Türk Dil Bayramı Kutlanıyor | Karamandan.com - | Karaman Haber

Türk Dil Bayramı Kutlanıyor | Karamandan.com - | Karaman Haber

28 Mart 2017 Salı
Türk Dil Bayramı Kutlanıyor

Türkçe Düşünelim, Türkçe Konuşalım, Türkçe Yazalım...

Ana dilimiz Türkçe’nin  resmi devlet dili oluşunun 738. Yılı, Karamanoğulları Beyliği’nin kurulduğu yer olan  Ermenek İlçesi, Balkusan köyünde bu gün yapılan törenler ve ünlü Ferman’ın okunmasıyla başladı.  Türkçe konuşmak, Türkçe yazmak ve Türkçe düşünmek  konularında çok daha titiz olmamız gerektiğini düşünüyoruz. Karamanoğlu Mehmet Bey, 1277 yılında, Konya’da yayınladığı ünlü FERMAN ile aziz vatanımız Anadolu’da, ilk defa devletin resmi dili olarak Türkçe kabul ve ilan edilmişti.  Bu fermanın ilan edilişi Türk Dil Bayramı olarak kutlanmaktadır. Milletimize ve Türk Dünyasına hayırlı ve uğurlu olmasını diliyoruz.

Geçen yıllarda,  Selçuklu Tarihi uzmanı olduğu söylenen inkarcı Prof. Dr. Mikail BAYRAM “ Türkçe Fermanı Mehmet Beye ait değil” Karamanoğlu Mehmet Bey’in  13 Mayıs 1277 tarihinde yayınladığı “bu günden sonra divanda, dergahda, bargahda, mecliste ve meydanda Türkçe’den başka dil kullanılmaya” şeklindeki ferman ona ait değil” Karamanoğlu Beyliği 1261 yılında kuruldu. Tarihçi İbni Bibi, bu sözleri Karamanoğlu Mehmet Bey ile alay etmek için söyledi” diye devam etmiş. Ayrıca, “Konya’da konuşma ve ilim dili Farsça idi. Böyle bir uygulama (Türkçe kullanımı) sadece Cumhuriyette var” demiştir. Türkçe konuşmaya zorlama geleneği tarihimizde yok“ demiştir. Bu aykırı iddiaları, Konya Aydınlar Ocağı tarafından Sille Kültür Evinde düzenlenen bir toplantıda  söylemiştir.

 Bu haber üzerine bir kaç telin yazısı yayınlandı. Bizim de yayınladığımız karşı yazıya hiç bir yorum gelmemişti. Milli değerlerimiz ve varlıklarımız elimizden bir bir alınarak “yalan, yok, yaşanmadı, gereksiz “ gibi iftiralara maruz bırakılırken, yatırılmış olduğumuz derin uykudan ne zaman uyanacağımız bilinmemektedir. Yazar Turgut ÖZBAY tarafından yazılan ve Ankara Ticaret Odası yayınlarında yer alan İşte Türkiye Gerçekleri isimli kitapta (Ocak -2003, Ankara basımı, sayfa.171..) “ yanlı, maksatlı, yalan bilgiler, yönlendirme ve şartlandırmalarla, Türk Milleti’nin dikkati dağıtılmış, Millet şaşırtılmıştır. Türk Milleti hafıza kaybına uğratılmış, beyinler yıkanmıştır. Sonuçta, insanların Milletine ve Devletine olan güveni azaltılmıştır, Milli kültürümüzden uzaklaşmak ve Milleti küçümseme gayretleri, devletimizin (Cumhuriyet) kuruluş felsefesinden uzaklaşmaktır” şeklindeki görüşler yer almıştır. Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK tarafından kurulmuş olan, Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu, bu olumsuzlukları önlemek, Türk Dili ve Tarihini, sonuçta, Türk Kültürünü yüceltmeyi hedefler. Günümüz dünyasının ünlü siyaset bilimcisi Huntington, geleceğin dünyasında, uyuşmazlıkların ve çatışmaların nedeni, ideolojik ve ekonomik değil, kültürel olacaktır, demiştir. 

