Nasıl Bir İktidar? | Karamandan.com - Karaman Haber

Nasıl Bir İktidar? | Karamandan.com - Karaman Haber

22 Eylül 2020 Salı
Nasıl Bir İktidar?

ENDÜLÜS ÖRNEĞİ.

Müslümanların tarihinde Endülüs tecrübesinin özel ve özgün bir yeri vardır. Endülüs uzun yıllar Müslümanların Batı Hristiyan dünyası ile temas noktası olmuş, sekiz asır boyunca Endülüs topraklarını ihya eden Müslümanlar, bu topraklar üstünde Endülüs Medeniyeti ismiyle müsemma özgün bir medeniyet kurmuşlardır. Bugün İspanya ve Portekiz devletlerinin bulunduğu coğrafya, hala Müslümanların estetik, kültürel ve mimari birçok hatırasını taşırken, hristiyan dünyasının bütün imha faaliyetlerine rağmen İslama ve insanlığa en güzel medeniyet ve devlet prototipini sunmaktadır.

Müslümanların Hicri 90/miladi 710 yılında Tarık b. Ziyad’ın keşif seferi münasebetiyle ayak bastığı Endülüs, 711 yılında fethedilmiş, Musa b. Nusayr’ın öncülüğünde İslam toprağı olmuştur. Fetihten fethe koşan İslam askerleri kısa zaman içerisinde Endülüs coğrafyasının tamamına hakim olmuşlardır. İlk başlarda Emevi Devletine bağlı valiler tarafından yönetilen Endülüs, Abbasi ihtilali sonrası soykırıma uğramamak için kaçan Emevi hanedanına mensup Abdurrahman b. Muaviye’nin önderliğinde kurulan yeni bir devlete vatan olmuştur. Bu devlet Endülüs Emeviler olarak tarih sahnesinde yerini almıştır.

Abdurrahman b. Muaviye’nin takdir edilesi siyasi atılımları ve lider kişiliği sayesinde hızla güçlenen Endülüs Emeviler, Abbasi devletinden ayrı bir Müslüman devleti olarak tarih sahnesindeki yerini almıştır. Endülüs topraklarına yönelik Müslüman göçlerinin artması, Endülüs Emevi devlet başkanlarının, ilme, sanata, edebiyata, mimariye değer vermeleri ile Endülüs yüzyıl gibi kısa sayılabilecek bir zamanda dünyanın gözbebeği olmuştur. Endülüs devleti ilmi manada öyle bir seviyeye erişmiştir ki Avrupalı ilim adamları dahi ilmi çalışmalarında ve eserlerini yazmada Arapça dilini kullanır olmuşlardır. O dönemde rahiplerin, Avrupalı gençlerin Endülüse olan hayranlığına vurgu yaparak, bu hayranlığa engel olmak istemeleri ve hayranlıklarının bu şekilde devam etmesi halinde Müslümanlaşacaklarını sıklıkla vurgulamaları, Endülüs’ün Hristiyan dünyasındaki tesirini görmemiz açısından câlib-i dikkattir.

756 yılında kurulan Endülüs Emevi Devleti’nin 1031 yılında yıkılması sonucunda Mülûkü’t Tavâif dönemi olarak isimlendirilen yeni bir döneme girilmiş ve 59 yıl gibi kısa bir zaman diliminde 24 küçük devletçik kurulmuştur. Bu durum da ister istemez Endülüs’ün siyasi birliğinin zayıflamasını hızlandırmış, iç çatışmaların yaşanmasına neden olmuş ve Reconquista  faaliyetinin daha kolay gerçekleşmesine sebep teşkil etmiştir. Bu devletçikler şunlardır : Cevheriler, ‘Âmiriler, Meriyye, Sumadihiler, Tahiriler, Turtuşe, Hammudiler, Daniye, Hammûdiler, Zîrîler, Bekrîler, Müzeyniler, Haruniler, Birzaliler, Hizrûniler, Demmeriler, İfreniler, Yahsubiler, Abbadiler, Eftasiler, Zünnûniler, Reziniler, Kasımiler, Tücîbîler ve Hûdiler.

Her biri Müslüman olan ve her birinin liderinin Müslümanların lideri olduğu iddiası ile saltanatından/koltuğundan ayrıl(a)mayan/vazgeç(e)meyen bu devletçikler, yıllarca birbirleriyle uğraşmaktan ve birbirlerinin kanını akıtmaktan başka iş yapmamışlardır. Diğer Müslüman devletçiği hakimiyeti altına almak isteyen ve böylece toprağını genişletip Endülüs’e tek başına sahip olma amacını güden liderler, amaçları uğruna Hristiyan devletleri ile ittifaktan çekinmemişlerdir. Bu sırada Avrupa daha da güçlenmiş ve Müslümanları Endülüs’ten atma amaçlarına daha bir şevkle sarılmışlar ve bu yönde adımlar atmışlardır. Batı Avrupa’dan başlayan reconquista hareketi kısa zamanda sonuç vermeye başlamış ve bu durum Müslüman liderleri de tedirgin etmiştir. Bunun farkına varan kimi Müslüman liderler o dönemde Kuzey Afrika topraklarında güçlü bir devlete sahip olan Yusuf b. Taşfin’den yardım istemişlerdir. Murabıt devletinin lideri olan Yusuf b. Taşfin, Müslüman liderlerin bu çağrısına karşılık vermiş ve Endülüs topraklarına çıkarak Haçlı birliklerini püskürtmüştür. Böylece rahat bir nefes alan Müslümanlar, Yusuf b. Taşfin’in Kuzey Afrika’ya dönmesiyle yeniden iktidar mücadelesi vermeye ve birbirlerine girmeye başlamışlardır. Bunu fırsat bilen Hristiyan devletlerin liderleri akim kalan reconquista faaliyetlerine kaldıkları yerden devam etmişlerdir. Bunun üzerine ikinci kez yardım için çağrılan Murabıtlar’ın lideri Yusuf b. Taşfin Endülüs’teki birliği yeniden tesis etmiş ve ülkesine dönmüştür. Ancak insanoğlunda var olan iktidar olma hırsı kendini yeniden göstermiş ve Endülüs topraklarındaki kardeş savaşları yeniden ortaya çıkmıştır. Bu durum karşısında tabir caizse sabrı taşan Yusuf b. Taşfin bu sefer yardım çağrısı gelmeden Endülüs’e çıkmış, hristiyan tehlikesini savmış, Müslüman birliğini tesis etmiş ve Endülüs’ü kendi devletine bağlamıştır. Böylece Endülüste 1147 yılına kadar sürecek Murabıtlar dönemi başlamıştır. Güçlü bir liderin siyasi, askeri ve içtimai dehası sayesinde Endülüsteki Müslüman varlığı korunmuştur.

