Ulucanların Son Mahkûmu (12.Bölüm) | Karamandan.com - Karaman Haber

Ulucanların Son Mahkûmu (12.Bölüm) | Karamandan.com - Karaman Haber

25 Kasım 2020 Çarşamba
Ulucanların Son Mahkûmu (12.Bölüm)

(Ziyaretçi Tanıklar)

Ulucanlar Cezaevinde İnfaz Edilen Mahkûmların Yaşam Öyküleri

 

4- Dr. Nazım Bey (26 Ağustos 1926)

https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/madde/32/nazim-bey-1.jpg“İttihat ve Terakkî Cemiyeti’nin liderlerinden, Maarif nâzırı.

1872 Selânik’te doğdu, ilk eğitimini burada aldı. 1887’de rüşdiyeyi bitirdikten sonra Askerî Tıbbiye İdâdîsi’ne, ardından Mekteb-i Tıbbiyye’ye girdi. Öğrencilik yıllarında Nâmık Kemal’in yazılarının etkisinde kaldı ve tıbbiyede 4 Haziran 1889 tarihinde kurulan İttihâd-ı Osmânî Cemiyeti’ne üye oldu. Cemiyet içinde aktif görevler aldı ve üçüncü sınıfta iken cemiyet tarafından Paris’e gönderildi (1893). Öğrenimini tamamlamak için Paris Tıp Fakültesi’ne kaydoldu. Paris’te Ahmed Rızâ Bey’in İttihâd-ı Osmânî Cemiyeti’ne katılmasını sağlayarak onunla birlikte siyasî çalışmalara başladı. Paris’teki İttihatçı gençleri bir araya toplamak amacıyla bir gazete çıkarılmasını teklif etti. Bunun üzerine 1 Aralık 1895’te Meşveret gazetesi yayımlandı. Burada vatan ve millet konularını içeren yazılar yazdı, II. Abdülhamid yönetimini eleştirdi. Fransız modeli bir yapılanmanın gerektiğini belirterek demokratik ve laik görüşleri savundu.

1895’te Paris Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Paris Hastahanesi’nde çalışmaya devam etti. Ahmed Rızâ Bey’le birlikte siyasî faaliyetlerinden ötürü İstanbul hükümeti tarafından vatan haini ilân edildi. Yazılarında örgütlü muhalefet tezini işleyen Nâzım Bey 1894’te Osmanlı Terakkî ve İttihat Cemiyeti’nin kurulmasında etkili oldu. Ahmed Rızâ Bey başkanlığındaki cemiyetin kurucu üyeleri arasında yer aldı. Fikrî ayrılıkları sebebiyle cemiyet içinde çıkan tartışmalarda daima Ahmed Rızâ Bey ile birlikte hareket etti. II. Abdülhamid’in baskısı ile kapatılan, bir süre Belçika’ya ve ardından Cenevre’ye taşınan Meşveret gazetesinin ve cemiyetin tekrar Paris’e dönmesini sağladı (Temmuz 1897). 1899’da yapılan kongrede yine Ahmed Rızâ Bey’i destekledi. Bu arada cemiyete yeni üyelerin kaydedilmesinde ve maddî yardım sağlanmasında çok etkili oldu.
Cemiyetin kadrolaşma ve teşkilâtlanma görevi 1907’de kendisine verildi.

Nâzım Bey ile İttihat ve Terakkî Cemiyeti yöneticileri, Selânik’te bir ihtilâlin yapılmasını karara bağlamışlardı. II. Abdülhamid yönetimine karşı gerçekleştirilecek ihtilâli ancak İzmir Kolordusu önleyebilirdi. Nâzım Bey’in esas amacı İzmir Kolordusu’na mensup subayları cemiyete üye yapmak ve onların yardımını sağlamaktı. İzmir’e varınca Binbaşı Tâhir Bey ve Halil Menteşe ile irtibat kurdu. Jandarma zâbiti Eşref Kuşçubaşı ile birlikte çalışmalarını yürüttü. İzmir’de Eşref Kuşçubaşı’nın jandarma, Sâmi Bey’in polis ve Reşid Bey’in İzmir inzibat âmirliklerine tayin edilmesi Nâzım Bey’in buradaki komitacılık faaliyetlerini kolaylaştırdı. İzmir’de Evliyâzadeler’den Refik Bey’in kızı Beria Hanım’la tanıştı ve daha sonra 1909 yılında onunla evlendi. İzmir’de çeşitli yerlerde merasimler düzenleyip kadrolaşmayı temin etti. Aydın ve Denizli’ye giderek tanınmış kişileri cemiyete üye yaptı. Çakıcı Mehmed Efe ile görüşüp onu II. Abdülhamid’e karşı yapılacak ihtilâle katılmaya davet etti.

