Yaşanmış Hikayeler | Karamandan.com - | Karaman Haber

Yaşanmış Hikayeler | Karamandan.com - | Karaman Haber

25 Nisan 2017 Salı
Yaşanmış Hikayeler

Zaman yani tarih yaşanmış hikayelerle doludur her daim. Neden? Çünkü her geçen an, artık mazide kalmıştır ve geçmiş zaman kipi ile anılmaya başlar. Hele birde bizim “miş’li” geçmiş zaman, “di’li” geçmiş zaman ve onların hikayesi devreye girerse ki, o zaman hikayenin hikayesi olur daha da konu deruni bir hal alır ve mahalle dedikodularının ilk sırasına yükselir anlatılanlar.

Köy odalarında, veya kahvehanelerinde yapılan sohbetlerde hep böyle… Eskiden şöyle yapardık, böyle yapardık, Balkaranın Ali şöyle adamdı, bir seferde kırk mısır ütmüştü de yemişti. Közde pişirmişti. Eflatunun oğlu bir kuzuyu tek başına yer idü.

Ama eskiden çalışılırdı şimdi her şeyi makineler yapıyor, tat tuz kalmadı…

Yine böyle bir sohbete şahitlik ediyoruz. Ahmet Amca anlatıyor; “ Sene 1945-46 ben yeni ilkokul yaşlarına geliyorum. Köyde okul yok kapanmış Ağam (Abim) şehirde postanede memur iken bırakıp gelmiş, köyün bir iki akıllısı bizim çocukları okutsun diye babayın ocağı tütmüyor garip kaldı demişler gel sen köye hem ocağı tüttür hem de çocukları okut cahil kalmasınlar.

Ağamda buna ikna olmuş bırakıp gelmiş memurluğu. Sonra talebe okutmaya başlamış bende bir gün gittim okuttuğu yere. Tabi ben küçük olunca birazda ağamdan arkalanıp yaramazlık yapınca bana elindeki küçük, saatlara takılan zencir ile vurdu. Ben oradan bir kaçtım bir daha gitmedim. 

Bu yıllarda köyde Kuran felanda okutulurdu. Köyün girişine bir gözcü yani nöbetçi dikerler, Jandarma gelecek olursa hemen koşarak hocaya haber eder, hoca da talebeyi dağıtırdı. Yaaa yah! Yavrum neler yaşadık böyle neler, zor günlerdi zor.

Yine bir gün vergi toplama memurları geldi köye. O yıllarda avşar diye bir salma vergi toplanırdı. İnönü’nün olduğu yıllar. Hani şu ezanların Türkçe okutulduğu yıllar.

Köyden gelen memurların yanına bir görevli verilir ve tarlaları gezer, hayvanları sayar vereceği avşarı hesap ederlerdi. Ölçü felan yooooook.

Ne gezer yavrum ölçü. Kabala. Ne çıkar burdan 100 kilo buğday tamam 25 kilo yaz buna avşar. Ne çıkar bu tarladan 200 kilo mısır 50 kilo yaz. Belki adamın mısırının hepsi 50 kilo olacak ama hep böyle yaparak dövlet bu halkı çok sıkıştırdı çok, zulum etti resmen. Şükür Şükür o günlerde geçti ama zor idi hem de çok zor. Yine de Allah Devlete Millete zeval vermesin dövletsiz kalmak daha zor. 

Bize hep hak yemeyin diye öğrettirdi böyüklerimiz. Hak yemek hem büyük günah, hem büyük suçtu bizim günümüzde. Bu terbiye ile yetişiyorduk biz ama şimdilerde nerdeeeeee. O zamanlarda dövlet halkın elinden alırdı, bazen zorla alınırdı. Şimdilerde vatandaş hep kendine yontuyor, fırsatını bulursa hem devletten çalıyor, hem milletten.

Ne hak dinleyen var ne de hukuk. Kul hakkı felan umurunda değil. Hele Beytülmal yani Hazinenin parası ise yemekte hiç sakınca görülmüyor. Hatta daha ileri gidip bunun hakkı olduğunu iddia edebiliyor vatandaşlar. 