Yukarıda Endülüs tecrübesine dair genellikle siyasi açıdan vermiş olduğumuz özet mahiyetindeki bilgilere günümüz penceresinden bakacak olursak, Mülûkü’t Tavâif döneminde kurulan devletçikleri birer parti/fırka olarak görmemiz pekala mümkündür. Çünkü bu devletçiklerden hiçbirisi gerçek manada bir devletin sahip olması gereken siyasi, askeri, ekonomik, ilmi ve kültürel erişkinliğe sahip olamamışlardır. Ayrıca bu devletçiklerden hiçbirisinin uzun ömürlü olmaması ve çoğunun yirmi yıl dahi yaşayamaması bizim bu devletçikleri parti hüviyetinde görmemize sebep teşkil etmektedir. Dolayısıyla o dönemdeki devletçiklerin kendi aralarındaki mücadelelerini Endülüs topraklarındaki Müslümanların liderliğini yapma amacına yönelik olarak yorumlayabiliriz. Ki zaten bu devletçiklerin liderlerinin pekçoğu da Endülüs Emevi Devleti’nin siyasi ya da askeri kademelerinde bulunmuş önemli kişilerdi. Yine bu liderlerin cedleri Endülüs’ün fethinde bulunmuş kimselerdi. Dolasıyla aslında zamanında tek bir devletin ve tek bir liderin emri altında yaşayan bu liderler veya bu liderlerin cedleri, zamanla oluşan siyasi istikrarsızlığı fırsat bilmişlerdir. Her biri bulunduğu bölgede iktidarını ilan etmiştir. Böylece iktidar kavgası aynı partiden/devletten gelen kimseleri birbirine düşman kılmıştır. 

Endülüs özelinde bakacak olursak refahın en üst seviyede olduğu zamanların uzun süre iktidar koltuğunda oturan liderlerin döneminde olduğu görülecektir. Yusuf b. Taşfin gibi kararlı ve keskin bir görüşe sahip liderler sayesinde de ayakta kaldığına şahit olduğumuz Endülüs, bugün bizlere pekçok ders vermektedir. Günümüzde -kesin çizgilerle birbirinden ayrılanlar dışında- partilerin birbirine yakın görünmeleri ve birçoğunun da aynı kanaldan beslenmeleri bu topraklar üstündeki iktidar sevdasından kaynaklanmaktadır.  İktidar partisinden kopmalar ve her kopmanın bir parti kurma sevdasıyla doğrulması, iktidar partinin uzun süredir bu milleti yönetmesinden kaynaklanmaktadır. Yani liderin başarısına veya başarısızlığına rağmen halkın o lideri bırakmaması ve ondan vazgeçmemesi, liderin ülke adına adım atarken daha cesur olmasını sağlarken, bu adımları doğru bulmayan ve eleştiren kimselerin zamanında sahip oldukları siyasi prestije güvenerek sivrilmelerine neden olmaktadır. Bu da ülke içerisinde benzer görüşe sahip bireylerin siyasi manada birbirine düşmelerine neden olur. Elbette bu ayrılığın daha da belirginleşmemesi de muhtemeldir ki bunun yolu güçlü bir liderin bütün ipleri kontrolünde tutarak, devlete hakim olmasıdır. Bu da uzun süre ve hatta belki de ölünceye kadar iktidar uğruna mücadeleden vazgeçmemekten geçer.

Yeni partilerin neş’et etmesi ve kimi partilerin ömrünün kısa olması ve siyasi tarihe karışması kuvvetle muhtemeldir. Bu ne yeni parti kurulmasını engelleyecek ne de iktidar amacını taşıyan liderlerin atılımlar yapmasının önüne geçecektir. Tarihin bize gösterdiği; iktidar koltuğunun önemi, cazibesi ve vazgeçilmez oluşudur. Ve yine tarih bize göstermiştir ki güçlü, kararlı ve gerektiğinde kanunlarında sert atılımlar yapabilecek liderler, ülkelerinin kalkınmasını sağlamakta, birliğin dağılmamasına vesile olmaktadır. Bugün aynı partide başlayan yolculukların zamanla farklı partilerde devam etmesi normal ve hatta tarihin kanunudur. Burada dikkat edilmesi gereken mevzu, ana yoldan sapmamak, hedeflerin doğru ve sağlıklı olmasına dikkat etmektir. Hangi yol hakiki ve hangi yolculuk refaha, medeniyete, yükselişe, dirilişe ve özgünlüğe doğru ise Rabbim o yolu bize kolay kılsın. Selametle.

Fatih Gilik

Okunma : 2951
Foto galeri