Philedelphia nire Garaman nire | Karamandan.com - | Karaman Haber

Philedelphia nire Garaman nire | Karamandan.com - | Karaman Haber

28 Şubat 2017 Salı
Philedelphia nire Garaman nire

Hakkı gel sırrını eyleme zahir,
Olmak ister isen bu yolda mahir,
Harabat ehlini hor görme şakir,
Defineye malik viraneler var.

İbrahim Hakkı

Fonetik açıdan en az Massachusetts kadar İngilizce alt yapı ve telaffuz becerisi gerektiren, bir ecnebi diyarı olarak bilirdim Philedelphia’yı. Oysa aslı bizim buralardaymış. Hem Amerika’dakinden farklı olarak mangal bile yapılabiliyor.

Philedelphia’nın böyle yazıldığından eminim ama telaffuzundan yana derin endişelerim var...

İlk duyunca şaşırıyor insan, "Philedelphia nire Karaman nire" diyesi geliyor. Aktekke Camisi’nin hemen yanında bulunan çay bahçesinde bir pazar günü Abdullah Bağırgan Ağabeyim ile sohbet ederken ilk kez duymuştum Karaman’da böyle bir yerin varlığını. Gidip görelim diye konuşurken yanımıza bir tarihçi almamızın elzem olduğunu düşündük ve Osman Ülkümen Hocamı aradım. Hocam havada kaptı fikri. O sırada gruba, Karaman’ın sağlam edebiyatçılarından Bünyamin Ceyhan, değerli Hocam Mehmet Coşar ve sıkça yaptığımız bu seyahatlerimizin vazgeçilmezi Fatih Türedi Kardeşim de katılınca ekip tamam oldu.

Eskilerin Philedelphia, yenilerin Bağdat Kırı dedikleri, Karaman'a yaklaşık 80 km. uzaklıktaki bu ilginç bölgeye vardığımızda yer gök tarih kokuyordu.

İki bin yıllık tarihiyle, Roma’dan Bizans'a, Osmanlı'dan Karamanoğlulları’na kadar pek çok kültüre ev sahipliği yapan bu toprakları ve yüzyıllar içinde yaşanan değişimi paçamızdan cehalet akarken gözlemledik. Zira, defineciler bile bizden evvel keşfetmişlerdi.

Evet, yanlış okumuyorsunuz, Türkiye'de de Philedelphia diye bir yer var. Hem de Karaman'da. Üstelik 1682'de William Penn tarafından ABD'de kurulandan dahi eski. Philadelphia veya Filadelfiya ismi Türkçede, ‘Kardeş sevgisi' anlamına geliyor. Penn'in “'Kardeşçe sevgi, dinsel hoşgörü ve ibadet özgürlüğü”nü yaşatacağı vaadiyle kurduğu Philedelphia ilhamını İncil'den alıyor. Tıpkı şimdi Karaman sınırları içindeki Philedelphia'da olduğu gibi.

Burayı bir masala başlarmış gibi başlayıp uzun uzadıya anlatmak mümkün. Ama en güzeli, efsanelere ve muazzam bir kültüre ev sahipliği yapmış bu yerleşim yerini yerinde görmek, o havayı teneffüs etmek. Yine de gidip göremeyenler için dilimiz döndüğünce edindiğim bilgileri aktaralım.

Efendim Roma İmparatoru Sezar ölünce yerine Antonius geçer. Mirası bol bulan Antonius malı mülkü hor kullanıp, Taşleli bölgesini Mısır kraliçesi Kolepartara'ya düğün hediyesi olarak verir. Anlaşılan o devirlerden bu güne erkekler pek bir değişmemiş.  Antonius Kolepartara’nın dillere destan güzelliğini görünce “Ulen bu benim olsun İremnak feda olsun” demiş olsa gerek.

Hâsılı Antonius, Torosların bakir ormanlarındaki keresteleri Akdeniz de ki Tersanelerine taşıyarak ömür tüketince MÖ 31 yılında yerine geçen İmparator Oktavius, zararın neresinden dönersek kârdır mukâbilinden dağlık Kilikya'yı Kleopatra'dan geri alarak Roma imparatorluğuna bağlamış.

Hz. İsa'nın peygamberliğiyle beraber taşlık Kilikya denen bugünkü Taşeli bölgesi bolca dinsiz olduğu için Havarilerin uğrak yeri olmaya başlamış. Zira burayı yöneten Roma imparatorluğu 1. derecede tebliğe muhatap bir konumdaydı. O yıllarda dünyanın oldukça tenha olduğunu düşünürsek bu bölge, potansiyel taraftar toplanabilecek bir insan kalabalığına sahipti. Bugün bu bölgedeki tüm tarihi eserler, MS 395'te yıkılan ve yerini Kahpe Bizans’a bırakan Romalılar zamanındaki Hıristiyan müminlerin eserleridir diyebiliriz.

