Sıhhatler Olsun | Karamandan.com - | Karaman Haber

Sıhhatler Olsun | Karamandan.com - | Karaman Haber

25 Nisan 2017 Salı
Sıhhatler Olsun

Lebünden bûse almadı kimesne câmdan gayrı
Soyup koynuna komadı seni hammâmdan gayrı 
Hayretî

Sosyal medyanın hunharca kullanıldığı bir çağda artık tüm keyiflerimizi keyifle ifşa eder olduk. Elindekini paylaşmayan keyfini cömertçe paylaşır oldu.

Açınız tivitırı ya da fesbuku adım başı keyif yapan ehl-i keyfe rastlarsınız. Mesela elinde kahveyle cam kenarında kendi fotoğrafını çeken ofis girl Nazlı “Molada kahve keyfi” diye paylaşıyor. Ya da, kemiksiz 110 kilo çeken Kasım Dayı ki sanal âlemdeki namı “Çılgın Firari”dir, bol manzaralı bir hamakta devirmiş yatarken “Ormanda hamak keyfi” diye paylaşıyor. Sanmayın bu zevat hep böyle güllük gülistanlık keyif sürüyor, bilmiyorsunuz ki; Kasım Dayı’nın çılgın ve firari bir çoban köpeği yüzünden bütün keyfinin kaçıp 100 metreyi 12 saniyede kat ettiğini ve Nazlı’nın öz çekiminden hemen önce patronun “Nörüyonuz gaç saattir gızım” şeklindeki zarif paylamasına maruz kaldığını. Yani bu keyif dolu fotoğraflardan bir öncesi birde sonrası var. Hayat her vakit keyif dolu olamıyor. 

Ben mesela, böyle fotoğrafları gördüğümde “Bu da keyif mi be. Sen keyfi hamamda gör” derim kendi kendime. Sıkıysa birde selfi çek; hamamda kese keyfi…

Keyif denince akla hamam gelir elbet, bin yıldır bu böyledir. Bende mütemadiyen giderim sıhhatler olsun diye. Geçenlerde aziz dostum Serhat’a hamama gidelim bu akşam dedim. Serhat, yazılım işiyle uğraşan hayatı monitör içinde yaşayan, 0 ve 1’lerden ibaret bir adam. Kadim dostum, 4 MB hafızasıyla oldukça bilgili ve entelektüel bir tip! Hani, bildiklerinin bilmedikleri yanında hiçbir şey olduğunu bilmeyen bilgelerden. 

Serhat hamama gidelim teklifimi olumsuz yanıtlayınca kendi kendime “Dejavu mu yaşıyorum yoksa Serhat’ın hamam teklifimi 3. kez reddedişi mi bu” diye düşündüm. Evet evet Serhat hamamdan kaçıyordu. Biraz deşeleyince anladım ki aziz dostum daha evvel hiç hamama gitmemiş. Daha doğrusu en son 9 yaşındayken annesiyle kadınlar hamamına gittiğinde, hamamcı teyzenin “Hanım bir dahakine kocanı da getir bari” ikazından sonra hiç gitmemiş. Yıllarca mahalleli kadınları her gördüğünde o anısı gözünde canlanıp durmuş garibimin. 

Hamam tarihinden ve kültürümüzdeki yerinden bahisle verdiğim küçük konferansın etkileyiciliğinden midir, yoksa bu anısını herkese anlatırım korkusundan mıdır bilemiyorum, Serhat hamama gelmeye ikna oldu. Ben de Serhat’ın bu sırrını kimseyle paylaşmadım.

Gerekli edevatı tedarik edip ivedi hamamın yolunu tuttuk. Bir yandan gidiyor bir yandan da Dostum Serhat için, normalde 7 TL olan kese ücretini 35 TL olarak ödeyeceğimizi düşündükçe hesabı ona ödetmenin yollarını arıyordum. Zira Serhat, Şirin için dağları yeni yarmış yarma bir dev misali heybetli bir arkadaşımızdı ki, kesecinin onu normal insan kategorisine alması zaten beklenemezdi. Nitekim, Serhat’ı keseleyen tellak işini bitirene kadar yan teneşirdeki arkadaşı 5 kişiyi keseleyip masaj yapacaktı.