Bilindiği üzere, DİL bir milletin varlığı için ilk ve zorunlu unsur, milletin zengin kültürü için  en önemli araçtır.  Millet tanımı “ortak bir dili, kültürü, tarihi ve gelenekleri olan.. “ diye başlar. Dil ve kültür bir birinden ayrılmaz kavramlardır. Çünkü, dil ve kültür, bir toplumun temel unsuru, geleceği ve yaşam biçimi  olup, milleti, diğer milletlerden ayıran, kişilik kazandıran varlıklardır.  Çağdaş ve uluslar arası bir üne sahip olan bilim adamımız merhum Prof. Oktay SİNANOĞLU, dil ve millet kavramlarını  anlatırken “ bir milleti yok etmeye, önce kültürünü yok etmekle başlanır, sonra dili ortadan kaldırılır, dil yok olunca,  millet de yok olmuş demektir” diyordu.  Anadolu’nun her yerinde  yabancı dille eğitim yapan okullaer açılması ve diğer okullarımızda yabancı dilde eğitimin  yaygınlaştırılması, önce kültürümüzü, sonrasında da dilimizi yok etmeye yönelik faaliyetler olmaktadır. Yabancı dil öğrenmekle, yabancı dilde eğitim yapılması, hedefleri yönünden  çok farklı kavramlardır. 

Türkçenin, geniş bir coğrafyada ve büyük insan toplulukları tarafından kullanılan evrensel ve zengin bir dil niteliğinde olması değerlendirilmelidir. Günümüz dünyasında, yurt içi ve yurtdışında, Türk Milletinin dili, dini, tarihi, kültürü, hukuk sistemi, kısacası Türk’e ait ne varsa tenkit edilmekte ve horlanmaktadır. Bu yıkıcı faaliyetlerin asıl hedefi, Türk Milletini “Millet Olma/Milli Olma” şuurundan uzaklaştırmaktır. Anadolu Selçuklu Devleti ve Osmanlı İmparator dönemlerinde sarayın (devletin) dili, Türkçe yerine Arapça-Farsça olduğundan dilimizin gelişmesi çok yavaş seyretmiştir. Ulu Önder ATATÜRK, dil ve kültürün önemini bildiği için, 01 Kasım 1928 tarihinde Arapça-Farsça yerine Latin harflerine geçilmesini ve Türk Alfabesi’nin kabul edilmesini sağlamıştır. Türk Dil Kurumu’nun kurulması da dilimizin geliştirilmesini sağlamaya yöneliktir. 

Ermenek Belediyesi ve Karaman Valiliği desteğinde, 2004 yılı Ağustos ayında, Ermenek  Selçuklu Oteli salonlarında “ Karamanoğlu Mehmet Bey, Tarih, Türkçe ve Atatürk “ konulu bilimsel bir panel düzenlenmişti. Panel duyurusunu okuduğumda, Türk Dil Kurumu Başkanı ve üyeleri başta olmak üzere, Türki Cumhuriyetler ve çeşitli kurumlardan 12 bilim insanı Profesörün konuşmacı olarak katılacağını gördüm. Türkmenistan temsilcisi Doçent Dil Bilimci Berdi  Sarıyev’in , Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesinde misafir öğretim üyesi sıfatıyla öğretmenlik yaptığını, esas ihtisas alanının Çağdaş Türk Lehçeleri (ÇTL) olduğunu da öğrenmiştim. 

