Bütün dünya ülkeleri kriz senaryoları ile birlikte her nedense banka kurtarma operasyonlarına girdiler el birliği ile. Bazı ülkelerin bankalara aktardıkları veya aktarmayı senatolarında kabul ettikleri rakamlardaki son durumları şöyle: ABD; 850 milyar dolarlık kurtarma paketini aktardı, Almanya; 500 milyar euro, İngiltere; 400 milyar sterlin, Fransa; 360 milyar euro, Avusturya; 100 milyar euro, İrlanda; 400 milyar euro hacminde paraları bankalara aktardılar veya aktarma kararı aldılar. Hemen hemen bütün dünya ülkeleri banka kurtarma peşine düştüler. Benim anlamadığım neden sadece bankalar? Ortada bir kriz varsa; imalat sanayisi, üreticiler, vatandaş krizden hiç mi etkilenmedi acaba? Krizin olduğunu varsayalım ve şöyle bir denklem kuralım; bankalar kağıt üstünde mal alıp satmışlar ve dünya piyasalarındaki emtianın fiyatını anormal derecede yükseltmişler (petrol, altın, madenler vs.). Buraya kadar
hemfikiriz galiba. Daha sonra alıp satacak kimse kalmayınca kağıt üzerinde kalmış her şey. Bankalar ve diğer yatırım kuruluşları aralarında artık alıp satacak bir şey kalmayınca (Ortada zaten mal/emtia diye bir şey yok. Daha doğrusu piyasada dolaşan 100 varil petrol var, kağıt üzerinde birbirlerine alıp sattıkları 500 varil) biz battık dediler. Yapma yaaa, kargalar bir tarafları ile güler buna.
Yeryüzünde yaşayan bütün canlıların bildiği bir şey var; dünyanın para ve imalat sanayisinin çok çok büyük çoğunluğu maalesef yahudilerin elindedir. Piyasa şartlarında onların egemenlikleri hakimdir. Ben bu konuda daha fazla yazmayacağım, gerisini varın siz çözün denklemin. Acaba neden sadece bankaları kurtarmaya çalışıyor hükümetler?
Ham petrolün varili henüz 6 ay içerisinde 147 dolarlardan 36 dolara kadar düştü (bu yazıyı hazırladığım esnada Amerikan ham petrolünün fiyatı 35.98 dolardan işlem görüyordu (18.12.2008 – 22:30 (TSİ))). Ve 2 gün öncesinde (16.12.2008) OPEC bir karar almıştı ham petrol üretimlerini günlük 2.2 milyon varil kısmaya dair. Böylelikle hedefleri petrol fiyatlarını 48 dolarlar civarlarına çekmekti. Ama, evdeki hesap çarşıya uymadı gibi sanki. Şimdi ne olacak bakalım.
Standart&Poors, Moody’s ve Fitch gibi Kredi Derecelendirme Kuruluşlarının tamamiyle balon oldukları, iflasını ilan eden bankalar ve iflas eşiğindeki ülkeler için gayet güzel not vermişler. Merak ediyorum, Türkiye için en yakın tarihte açıklayacakları derece notu ne olacak? Dürüstlükleri ve doğrulukları tartışılır bu kardeşlerimizin artık.
Demir fiyatları da öyle. Acayip düştü. Çimento, bakır, alüminyum ve petrol-maden esaslı bütün maddelerin fiyatları düşme eğiliminde ve daha da düşecek sanki. Ama, bir garip durum yok mu? Bütün hammaddelerin fiyatları düşerken bizim aldığımız mallar neden düşmüyor onu anlayamadım.Gıda sektörünü hariç tutuyorum, çünkü o sektörün krizle pek aşırı alakası olmayabilir. Diyelim bir ev alacağım; inşaat demirinin bir kilosu 6 ay önce 2,00 YTL civarlarında iken şimdi 60 kuruşlara gerilemiş. Çimento da hakeza indirimli, kum desen zaten bedava. O halde neden ev satış fiyatları düşmüyor? 6 ay önce 100 milyar istenen bir eve şimdi gene 100 milyar isteniyor. 6 ay önce eve bir televizyon almak isteseydim 1000 ytl ödeyecektim, şimdi gene aynı. 6 ay önce benzin 3,20 YTL idi, petrol % 70 düşmüş, ben hâla %12 indirimli benzin kullanıyorum.
İşin sırrını çözebilmiş değilim.
Hani meşhur 2001 krizimiz vardı ya. Hani Anayasanın en üst amilinin neden olduğu kriz. İşte o kriz en az 6 ay sonra hissedilmişti memlekette. Hafızalarınızı iyice bir kurcalayın. Şimdi ne olacak? Seçim var elbet. Dengelerin bozulmaması lâzım. O nedenle büyüklerimiz “kriz bize dokunmadan geçecek” diyorlar. Galiba benim külahım dinledi. 2001’i hiç ama iç unutmadım, unutamam da. Çünkü, bu dünya krizinin etkilerini seçimden sonra hissedeceğiz muhtemelen.
Şu sıralar ev halkı adımı cimri koydu. Ne yiyorum ne içiyorum ne de geziyorum. İşten eve, evden işe. Biliyorum ki kriz bize 3-5 ay sonra uğrayacak.
Ya da şöyle mi şartlasam kendimi “KRİZ Mİ, NE KRİZİ?”
Fahrettin Özmen
Uzun bir ara verdik yazılarımıza. Şahsi işlerimizin aşırı yoğunluğu deyip sıyrılalım hemen.