Karaman’ı bilenler şehir merkezinde bulunan tarihi Süleyman Bey Hamamı’nı bilirler. Eskilerin; içinde Mevlana’nın Annesi’nin metfun olduğundan mütevellit “Mader-i Mevlana”, yenilerin ise “Ak Tekke” dedikleri caminin hemen yanında bulunan, yıllara meydan okuyarak sapasağlam ayakta kalmayı başarabilmiş Süleyman Bey Hamamı. Ne vakit yapıldığını tam bilmesek de, Karamanoğlu Emir Seyfettin Süleyman Bey zamanında, yani 14. yüzyılın ortalarında yapıldığını sanıyoruz. Yanına birde 43 odalı han yaptırmış merhum lakin bize ulaşamadı. Süleyman Bey unutulmuş ama hamamını Karamanlı hamamseverler iyi bilirler. Bilmekle kalmayıp suyundan şifa devşirenler de çoktur. 

Biz de iki kafadar vara vara vardık Süleyman Bey Hamamı’na. Henüz kapıdan girerken zaman zaman bu tarihi binadan daha yaşlı olduğunu düşündüğüm hamamın emektarı Dadaş karşılıyor bizi. 

Dadaş’ın “Napisan Oglum” nidasına “Eyiyem Ağam Hudeş te razı be, sen napisan” şeklindeki kötü şiveyle verdiğim cevaba mukabil, o, müthiş belagatiyle, taşı gediğine koyan, derin mana dolu cümlesini biz cühelaya bahşetti: “Zevzeklik etme halo”

Ve işte o an. Hamamdayız. Soğukluk diye tabir edilen hamamın ilk bölümüne girince 500 yıldan fazladır hizmet eden tarihi binanın atmosferi sarıyor her yanımızı. Hamamda usûl erkân bilmek lazım, hemen girilmez sıcaklığa, oturup soluklanmak icap eder. Bu, bir nevi tarihe merhaba demektir. 

Oturup ikram edilen çayı içerken, duvara gömülmüş gibi duran bir tarafı komple açık yazıhanede oturan adamın hayatında ilk defa görüyormuşçasına televizyon izlediğini görüyorum. Duvarda geçen yılbaşından kalmış promosyon olduğu her halinden belli bir saat 21;15’i gösteriyor. Saatin bir yanına Atatürk’ün Trablus’ta çektirdiği fotoğrafı, diğer yanına ise Türk Bayrağı asılmış. Yazıhanenin hemen üzerindeki duvarda duran, tabelacı çırağı işi yazıda büyük puntolarla şöyle yazıyor;

SIHHATLER OLSUN
NASİPSE GELİR HİNT’TEN YEMEN’DEN
NASİP DEĞİLSE NE GELİR ELDEN

Hamamın beyaz badanalı kubbesinden, rutubetten çürüyüp sararmış kireç parçaları insanların omuzlarına saçlarına dökülüyor. Az ötemizde, bizim gibi hamam keyfi yapmaya gelen şehrin tüm kirlileri sobanın başına oturmuş Cüneyt Arkın filmi izliyorlar: Kara Murat benim...

“Nasılsın Dadaş” diyorum, “Ne olsun aynı tas aynı hamam” diyor.

Neredeyse 25 yıldır tanırım Dadaş’ı, aslı Horasanlı. Asıl adını bilmem, hiç de merak etmedim. Önemli olan babasının ne ad verdiği değil, hayatın ona ne yüklediği değil midir? Babası “Selim” koymuş ama dünya “Yavuz” diye bilir? Oysa Selim sükûnet ve esenlik içinde bir kedi yavrusunu telkin ederken, “Yavuz” hırçın bir aslanı akla getiriyor. Hayat böyle işte, kimi kedi doğup aslan gibi ölür, kimi de nur topu gibi doğarda fareler gibi yaşar… 

Konuşası varmış Dadaş’ın; “Hemşerim vardı, Ali Hoca tayini çıkmış, gitmiş İstanbul’a. Beni çok severdi. Üniversitede hocaydı senin akran...” diye anlatırken soyunma kabinlerinin birinden çıkan gencin ışığı açık bıraktığını görünce sözünü yarım bırakıp çıkışıyor; “Lambayı söndür looo. Mal”

Çocuk hemencecik lambayı söndürmüş olmasına rağmen, dadaş elleri cebinde söylenmeye devam ediyor; “Tipe bak. Sanırsın Ermeni.”

