Neden mi “Evet diyeceğim? | Karamandan.com - | Karaman Haber

Neden mi “Evet diyeceğim? | Karamandan.com - | Karaman Haber

26 Nisan 2017 Çarşamba
Neden mi “Evet diyeceğim?

Bir “Hayır” yanlısı soruyor “14 Yılda 15 proje sayabilir misiniz? Ama yol, hastane, üniversite demeyin!” diyor.

“Proje” derken neyi kast ettiğiniz önemli, önce muğlak olan bu "Proje" kelimesini açmalıydınız. 

Ondan sonra da şartınızı koşabilirdiniz. Çünkü bir umumi tuvalet bile bir projeden yola çıkarak yapılır. 

Yani "Şu hastaneyi açtı, şu üniversiteyi açtı demeyin!" gibi sınırlama getirmek, daha baştan yazılan her şeye bir gerekçe uyduracağınız anlamına gelir. 

Tamam, hastaneleri, şehir hastanelerini, üniversiteleri almayalım da, neyi ve hangi projeleri alacağız? 

Dünyadan bir örnek verseydiniz. Gerçi dünyadan örnek vermeye kalksanız da, başınızı öne eğip; yine Türkiye'ye geri döneceksiniz. Dünya çapında projeleri saymaya kalksanız, illa Türkiye'den bir örnekle başlamak zorundasınız. 

Çünkü dünyada 100 milyar dolarlık proje yapılmışsa, bunun 40 milyar doları sadece Türkiye'ye ait olan projelerdir.

Yani Ak Parti öncesinde 5 km uzunluğundaki Bolu Dağı Tünelini tamamlama imkânı bulamadığı için patates deposu yapmaya karar veren bir iktidar yok, Allah(cc)'a şükürler olsun.

Proje derken, 3.Boğaz Köprüsü, Marmaray, Gazi Osman Paşa Köprüsü gibi projeleri proje olarak kabul etmiyor musunuz? Dünyanın en büyük hava alanı olacak olan ve % 42 tamamlanmış 3.Hava Alanını kabul etmiyor musunuz? Dünyada bir ilke imza atıp, denizi doldurarak yapılan ORGİ hava alanını, Karadeniz Sahil Otoyolunu da mı saymıyorsunuz? Gerçi tek, tek saymaya gerek yok; son 14 yıl içinde Türkiye'nin üzerine 3 Türkiye daha ilave edildi. Bunları ister projeler demeti olarak alın; isterseniz tek, tek proje olarak kabul edin…           Ama bir gerçek var ki Türkiye 79 yılda geldiği gelişmişlik düzeyini son 14 yılda 4 kat daha artırdı. Bu ne demek biliyor musunuz;  79ƨ= 316 eder ki, eski sömürü düzeni devam edip gitseydi, biz o sömürülen kaynaklardan arta kalan kırıntılarla 316 yılda şu an bulunduğumuz noktaya gelme imkânı bulacaktık. 

Yani, 2017 yılında sahip olduğumuz gelişmişlik ve refah seviyesine 2317 yılında kavuşabilecektik. Ha; sömürü derken açalım; belki yaşınız genç olduğu için bilmezsiniz ama Türkiye bizim yaşadığımız süre boyunca sömürüldü. 

Nihayet son 14 yıldır, kendi kaynaklarımızı, yine kendimiz için kullanma imkânı bulabildik. 

Hani bir zamanlar "Enflasyon Canavarı" diye bir tabir vardı. Aslında ekonomide böyle bir tabir yoktur, olması da mümkün değildir. 

Peki, bizde neden var? Çünkü sömürü çarkını bize kanıksattıklarına dair bir ifadedir bu tanımlama. Yani, çaresizliğimizin işareti… Nasıl bir çaresizlik? Elbette öğretilmiş bir çaresizlik.

Biz enflasyonla baş edilemeyeceğine(!) kalpten inanmıştık. 

Kim gelirse gelsin, baş edemezdi(!). Etmiyorlardı da zaten... 

Çünkü seçtiğimiz iktidarlar bizi sömürenlerin dikte ettiği partilerden oluşuyor, ne zaman onların dikte etmediği bir parti hasbelkader iktidar olsa, hemen "Zinde Güçler" devreye giriyor, o parti kapatılıyor, ya da bir darbe ile iktidar ortadan kaldırılıyordu. 