Hıristiyanlığın ilk yıllarında Hz İsa'nın on iki havarisinden Aziz Barnabas, birkaç yareniyle birlikte şu an Konya'da bulunan Sille ve Kilistra'ya gelir. Burada Yahudilerden yedikleri temiz bir dayaktan sonra Aladağ bölgesine yani Karaman Akçaalan köyünde bulunan Philedelphia’ya gelirler.  Rahat bir nefes alıp dinlenirler, oturup çay içerler. Bu konu İncil’de de geçer. İncil’in Resullerin İşleri bölümünün 13. Babında şu ifadeler yer alır; “Barnabas Seul ile beraber Ruhulkudüs tarafından görevlendirildikten sonra Kilistra'ya vardılar. Buradan Likaonya/Karaman’ın Listra/Yollarbaşı ve Derbe (Kerti Höyük-Ekinözü köyü-Karaman) kentlerine ulaştılar. Vardıkları her yerde Yahudilerin eziyetleriyle karşılaşıyorlardı. “

Görüyorsunuz ki; bu günde dünyanın başına bela olan Yahudiler, o dönemde de pislik yapıyorlarmış.

İncil devam eder; “Havariler dinlerini tebliğ ederken Yahudilerden bir grup peşlerinden hiç ayrılmıyor ve “Sakın bu delilere inanmayın” diyorlardı. Philadelphia ve Gâvurini (Güneyyurt) da bulunan müminlere destek için günlerce vazettiler. Domitiopolis’e (Yukarıçağlar civarı) geldiklerinde İmanlılar büyük bir kalabalık oluşturdular ve hazırladıkları boğaları kurban etmek istediler. Barnabas ve Pavlus elbiselerini yırtarak halkın arasına atılıp karşı çıkarak “Kurban ancak Allah’a olur” diye mani oldular. Lakin Konya’dan gelen Yahudilerin baskısıyla buradan da ayrılmak zorunda kaldılar.” Aynen böyle denilmektedir İncil'de.

Romalı dedelerimizden kalan bu mirası yetkililerden önce definecilerin keşfetmiş olması da işin bir başka yönü. Tarih ve özellikle Dinler Tarihi konularına hâkim defineci dostlarımızı kutluyor onların tahribatından geriye kalanları görmenizi tavsiye ediyorum. Unutmadan söyleyeyim bu konuda Karamandan.com yazarlarından Mükremin Kızılca Hocamızın ciddi araştırmaları mevcut.

Türkiye’de bir  Filadelfiya’da Manisa’nın ilçesi Alaşehir’de var. Buradaki Philadelphia'nın kuruluşu Attaloslar Kralı 2. Attalos’a dayanır. Zaman içerisinde genişleyen Roma egemenliği ile birlikte şehir bir Roma şehir haline dönüşüyor. Constantine'nin hükümdarlığı yeni bir başkent kurarak kendi adını verdiği Constantinepois'e taşıyarak Roma'yı ikiye ayırmasının ardından Doğru Roma İmparatorluğu’nun kadim kentlerinden birisi olan şehir, 1451 yılında Osmanlı tarafından feth edilene değin Bizans'ın Anadolu üzerindeki en son kalesi olma özelliğini korudu. Fatih Sultan Mehmet sadece 2 yıl sonra Konstantinopolis'i fethederek tarihe geçti.

Şiirsiz olmaz konu buraya gelmişken fetihten sonra Fatih’in okuduğu bir beyite getirelim sözü.

Hikaye Romalıların inşa ettiği Büyük Saray ile başlıyor. Şehrin MS 330  yılında Roma İmparatorluğu’nun başkenti olmasının ardından I. Konstantin’in Hipodrom ile Ayasofya arasında yaptırdığı ve 13’ncü asra kadar kullanılan imparatorluk sarayı, IV. Haçlı Seferi sırasında Latin askerlerince harabeye çevrilmiş. 1453 yılında fetih sonrası sarayı gezen Fatih Sultan Mehmet yapının haline öyle üzülmüş ki sarayın boş salon ve bölümlerini gezinirken Pers şair Firdevsî’nin mısralarını şu şekilde okumuş;

 “Perdedâri mî-koned der tâk-ı Kisrâ ankebûd
Bûm nevbet mîzened der kal’a-i Efrâsiyab”

Mealen; Kisra’nın köşkünde örümcek kapıcılık etmede, Afrâsiyâb’ın kalesinde ise baykuş davul çalmadadır, şeklinde çevrilebilir.

Sarayın harap halini görünce bu beyiti hatırlamış Sultan Fatih ama, şiir konusunda zat-ı şahanelerinin de eline su dökecekte az bulunur;

Sakiya mey sun ki bir gün lalezar elden gider
Erişir fasl-ı hazan bağ-u bahar elden gider.

Her nice Zühd-ü salaha mail olur hatırım
Gördüğümce ol nigarı ihtiyar elden gider.

Şöyle hak oldum ki, ah etmeye havf eyler gönül

Lacerem bad-ı saba ile gubar elden gider.

Gırre olma dilbera hüsnü cemale kıl vefa
Baki kalmaz kimseye nakşünigar elden gider.

Yar içün ağyar ile merdane ceng etsem gerek
İt gibi murdar rakib ölmezse yar elden gider.

Avni (Fatih Sultan Mehmet)

 

Bu makale Adem Kocatürk'ün Kebikeç adlı kitabından alıntıdır.

 

Düzenleme : 30 Aralık 2016 18:47 Okunma : 5038
Foto galeri