Bir yandan ters ters çocuğa bakarken bir yandan da bana elinde tuttuğu okey taşından bozma kabin anahtarını uzatıyor. Kırmızı 12…

Ne vakit hamama gitsem merhum Kemal Sunal’ın efsane filmi gelir aklıma. Takriben 500 kez izlediğim ve şu an olsa yine aynı keyifle izleyeceğim “Dev bütçeli!” Tosun Paşa filmi. Başlarken aslanların kükrediği filmlere nal toplatan, hatta yapımı için harcanan milyon dolarları izleyicilere dağıtsalar dahi bu denli çok izlenmesi mümkün olamayacak olan, o hava bükücü denen garabete bile duman attıran Tosun Paşa filmi.

Ve, o filmin en güzel sahnesi, bilirsiniz; Güzelliği dillere destan Leyla Hanım için kopan hamam kavgasında, Seferoğulları’ndan Rukiye Hanım ve tayfası tarafından söylenen hiciv dolu türküye, anında Tellioğulları’ndan Adile Hanım’ın verdiği tarizli cevabın olduğu sahne.

O kurnadan bu kurnaya çirkef sıçramış
Kırk beş yaşında Adile de Hanım pek de kartlaşmış.

Geri kalır mı Adile Hanım, yapıştırır cevabı;

Sizden âlâ çirkef olmaz bey kızı size kalmaz
Hadi ordan Rukiye de Hanım ağzını yırtarım 

Hop hop hop

Aslen bir Şarköy türküsü olan bu sözleri mırıldandığınızı duyar gibiyim. Neyse susun da hikayeyi tamamlayayım.

Tosun Paşa filminden midir bilmem hamama girince kendimi bir Osmanlı gibi hissederim. Bir Osmanlı yeniçerisiyim, hatta paşayım sanki; haşin hoyrat mert. Hele o peştamalı aldım mı üstüme, hey yavrum hey, kispet mübarek, pehlivanlar gibi çıkarım göbek taşına. Görenler göbek taşına değil Mısır seferine çıkıyor sanır. 

Bu delikanlı ve babayiğit tavırlarım Tokatlı tellağa biat edip teslim olana kadar sürer. Sonrası tam bir işkence seansı. Biz sefil köleler, ram olduğumuz zalım tellak hazretlerinin “Yan dön, otur, dal üstü yat”  gibi talimatlarını harfiyen yerine getirirken ne babalık kalır ne de yiğitlik. 

Tellak ve kese arasında yaşadığım o inanılmaz anlara geleceğim lakin önce göbek taşına uğramamız lazım. İşte mevzu bahis yer burası; Göbek taşı. Hani hamam keyfi diye selfi çekip cümle âlemle paylaşmayı hayal ettiğimiz müstesna mekân. Öyle ki, şad olsun fesbuk camiası, mest olsun sanal âlem…

Akıl baliğ olarak ilk hamam deneyimini yaşayan Serhat’la birlikte ılıklık mahallinden sıcaklık denen göbek taşı mıntıkasına intikal ettiğimizde, ortak arkadaşımız Çağdaş’ı, erimiş tereyağı gibi kıvama gelmiş gevşeyip dururken bulduk göbek taşında. Çağdaş, bizim çakma komünist arkadaşımız; Her fırsatta Das Kapital’den pasajlar aktararak biz mürtecileri aydınlatmayı kendisine vazife bilmiş o muallim kişilik. Marx’ın Annesinin bile “Kapital yazacağına kapital kazanmaya baksaydın" dediği kitabı, sırf bizleri irşat için hıfzetmiş cefakâr ve düşünceli dostumuz. Oysa Marx bile ikinci cildi basmaya gerek görmemiş, ama neylersin ki kendini Marksist sanan memleket insanı kraldan fazla kralcı kesilmiş.

Bizi görünce hamam sahibi gibi, “Hoş geldiniz” diyor Çağdaş. Çok severim Çağdaş’ı, olabildiğince zarif bir o kadar naif bir dosttur. Öyle düşüncelidir ki dilenciye para verirken incinir diye bir arkadaşıyla gönderir garibim. Allah bilir ya, tellağa ayıp olmasın diye güzelce yıkanıp gelmiştir hamama. Bir defasında üşümüşler sanıp evdeki akvaryumuna çaydanlıktan sıcak su koymuştu da balıklar ölünce, “Bunlar ızgarada güzel oluyor, haşlamasını sevmem” dediğim için küsmüştü bana. Allah’tan balıklar için düzenlediği cenaze törenine katıldım da barıştık. Öyle incedir, narindir Çağdaş.