Konuşma sırası bizim Kazancılı Doçent Berdi SARIYEV’e geldi. Kürsüye gelerek katılımcıları selamladıktan sonra söze “ bizim Türkmenistan’da, 800 yıldan beri, turnalar buralardan uçup gittiler, acep nerelere kondular, diyerek  ah çekip ağıtlar yakardık, buralara geldim ve turnaların nerelere konduklarını gördüm”  diyerek söze başladı. Konuşmasını Türk dilinin yapısı ve kökleri üzerine yoğunlaştıran hocamız, bir gün önce Ermenek Kamışlı yaylasına ekip olarak gittiklerini ve bilim heyetini karşısında gören Yörük obasının yaşlı çobanının onlara ikram etmek için hemen bir çebiç ( bir yaşında keçi yavrusu) kestiğini anlattı. Davarı yüzmeye başlayan çobanın yanına oturup konuştuğunu, sekiz asır öncesine dayanan  ayrılığa  rağmen, tüm kelimelerin hiç değişmeden kullanılmakta olduğunu örnekleriyle açıkladı. Keçi ve koyun isimleri, döş (göğüs-omuz başı), gapırga (kaburga), döş yalağı, çoban payı, güveyi kapanı gibi kelimeleri ve gıyzım sana aydayım, gelinim seni anlayasın (kızım sana derim, gelinim sen anla), Türkler geçişini satar sekize, döner derisini alır dokuza ( maddiyata önem vermezler, ticareti, kar etmeyi bilmezler) gibi deyimlerin halen Türkmenistan dilinde de aynen kullanıldığını açıkladı. Konuşmasını duygu dolu cümlelerle sürdüren Türkmenistanlı Doç. Berdi Bey, Türkler arasında asırlardan beri kullanılmakta olan “ Türküm, Türkün Türkümdür, Türküm Benim Görkümdür “ şeklindeki tekerlemeyi de söyledi. Görküm, Görkem’den gelmekte, deyişin anlamı, kısaca, “Türklük,Benim Güzelliğimdir, Gururumdur, övüncümdür, kahramanlığımdır, cesaretimdir“ anlamına gelmektedir. Rusya yönetiminde bulundukları süre içinde, dünyadaki Türklerin nerelerde yaşadıkları konusunda hiçbir bilgileri olmadığını, bilgi edinmelerinin yasak olduğunu da anlattı. Fakat, tüm bu yasaklara ve baskılara rağmen kültür ve dil birliğinin devam etmekte olmasının önemini de vurguladı. Doç. Berdi Bey, dil ve kültürün temelinin aile içinde atıldığı ve geliştiğini, toplum içinde ve eğitimle üst seviyelere yükseldiğini, Türk Aile yapısının dünyada eşi olmayan sağlam ve sarsılmaz bir yapı ve saygı duyulan kurum olduğunu anlattı. Hatta, bir konuşmasında, dil ve kültürün aileyle, ailenin de evlenme filiyle özdeş olduğunu söyledi. İddialı bir şekilde “konuştuğu dilinde EVLENME fiili olmayan toplumlar (Milletler) Türk olamaz” dedi. Bu açıklamasını, günümüz Türk Devletleri dillerinde kullanılmakta olan evlenme fiillerini sıralayarak tamamladı.  

Dilimizin yabancı dillerden alıntı kelimelerle doldurulması, aydınların, sanatçıların ve hatta devlet adamlarının yabancı kelimeleri ve cümleleri kullanmayı alışkanlık haline getirmeleri bilinen gerçeklerdir. Devlet büyüklerimizin dünden bugüne, konuşmalarında bazen yabancı kelimelerden oluşan cümleler, bazen de Türkçe ve yabancı kelimelerden oluşan cümleler kurduklarını biliyoruz. Örneğin, lansman,  force ettik, transformasyon gerekli, yes be annem, okey, mersi, printer, show, star, motive etmek, bye, aksiyon, misyon, vizyon, deklere etmek, supermarket, cv, komünikasyon gibi. Bu uygulamaları incelediğimizde, Türkçe düşünüp İngilizce konuştuğumuz veya İngilizce düşünüp Türkçe konuştuğumuz ortaya çıkmaktadır. Antalya civarında bir lokantanın ismi “Şefin Restaurantı” şeklindeydi. Lokanta kelimesi İngilizce başlamış, son harfine gelinde Türkçe ekle tamamlanmıştı. Kısaltmaların ve özel isimlerin yazılışlarında yapılan hatalara sıklıkla rastlıyoruz. Dilimizi korumak ve geliştirmek için Türkçe düşünüp, Türkçe konuşmalıyız.

