Nasreddin Hoca (Ahi Evran) ve Ahilik | Karamandan.com - | Karaman Haber

Nasreddin Hoca (Ahi Evran) ve Ahilik | Karamandan.com - | Karaman Haber

29 Mart 2017 Çarşamba
Nasreddin Hoca (Ahi Evran) ve Ahilik

Türk Rönesans’ının Babası “ Ahi Evran”

Bundan tam 8 asır öncesiydi. İran’ın Hoy şehrinde dünyaya gelen Nasıreddin El Hoyi (Ahi Evran) adında bir ilim talebesi dönemin ünlü âlimlerinden Evhadüd-din Kirmani’den ilim tahsil ettiği yıllarda Fütüvvet teşkilatının önderi Nasır Lidinillah ile tanışır. Bu tanışma onun ileride kuracağı Ahilik Teşkilatının ilk temellerini atar. Çünkü Nasır Lidinillah, Anadolu Ahiliğinin ilk proto-tiplerinden olan Fütüvvet teşkilatının inceliklerini Ahi Evran’a öğretmiştir bile. O dönemin ilim ve irfan merkezi olan Bağdat’ta böylesine değerli ilim insanları arasında sivrilmeye başlayan Ahi Evran, bilim adamlığı emarelerini daha o yıllarda göstermeye başlar. Yılanın zehrinden panzehirini üreterek tıp bilimine büyük bir katkıda bulunur. Bununla da yetinmeyerek  Farabi ve İbn-i Sina’nın eserlerini Farsçaya tercüme eder. Bu ve bunun gibi birçok çalışmaya imza atan Ahi Evran dönemin Selçuklu sultanı I. Alaâddin Keykubat’ın dikkati çeker ve Anadolu’ya davet edilir. Bu daveti geri çevirmeyen Ahi Evran takvimlerin 1205 yılını gösterdiği günlerde yanındaki bir gurupla birlikte davete icabet eder. Sultanı ziyaret edip övgülerine mazhar olduktan sonra Kayseri’ye gelir ve buraya yerleşir. Sosyal ve iktisadi hayattaki eksikliklerin farkına varan Ahi Evran, asırların projesi olarak nitelendirilen Ahilik Teşkilatının temellerini burada atar.

Teşkilatın Kuruluşu
Kayseri’de birkaç çarşı-pazarın kurulmasıyla faaliyete başlayan Ahilik teşkilatı daha sonra İbn-i Batuta’nın da ifade ettiği üzere Anadolu’nun en uç köşelerine kadar yayılan bir kurum olur. Sadece bir kurum değil aynı zamanda Türk-İslam an’anelerinin gereklilikleri olan kardeşlik, dayanışma, sabır, ilim ve daha birçok meziyeti ilke edinmiş köklü bir projedir aynı zamanda. Ekonomik hayatın ilkelerinden, ahlaki hayatın kurallarına kadar her alanda halkının yanında olan halkçı bir proje. Günümüzde onlarca vakfın gerçekleştirdiği işi tek çatı altında toplayan bir külliye.

“Kendin muhtaç iken bile başkalarına verecek kadar cömert ol” diyen Ahi Evran’ın paylaşma anlayışının vücud bulmuş halidir aslında Ahilik teşkilatı. Nitekim bu teşkilata giren talebelere öğretilen ilk düsturlardan birisidir paylaşmak. Talebelerin gündüz iş eğitiminden kazandıkları ile aldıkları ürünler akşam zaviyeye getirilir, ilk önce misafire ikram edilirdi. Eğer misafirden artar ise yenilir artmaz ise nasip değilmiş deyip yatılırdı.