Resneli Niyâzi Bey’in 3 Temmuz 1908’de Manastır’da harekete geçtiği sırada Nâzım Bey İzmir’de bulunuyordu. Onun faaliyetlerinin etkisiyle, İzmir Redif fırkalarında bulunan askerler Niyâzi Bey’e karşı harekete geçmek istemedi. Selânik’e gönderilen İzmir Kolordusunun ilk taburları rıhtıma çıkınca silâhlarını çatarak göğüslerine hürriyet işaretlerini taktılar.

Nâzım Bey, II. Meşrutiyet’in ilânını haber alır almaz Selânik’e gitti ve bir süre kalıp işleri yoluna koyduktan sonra 27 Temmuz 1908’de İzmir’e döndü. İzmir’e dönüşünde Türk, Mûsevî, Ermeni ve Rumlar’ın hep birlikte söyledikleri “yaşasın hürriyet” tezahüratlarıyla karşılandı.

23 Temmuz 1909 - 23 Temmuz 1910 tarihleri arasında İttihat ve Terakkî Cemiyeti’nde kâtib-i umûmî olarak görev yaptı. 1908-1918 yılları arasında da cemiyette merkez-i umûmî üyesi olarak çalıştı. Bu görevlerde bulunduğu sırada Avrupa’ya öğrenciler gönderdi. Balkan Savaşı esnasında Hilâliahmer Hastahanesi başhekimliğine getirildi. Selânik işgal edilince Yunanlılar’a esir düştü ve Atina’da on bir ay hapsedildi. I. Dünya Savaşı’ndan birkaç ay önce esaretten kurtularak İstanbul’a geldi. Burada Türkler’in ekonomik yönden fakir olduklarını görünce onları kalkındırma yolunda çalışmalar yaptı; iktisat kongreleri düzenleyerek ticaretle meşgul olmalarını teşvik etti.

Rumelihisarı’nda kolektif bakkallık şirketi kurdu. I. Dünya Savaşı sırasında askere gitmek istediyse de İttihat ve Terakkî Cemiyeti’nin merkez-i umûmî üyeliği görevinde kalması daha uygun bulundu. Savaş esnasında Talat Paşa’nın zorlaması ile Men‘-i İhtikâr Komisyonu üyeliğini kabul etti. 21 Temmuz 1918’de Talat Paşa kabinesinde Maarif nâzırlığı görevini üstlendi. Üç ay süren bu görevi sırasında devlet malını titizlikle koruduğu, hatta şahsına ayrılan makam arabasına bile binmediği belirtilir.

Savaş sonunda en önde gelen diğer İttihatçılar’la birlikte İstanbul’dan ayrıldı ve 1-2 Kasım 1918 gecesi bir Alman torpidosuyla Sivastopol’a, oradan Berlin’e gitti. 5 Temmuz 1919’da gıyaben yargılandığı askerî mahkemede idam cezasına çarptırıldı. Berlin’de iken İtilâf devletleri karşısında ezilen Müslüman milletlerin haklarını korumak için İslâm İhtilâlleri Cemiyeti’nin kurulması çalışmalarına katıldı. Enver Paşa’nın Bolşevikler’e esir düştüğünü öğrenince onu kurtarmak amacıyla Moskova’ya gitti, onun hapisten çıkarılmasını sağladıktan sonra Berlin’e döndü. Berlin’de Müslüman milletlerin lehinde propaganda yapmak maksadıyla bir büro açtı. Burada yaptığı çalışmalarda Anadolu’da devam eden Millî Mücadele’yi destekledi. 1921’de Moskova ve Batum’a gitti ve buralarda da İslâm İhtilâlleri Cemiyeti’nin çalışmalarını yürüttü. Enver Paşa’nın yanında kalarak onun Anadolu’ya girip Mustafa Kemal Paşa’ya muhalif bir duruma düşmesini engelledi. Cemal Paşa ile Çarçu’da buluştu ve Buhara’da Türkler’in teşkilâtlanması çalışmalarında bulundu. Ancak Enver Bey’in askerî faaliyetleri bu çalışmaların aksamasına sebep oldu. Bunun üzerine Buhara’dan Moskova’ya döndü. Bir süre Almanya’da yaşadı. Ermeni kıtaliyle suçlanan Bahâeddin Şâkir’in bir suikast sonucu öldürülmesi (17 Nisan 1922) hayatı hakkında endişelenmesine yol açtığından Alman polisinden koruma talep etti. İzmir’in kurtuluşundan sonra siyasî faaliyetlerde bulunmamak kaydıyla yurda dönmesine izin verildiğinden İzmir’e geldi. 17 Haziran 1926’daki İzmir suikastı dolayısıyla tutuklanan İttihatçılar arasında yer aldı. 1 Temmuz 1926 tarihinde tutuklandıktan sonra Ankara’ya getirildi. Ankara İstiklâl Mahkemesi tarafından yargılandı. Bu olayla ilgili herhangi bir bilgisi ve suçu olmadığını söyleyerek hakkındaki iddiaları reddetti. Ancak idama mahkûm edildi ve 26 Ağustos 1926 Perşembe gecesi Cebeci’de asılmak suretiyle infaz gerçekleştirildi.”[1]

https://www.tbmm.gov.tr/mv_resim/30.jpg5- Milletvekili Filibeli Hilmi Bey (26 Ağustos 1926)