 Büyük şehirlerimizdeki sokaklarda, işyeri isimleri, ilan ve tabelaların, günlük konuşmalarımızdaki bir çok kelimenin yabancı kelime ve deyimler olduğunu her fırsatta dile getiriyoruz. Büyük bir  Alış Veriş Merkezi (AVM)  isimleri, Galeria, Arcadium, Acity Outlet, Gros Market, Optimum, NATA Vega, Next Level, Mine Sera, Panorama, Kent Park, Armada, Real, Makro ve Gordion şeklindedir. Türkçe sandığımız, motor, elektrik, otomobil, ekonomi, politika, finans, bulvar, transfer, doktor, grup, panel, kanal, radyo, vizyon, film, sinema, tren, tramvay, misyon, damper, blok, site gibi kelimelerin yanına, fastfood, bazaar, sale, chery, rent a car, restoran, cafe, internet, irite etmek gibi yenileri eklenmektedir. Ankara’da süratle çoğalan ve gelişen pahalı  binaların tamamına yakının ismi (West Gate, Marriot, Tower, premium ) yabancı kelimelerden oluşmaktadır. Önceki yazılarımda da belirttiğim üzere, Ankara’daki  Ankamall (Etiler/ Ankaralı Ankamal olarak söylüyor)  AVM’sinin uzun bir koridorda yer alan mağazalar, Greyder, herry, journey, ramsey,  rodiwood, quicksilver, loft, ltb, red apple, chima, xside, centone, levi’s store ve collezione şeklindeydi. Koridorun sonundaki dükkanın adı da Hotic olup, hangi dilden olduğunu bilememiştik. Geçen yıl, resmi bir kurumun çay salonunun isminin “cafeterya”  olduğunu görünce görevlilerle görüşmüş ve bu kelimenin yabancı dille başlayacaksa sonuna kadar öyle devam etmesi veya Türkçe söylemle “kafeterya” şeklinde değiştirilmesini teklif etmiştim. Aslında, hek iki kelimede yabancı, fakat, kelimenin İngilizce başlaması ve Türkçe sonuçlanması garip bir durumdu. Sonraki günlerde, bu salon tabelasının “ Çay Salonu” olarak değiştiğini gördüm.

Bir dilin insanlar için önemi, konuşacak dil olmadığı veya dili konuşacak başka bir insan olmadığı zaman anlaşılacaktır. Dünyada 27 alfabe olduğu ve bu alfabelere sahip olan milletlerin dilleriyle övündüklerini biliyoruz. Yer yüzünde kaybolmaya başlamış ve  15-20 kişi tarafından konuşulan dillerin bile yaşatılmaya çalışılması yanında, zenginliği, yaygınlığı ve bileni-konuşanı yönünden dünyanın başta gelen dilleri arasında sayılan TÜRKÇE‘nin bu denli ihmal edilip saldırıya maruz bırakılması ibret alınacak bir olaydır. Halen yayın yapan bir çok radyo ve televizyon kanalında Türkçe geri plana itilmekte, yabancı diller ön plana çıkarılmaktadır. Osmanlıca olarak bilinen karma konuşma biçiminin okullarda okutulmasını savunanlar ve bu konuda kanun teklifi hazırlayanlar  çoğalmıştır.  

Gündeme düşen yazılarda, konuşmalarda ve levhalarda yer alan    “Türkçenin Başkenti Karaman” ifadesi bizi çok memnun ediyor. Türk Milleti, Taşeli insanı ve özellikle, törenlere bizzat katılan hemşerilerimizin Dil Bayramını gönülden kutlar, dilimizin evrensel bir dil olmasını sağlayan bu fermanı yayınlayan Karamanoğlu Mehmet Bey ve Atatürk başta olmak üzere, dilimiz, kültürümüz ve tarihimiz için emek harcayanları rahmet ve saygı ile anıyoruz.. Yaşanmakta olan tüm zorluklara, engellemelere ve imkansızlıklara rağmen, gününde ve yerinde, bu bayramın kutlamasını gerçekleştirenlere de tekrar selam, saygı ve sevgiler  sunuyoruz. 

Yazan /Derleyen : Av. Naci SÖZEN , 13 Mayıs 2015 /ANKARA

Okunma : 3337
Foto galeri