Vatana faydalı olsun, boş gezenin boş kalfası olmasın diye genç yaşta çırak olarak teşkilatın bünyesine alınan talebelerin eğitimleri iki aşamalı olarak gerçekleştirilirdi. İlk aşama gündüz verilen eğitimdi. Bu saatlerde mesleğe yönelik pratik bilgilerin öğretildiği atölye eğitimi verilirdi. Diğer aşama ise akşam eğitimiydi. Bu aşama çırakların geceleri konakladıkları zaviyelerde verilirdi. Burada günlük hayata ait adab-ı muaşeret kurallarını öğrenmeye yönelik dersler alırlardı. Çıraklar oturmayı, kalkmayı, söze başlamayı, yemek yemeyi, su içmeyi, mesleğe, ustaya ve büyüğe saygılı olmayı bu ahi zaviyelerinde öğrenirlerdi. Bu gibi eğitimler tamamlandıktan sonra kalfalığa geçiş yaparlardı. İyice olgunluğa eriştikten sonra ise mesleğe geçişin nişanesi olarak Sed Kuşatma törenleri yapılırdı. Bu törenlerde talebenin kalfalık döneminde ürettiği ürüne bakılır, yiğitbaşı ve ustalarının da görüşleri alındıktan sonra kuşak bağlanır, şerbet içirilir ve işyeri açma hakkı kendilerine verilirdi. 

Diğer taraftan Ahilik kendi içerisinde özerk bir yapıya sahipti. Kendi üyeleri tarafından demokratik bir seçimle Yiğitbaşı seçilir, bu kişi teşkilatın temininden esnafın denetimine, hammadde dağıtımından halkın hizmetine kadar birçok görevle sorumlu olurdu. Teşkilat ise tam teslimiyet ile Yiğitbaşına bağlılığını bildirir ve aldıkları emirlere riayet ederlerdi. Bütün toplumsal sorunlara çare ararlardı. Şehre gelen bir yabancıyı 3 gün zaviyelerinde misafir edip karnını doyurmakla mükellef olurlardı. Hatta ünlü Arap seyyah İbn-i Batuta da bu zaviyelerde kalmış ve gezdiği memleketlerin hiç birisinde böyle misafirperverlik görmediğini hayranlıkla ifade etmiştir. Sadece bunlarla da yetinmeyen teşkilat aynı zamanda devletin içerisinde de müfettişlik görevi yaparak yolsuzluk, adam kayırma ve rüşvet gibi diğerkamlıkların da denetçisi olurdu. Bununla beraber devlet otoritesinin azaldığı veya sarsıldığı dönemlerde silahlanarak yönetime destek olurdu. Nitekim birçok padişahın ayaklanma hazırlığında olan yeniçerileri Ahi debbağları ile tehdit ettiği bilinen bir gerçektir.

Ancak her bakım yapılmayan binanın çürümeye mahkum olacağı gibi zamanla Ahilik teşkilatı da yozlaşmaya yüz tutmuş ve 17. Yüzyıla kadar mükemmel bir şekilde getirdiği işlerliğini bu tarihlerden sonra aksatmaya başlamıştır. Nitekim Osmanlı Devlet’inin sınırlarındaki gelişmelere bağlı olarak yerini, gayr-i müslimlerin de dahil olduğu Gedik denilen kurumlara bırakmıştır.

Günümüz Türkiye’sine Ne Bırakmıştır?
Geçmişte sergilemiş olduğu misyonu gereği, birliğe, beraberliğe ve refaha en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde, yeniden hayata geçirilmesi gereken tarihi birikimlerimizin ilkidir belki de Ahilik Teşkilatı. Günümüz ahlaki normlarından uzak Kapitalizm anlayışının bireyselcilik ile yetiştirdiği, hoyrata ve amaçsızca alışverişe yönelen insanların yegane sığınağıdır belki de. Yol arayan gençlere rota, aş arayan gurabaya bir tas çorba, başını sokacak bir ev arayan kimsesizlere sıcak bir oda olur belki de. Döngüsel çıkmazlar sarmalında can çekiştiğimiz günümüz dünyasında çok yaralara derman olabilir aslında. Şöylesine güzel dizeleri dillendiren gönüllerin emareleri nelere derman olmaz ki zaten…

Ehl-i aşka müptelayım nemelazım kâr benim,
Mal ve mülküm yoktur amma kanaatim var benim.
Dolandım misl-i cihanı bulamadım başıma bir tac,
Ne eğride tok gördüm ne doğruda aç.

Cumali Bayram

Okunma : 1443