Oysaki Allah Rasulü (as) beytülmalden verilen destekler sürekli aynı ellerde toplandığında, yani aynı insanlar bu destekten faydalandığında helakınızı bekleyin diyor du. Nerde kaldı bizim Müslümanların ahlakı. Vah vah nehallere geldik guzummm.

Ne hallere!
Geçenlerde şehirde kahvede birileri konuşurken bazı şeylere istemeyerek te olsa kulak misafiri oldum. Yok gurmelerde, kafelerde toplanıyormuş akşamları, mihribahta çay içiliyormuş, memleketin meseleleri konuşuluyormuş. Memlekette yapılacaklar buralarda karar kılınıyormuş. Yazık hem de çok yazık.

Bak dün neydik biz bu gün nereye geldik. Allaha şükür herkesin parası var, istenilen erzak var,  sıkıntı yok kuyruk yok. Sizde hatırlarsınız daha 28 Şubatta başımızdan geçenleri. Gencecik kızlarımız Yahudilerin ağlama duvarı gibi okul kapılarında zorla başları açtırıldı. Okul birincilerine diplomaları verilmedi.

Horlandı aşağılandı insanımız. O kendini bu ülkenin tek sahibi zanneden halk partililer yok mu birde Atatürk’ün adını ağızlarından düşürmüyorlar. Bunlar Atatürk’ün dırnağı bile olamazlar dırnağı. Koleymi yavrum o kadar cephede düşmanla savaşmak.

Bu ülkeyi bu günlere bu halk imanıyla getirdi, boyun eğmedi hiçbir zaman gavıra. Amma şimdi içimize girmiş bunlar içimize, yanımızdaki adamı bilemez olduk. Kime güveneceğimizi bilemiyoruz. 

Bu Erdoğan Yok mu, Erdoğan? O çok değerli bir adam. Kadrini bilemezse bu millet çok kötü günler kapımızdadır yeniden. Gece gündüz çalışıyor bak, bu zamana kadar nerde görülmüş köylüler, Muhtarlar Cumhurbaşkanlığına gitsin. Bak şimdi yemek veriyor, misafir ediyor Cumhurbaşkanı. Dün çocuklarımızın başını zorla açtırırken devlet erkanı, bu gün Saray da Millet camisi var. İsteyen başörtülü çalışıyor, isteyen başı açık. Kimseye bir şey deniyor mu? Yok.

Her köyde hoca var, Kuran öğretilebiliyor yaaa.
Amma bazı yöneticiler yanlış yapıyormuş işte kahvede konuşulanları duyduğum gibi. Bu millet size, bizi oylarımızı alıncaya kadar adam yerine koyun sonrasında kafanıza göre iş yapın diye oy vermiyor.

Kendi menfaatınıza memleketin imkanlarını kullanın, adam kayırın, ayrıcalık yapın kahve köşelerinde memleket yada makam parselleyin diye de oy vermiyor. Akıllıca bu memleketi yönetin, adaleti sağlayın, bu millet çok çekti, bu zulümlerden kurtarın, dinine, Allah’ına bu ülkeyi, bu milleti yeniden döndürün, aslını hatırlatın diye size oy veriyor. Yoksa hakkımızı helal edermiyiz hiç, yapışırız huzuru mahşerde yakanıza.

Şimdi yapamasak bile o zaman yaparız bunu. 
Nasıl olsa kıyamet bir gün kopacak, dağlar yürütülecek, denizler kaynatılacak, cehennem kızıştırılacak ve diri diri toprağa gömülen kıza sorulacak, hangi günahından dolayı öldürüldü diye. O gün kimsenin kimseye faydası olmayacak. İşte o gün sizden hesabı sorarız. Anladınız mı, bu gün olmasa da o gün mutlaka sorarız.

Bak yakında referanduma gidilecek biz eskiler geçmişte yaşadıklarımızdan dolayı bir daha o günlere dönülmesin, yeniden bu ülke güçlü olsun diye EVET diyeceğiz ama bununda hesabını soracağız o gün. Eğer hakkını vermezseniz…”
Bu güzel sohbetinden dolayı Ahmet Amcaya teşekkür ediyoruz. Kal sağlıcakla! Allah gönlüne göre versin.

Muhammed Çağlayan  

 

Okunma : 1258