçti oğlak gürbüzleşti, annesi olan oğlaklardan hiç geri kalmadı. Kocaman bir teke oluvermişti.

Artık okulda süt dağıtılmıyor, bazlama dağıtılmaya devam ediyordu. Derken 
Yağ dağıtacağız denildi. Taslarla yağ verildi. Biz iki kardeş olunca yine bir teneke yağ  vermişlerdi.

Öğrenci anneleri sıraya konmuş öğretmen evinin mutfağında bazlama yapıyorlar, üçüncü teneffüslerde de dağıtılmaya devam edildi. Derken un bitince öğrenciler görevlendirilip Güneyyurt Kasabasından çarşı ekmeği getirtilmeye başlandı. Ekmekler dörde bölünüp öğrencilere birer parça verilir oldu. Bu sırada yine yağ dağıtımı yapılmaya başlandı. Çarşı ekmeğinin içine kaşıkla yağ dökülüyor bizlerde yiyorduk. Bir gün arkadaşımın biri küçük tasının içindeki yağı gösterip, bunu içebilene bir lira vereceğim dedi. Ses çıkaran olmadı. “Ben içerim.” dedim. Bir çay bardağı kadardı. O bir liraya heveslenmiş olmalıyım ki yağın bulunduğu küçük kabı elime aldım. İçinde bir çay bardağı kadar yağ vardı. Yağa baktım ve nefes almadan bir dikişte bunu içebilirim dedim içimden. Bana bakıyorlardı arkadaşlarım. Ve öylede yaptım. Bir lirayı aldım. Lakin aradan 15 dakika geçtikten sonra içim bulanıyor ders bitiminde bir an önce eve ulaştım. Hemen iki tane ekşi narı parçalara ayırıp yedim. İçimdeki bulantı geçmişti. O günden sonra bir daha o yağla yapılan bir şey yemedim. Hayatım boyunca da bir daha da bahse girmemiştim.

Bir gün ekmek getirmek için yanımda bir arkadaşla bana da görev verildi. Kasabaya giderek 25 bana, 25 ekmek arkadaşıma birer torba içinde bir saat yürüyerek okulumuza getirdik. Bizim de hissemize birer çeyrek ekmek düşmüştü.
Aradan zaman geçti peynir dağıtacağız denildi ve ablamla bana bir kiloluk teneke kutu içinde peynir verdiler. Tek çocuğa teneke kutunun yarısını verdiler.

 Peyniri evimize götürdük. Babam bize verilen konserve açacağı ile teneke kutuyu açıverdi. Tadına dahi bakmadı. “Bunun ne peyniri olduğunu bilmiyorum. Ben yemem. Çocuklar isterseniz sizde yemeyin” dedi. O güne kadar benim bildiğim tek peynir deri peyniri idi. Bu peynir ise ekmeğe sürülebilen bir peynirdi. Ablamla ben sevmesek de o günlerin kıt kanaat gıdaları yanında bu peyniri yedik.
Bizlere o yaşlarda verilmek istenen Amerika’nın yardım severliği miydi?
Verilen kutuların üzerine hep bakardık. Kenetlenmiş iki el görürdük. Bu iki elin anlamı biri senin, biri de bizim elimiz miydi? O yaşlarda belki de bizim kuşağımız öyle düşünmüştür.

Sonradan gördük ve öğrendik ki; Amerikan Samlarına elini verdin mi, sende ne kol, ne bacak bırakıyorlar. Dünyayı kan gölüne çeviriyorlar. O tadını sevmediğim süt tozların, yağların, peynirlerin gibi seni hiç mi hiç sevmedim. Bizleri gerçek Müslüman ve Türk kimliğimizden milim dahi uzaklaştıramadın. Ama bu vatan içinde yerli Samlar yetiştirildiğini de hiçbir zaman gözardı etmedik. Zira o seni seven yerli Samlar, şarlatanların yıllarca bu vatana, bu millete hangi oyunları oynadıklarını gördük ve yaşadık. Hele en son 15 Temmuz 2016’da aziz Müslüman Türk Milletine en çirkefini sergilediler. Senin oyununu bu necip millet çok iyi gördü ve artık oyunlarına bu milletin gelmeyeceğinden emin ol. Artık bebeklerimiz ana sütüyle büyüyor.

“Her şey aslına döner.” sözünü hiç aklımızdan çıkarmamıştık ama oyunlar ve entrikalarla aslımıza dönmek bir hayli zamanımızı aldı. Biz gerçek fabrika ayarlarımıza, aslımıza döndük. 

Sen ki Şeytan Sam, nasıl mazlum insanları sömürmek için yaşadıkları mekânları yakıp yıkıp, devletleri kan gölüne çevirdiysen o mazlumların da “ah”ları bir gün seni o gölün içinde boğmaya yetecektir. 
Ne süt tozun, ne yağın, ne de peynirini gelecek diye bakan çocuklar yok artık. Dünya mazlumlarına yardım elini artık bu millet uzatıyor.

17.12.2016

Durmuş Ali Özbek
 

Düzenleme : 19 Aralık 2016 13:37 Okunma : 1806
Foto galeri