“Hoş bulduk yoldaş” dedim “ Ne işin var senin hamamda, çağdaş dediğin spaya, saunaya gider.” 

“Milliyetçilerin bayrak ve vatanı kendilerinin sandığı gibi siz yobazlarda kendinizi hamamcı sanıyorsunuz” diyerek kinayeli bir giriş yaptı Çağdaş. Göbek taşının muhabbet mevzuu belli olmuştu artık. Çağdaş kuru kavak fidanını andıran incecik vücuduyla göbek taşına yan yatmış halde uçan kuşa muhalif devrimci söylemlerini bir biri ardına sıralarken, ben de altta kalmıyor ilahi hakikati ona göbek taşında anlatıyorum. Karşılıklı ahkâmlar kesilirken ifadeler sertleşince Serhat gecenin lafını ediyor: “Arkadaşlar siyasetçiler her şeyi söyler ve her zaman işin içinden çıkar. Herkes onların dostudur, eleştirenler bile. Lakin biz sert ifadelerle birbirimizi kırarsak dostsuz kalırız. Tiwitterdaki dostlarınız bile takibi bırakır alimallah”

Serhat göbek taşının mermerlerinden dahi ağır bu okkalı cümlesini akisli hamam sesiyle salıverdi ama o da çok iyi biliyordu ki biz dostlarımızla asla münakaşa etmez, ancak münazara ederdik.

“Gel” dedim “Feylesof kardeş, tellak ne düşünüyor bu konuda bir danışalım” 

Kese ve masaj yaptırmak için göbek taşına veda ederken, saunada uzun süre kalmanın yiğitlik olduğunu sanan acemi gençlere gerekli nasihatimizi verip hamamizm felsefesine hâkim bilirkişiler edasıyla üç peştamallı olarak kese-masaj yapılan alana çıktık. Serhat’ın adımları geri geri gidiyordu fakat yapacak bir şey yoktu, acı gerçeklerle yüzleşmenin vakti gelmişti.

En cılızımız Çağdaş’a en pala bıyıklı tellak tevafuk ederken, Serhat’ın tellağı Fehmi Dayı, işine hâkim tavırla keseye başlayıp, bir yandan da bir Tokat türküsü tutturmuştu bile. Öyle yanık söylüyordu ki yüreği yanmayan bizden değildir. 

Hey onbeşli onbeşli
Tokat yolları taşlı
Onbeşliler gidiyor
Kızların gözü yaşlı

Giderim ilinizden 
Kurtulam dilinizden
Yeşilbaş ördek olsam
Su içmem gölünüzden

İyi bildiğimizi sandığımız bu türküyü Fehmi Dayı’nın, uzun hava tavrıyla okuduğu o yanık sesiyle adeta yeniden tanıdık. Aslında çok acıklı bir hikâyesi olduğunu o vakit öğrendiğimiz türküyü, yıllardır oyun havası sandığımızdan dolayı utana sıkıla dinleyerek keseleniyorduk. Tellağın sesi hamamda yankılanırken Bâkî’nin o muhteşem beyiti geldi yerleşti beynime; 

Âvâzeyi bu âleme Dâvûd gibi sal, 
Bâki kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş

Türküsü bittiğinde, kızgın kumlardan serin sulara atlar gibi başımızdan aşağı bir sıcak, bir soğuk sular boca ederek bize unutulmaz anlar yaşatan tellağın keyfi bizden âlâ idi. Fevrileşen hareketlerinden, az sonra maruz kalacağımız masaj dedikleri o, kemik sesi gelmezse itibara alınmayan sevecen yaklaşımlarının sinyalini de veriyordu.

Bir yandan da, hamama ilk kez gelenleri gözünden anlama yetisine sahip tellak efendi, Serhat’a kaba etinden çıkan kirleri gösterip klasik tellak şakasını yapmadan duramadı: “Vay anam vay nerde kirlendin sen böyle”

Hecr ile aşıka hoş gelse harâret ne aceb
Kış güni zevk m’olur cilve-i hammâm gibi 
Câzim

Düzenleme : 28 Şubat 2017 18:30 Okunma : 2351