“Hilmi Bey, Artvin - 1885, Mustafa - Harbiye - Askerlik - Emekli Yüzbaşı, Serbest Ticaret, İttihâd ve Terakkî Cemiyeti Merkezi Umûmî Azası - I. Dönem Ardahan Milletvekili. Ölüm Tarihi: 27.08.1926”[2] Suçu: İzmir Suikastı.   (26-27 Ağustos 1926 gecesi idam edildi.)

 

 

 

 

 

6- Nail Bey (26 Ağustos 1926)

Yenibahçeli Nail Bey (Doğum tarihine ulaşılamamıştır.)Çerkez asıllı Osmanlı Devlet adamı, istihbaratçı ve yazar. İttihat ve Terakki'nin kurucu kadrosundandır. Özellikle İtalyanlara ve İngilizlere karşı yürüttüğü istihbarat faaliyetleriyle bilinmektedir.

Çerkez asıllı olmasına karşın Yüzellilikler arasında değildi.

1926'da ise İzmir Suikasti'nden idam cezasına çarptırıldığı sırada kararı: " Evet adilanedir, tamam adilanedir fakat karardan dolayı Ali Bey'i kınamayınız, beni Doktor Fikret Bey'in sözü idam ettiriyor. " demiştir.[1]

Aynı davada Nail Bey'in ağabeyi Şükrü Bey beraat etmiştir. Nail Bey'in idam kararını onayan Kel Ali ve Kılıç Ali, idam kararından 1 yıl önce Nail Bey'in ağabeyi Şükrü Bey'in nikâh şahitliğini yapmışlardı.[1]

1926'da Ankara'da idam edilen Nail Bey, vefatından önce hapishane müdürüne: " Başkan'a ve Kılıç Ali Bey'e selamlarımı iletin, dargın olmadığımı söyleyin. " demiştir.[1]

Nail Bey, idam sehpasına çıktı ve " Ulus sağ olsun, Yurt payidar olsun! " şeklinde bağırdıktan sonra darağacının altındaki sandalyeye oturdu. Cellat kalkmasını isteyince gülerek şu sözleri söyledi: " Nereden bileyim ben, ne zaman sandalye görsek otururuz, meğer bu başka sandalye imiş, daha önce hiç idam edilmediğim için, teşrifatı bilmiyorum, kusura bakmayın."[1]

Nail Keçili, Olay Gazetesi'nde 7 Aralık 2015 tarihinde kaleme aldığı köşe yazısında, babası Nadir Keçili'ye 1930'lu yıllarda Park Otel'de Atatürk'ün Yenibahçeli Nail Bey hakkında: " Nail, benim yakın silah arkadaşımdı, büyük adamdı, çok severdim onu. İzmir suikastına karıştı diyerek iftira atan ve astıran İsmet’tir. " dediğini iddia etmiştir.[2]

Nail Keçili ayrıca babası Nadir Keçili'nin kendisine "İdam kararın tasdiki İsmet Paşa'nın Atatürk’e şatafatlı bir yemekte zorla imzalatmak zorunda bırakmasıyla onandı" dediğini belirtmektedir.[3] Yenibahçeli Nail Bey'in naaşı son olarak 1953 yılında Ankara'da bulunan Asri Mezarlığı'na nakledilmiştir.[4] 26 Ağusto 1926 tarihinde Ankara Merkez Cezavinde (Ulucanlar) idam edilmiştir.

Kaynakça

1.a b c d Soner Yalçın, Efendi, Sayfa 240

2.http://www.olay.com.tr/yazarlar/nail-kecili/hazir-pist-var/4493/

3,Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, XII/25, (2012-Güz), Başlık: İzmir Suikastı Mahkûmları İçin 1956 Yılında Yapılan Bir İade-İ İtibar Girişimi, Sayfa 242, Yazarlar: Ahmet Mehmetefendioğlu/Cemal Necip Gürel

4.Tercüman Gazetesi, 26 Ağustos 1956”[3]

Durmuş Ali ÖZBEK

durmusaliozbek@hotmail.com

 

DEVAM EDECEK>

 

 


[1] https://islamansiklopedisi.org.tr/nazim-bey

[2] https://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/milletvekillerimiz_eski.sonuc?adi=&soyadi=&il=&meclis=1-1&kelime=

[3] https://tr.wikipedia.org/wiki/Yenibah%C3%A7eli_Nail_Bey

Düzenleme : 20 Haziran 2020 17:07 Okunma : 2123