Tabii ki yerine gelen iktidar, sömürü çarkının aksatmadan dönmesini sağlayan bir iktidar oluyordu. Çünkü kaynaklarımızı sömürmek isteğiyle iktidara getirdikleri kişilere verdikleri bir talimatla istedikleri devalüasyonu yaptırma güçleri vardı. Hatta rakamı bile kendileri belirliyor,  diyorlardı ki “% 40 devalüasyon yapın!” Tabii ki bu arada kendileri de bir kenara döviz stoklarını hazırlamış oluyordu. Bir bakmışsın ertesi gün % 40 devalüasyonla millet % 40 fakirleşmiş, döviz stoklayanlar da iki kat zenginleşmiş... İşte bu onursuzluğu sindiremeyen bir Maliye Bakanı da intihara kalkışmıştı. 

Neyse, şimdi geçelim ayrıntılı olarak neler yapıldığına... 

Sakın şu proje bu proje yaklaşımıyla gerekçe uydurmaya yeltenmeyin! Çünkü Türkiye'ye yerine göre 3, yerine göre 4 Türkiye ekleyen projeler demetinden hiç birini, diğerinden ayıramazsınız. 

Mesela bir önemli projeden bahsedelim; paradan 6 sıfır atılması projesi... 

Bir yazar bozuntusu da iddia etmişti,  "Eğer bunlar paradan 6 sıfır atarsa, Taksim meydanında eşek gibi anıracağım" diye... Gerçi, Taksim Meydanına gidip anırmadı ama köşesinde anırmaya devam ediyor. Yani kafasının üzerine doğru uzayan kulaklarını artık saklayamıyor. 

Bu neden büyük bir projedir? İsterseniz bunu Yurtdışında yaşayan bir vatandaşımızı hatırasıyla izah edelim. Vatandaşımız paranın bol sıfırlı olduğu dönemlerde Paris'te bir bankaya giderek cebindeki Türk paralarını Frank’a dönüştürmek ister. 

Üzerinde Atatürk resmi olan bol sıfırlı paraları veznedara uzatır. Veznedar parayı eline alıp, alaycı bir yüz ifadesiyle bakarak geri iade eder ve "Alın bunu tuvalette kullanın" der. 

Bu hatıra projenin büyüklüğünü görmeniz için yeterli gelmediyse devam edelim ayrıntılı gerçeklere... 

O dönemlerde maaşını bir vezneden Türk parası olarak alanlar, vakit kaybetmeden bakkal dükkânı gibi her köşe başına yayılmış döviz bürolarına koşuyordu; dövize çevirmek için… 

Çünkü üzerinde Atatürk resmi olan liraları cebinizde bir saniye bile fazla tutsanız, sizi zararı uğratıyor, cebinizi yakıyordu. 

Köşe başlarındaki en iyi fiyatı veren döviz bürosundan dövize çevirmek zorunda kalıyordunuz. 

İhtiyaç durumuna göre 5-10 mark veya gülden ya da doları bozdurup ihtiyacınızı görüyordunuz. Çünkü onlar öyle % 80-90 gibi bir değer kaybına uğramıyordu... Neredeyse bu yapancı paraların madeni olanlarını da tedavüle sokacak duruma gelmiştik. 

İşte bu sonuç tam da "Sömürge" bir ülkenin görüntüsüdür.

Bu sebeple de İstanbul'un Fethi kadar önemli bir projedir, paradan 6 sıfır atmak. 

Çünkü bol sıfırlı paralar öyle hızlı değer kaybediyordu ki bunun maliyetini fiyatlara yansıtmak için her şeye haftada bir zam yapılıyordu.

Birçok ticari emtianın fiyatı, istikrar adına dolar olarak belirleniyordu.

İşte sırf bu gerçekler bile, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının "Evet" demesi için yeterlidir. 

Çünkü o dönemler, elektriğin de olmadığı, gerçekten karanlık günlerdi. 

O zamanlar sık, sık ve uzun süreli elektrik kesildiği için bir koli mum satın almıştım. Bu mumların bir kısmını 2002 yılına kadar kullandım, geri kalanları geçenlerde depoda görünce o karanlık günleri tekrar hatırladım. Bir kenarda da bilgisayarı korumak için aldığım Güç kaynağı duruyordu. Onu da 80 dolara almıştım. Amerika'dan değil Türkiye'den... Buna rağmen elektrik düştüğü zaman sinyal sesi veriyor,  kullanma imkânı bile bulamıyordum. 

Çünkü elektrik hep düşük voltajlı olduğu için kesintisiz güç kaynağı, kesintisiz "Dııt, dııt, dııt" sesiyle sürekli uyarıyor, başıma ağrılar giriyordu. 

Neyse, geçelim bu tatsız hatıraları... Çünkü yaşadığımız o kâbus dolu günleri tekrar yaşamış gibi oluyorum.

Bu gerçekler karşısında aklın yolu, “Evet” dışında başka bir seçeneği düşünür mü?

Düzenleme : 13 Şubat 2017 14:21 Okunma : 1429