Karamandan.com

Karamandan.com

20 Eylül 2020 Pazar
Hazırdır, Sevaptır Üşenmeyelim
Zengini azdı Karaman’ın.
Kategori : Köşe Yazıları
10 Temmuz 2020 12:34
 
Hazırdır, Sevaptır Üşenmeyelim
karaman

Zengini azdı Karaman’ın. Fakat yoksulluk da kimsenin felâketi değildi. Zenginin evine portakal küçük bir sandıkla girerse, fakir onu kiloyla alırdı. Ama alırdı. Kimse zenginliğini fakir üzerinde baskı aracı kılmazdı. Göçmeni, yerlisi, köyden yeni geleni, mübadili, mühaciri, Çerkezi, Tatarı, Kürdü, dağlısı, ovalısı herkes birbirine öylesine sevgiyle bakardı ki, şimdilerde anlaşılması zor bir durumdur. Gaz lambalarının ışıttığı mekânlar birbirine moral olarak da benzerdi.

Bir başkent daima başkenttir. Geçen günler onun şeklini değiştirse de ruhunu etkilemez. Karaman bir başkentti, dünyaya kafa tutan küçük bir beyliğin başkentiydi ve bunu hiç unutmadı, bu özelliğini hiç yitirmedi. Başını hep dik tuttu. Asi, mağrur ve kendinden emin oldu. Kültürünü inatla korudu.

Şehre sonradan karışanlar acemiliklerini uzatmadılar. Hemen şehirli oldular. Karaman’ın argosuna hemen alıştılar.

*     *     *

Dellâl Âsım hoş bir insandı. Karaman’ın alâmetlerinden biriydi. Fazla iri-yarı sayılmazdı, fakat davudi bir sesi vardı ve onu mükemmel kullanırdı.

Devamlı şaka yapardı. Ne zaman şaka yaptığı, ne zaman ciddi olduğu belli olmazdı. Söylediği her şey tebessüme kapı açardı.

Mesleğini icra ederken takip ettiği bir güzergâh vardı ve onu değiştirmezdi. Gazipaşa Caddesi ana yoldu ve önce oranın esnafları alırdı haberleri.

Bir cenaze olduğunda, onu yine yollarda, sokaklarda, fakat yine, telâşsız yine az umursar bir tavırla görürdü Karamanlılar. Cenaze ilânı aynen şöyleydi :

- Komşular, Çataklı Ahmet Ağa’nın karısı vefat etmiştir. Hazırdır, sevaptır, üşenmeyelim. Allah rahmet eylesin. Öğle sonu kaldırılacaktır.

İlânı duymak için kapıya çıkan esnaflardan tam anlamayanlar, ayrıntı istemek için ona laf atarlardı.

  • Asım efendi, kim dedin?

Asım onlara konuşma tonunda bilgi verirdi.

Bazen, ona takılma hakkı olanlar, yani onunla yakınlığı olanlar, işi cıvıtırlardı :

- Asım ağa, Ahmet Ağa’nın hangi karısı ölen?

- Bana bak ağzımı açtırma benim. Hangisi olduğunu nerden bileyim. Evlenirken başını mı tuttum dürzünün..

Hınzırca kikirdeşmelerden sonra esnaf, dükkânının karanlığına çekilir ve daha rahat gülerdi.

Cenazeler musalladan kalkardı. Askerlik şubesinin adı “mahfel” di ve tam onun karşısında, zemini çimen, çevresi duvarla belirlenmiş üçgen bir alandı musalla. Milletin camiden gelmesi beklenir, acele edilmezdi. Cemaatin tamamlandığına kanaat getirilirse, Şabaniye Camiinin müezzini duvar üzerine çıkar ve “dokuz tekbir ile…” namazı başlatırdı. İmamın getirdiği tekbirler duyulsun diye olmalı, o esnada oradan geçen ve epeyce gürültü yapan demir çemberli at arabaları seferlerini durdururlar, namazın bitmesini beklerlerdi.

Daha sonra tabut, eller üzerinde ve cemaat fazla dağılmadan Kırmahalle’nin yolu tutulurdu.

Karaman’lı şair Bekir Sıtkı’nın yaptığı güzel bir tesbit gibi, nasıl olsa “Kırmahalleden öte yanı  / Kazıla kazıla bitmez” di.

Gerçekten bitmedi, hâlâ kazılıyor..

*     *     *

Bir gün Dellâl Âsım’a ilginç bir başvuru oldu. Toros Dağlarının yörüklerinden Sadık Ağa’nın karısını eşkiyalar dağa kaldırmışlardı. Yörük yaşlıydı. Hanımı gençti zahir ki Yörük Sadık hem endişeli, hem çok üzgündü, çok kızgındı.

Dellâl Âsım’dan yardım istedi. Asım ona memnuniyetle yardım edeceğini söyledi. Bir yağ tuluğu alacak, ücreti  o olacaktı.

Sadık Ağa’yla birlikte güzergâha düştüler. Gazipaşa Caddesi Semerciler Sokağı, Gazidükkân Mahallesi, Park ve civarı, Şabaniye ve civarı, Kervansaray ve çevresi, Aktekke, Odunpazarı, her yeri birlikte dolaştılar. Dellâl Asım konuyu ayrıntılarıyla ilân edecek, Sadık Ağa da onu tasdik edecekti. Böylece, ilânın daha etkili olması sağlanacaktı.

Asım, sesinin olanca kabiliyetiyle bağırıyordu :

- Ey ahali, Ağaççılı Yörük Sadık Ağa’nın karısını eşkiyalar kaçırmıştır. Gören, bilen varsa hemen haber versinler. Yoksam Sadık Ağa bir boklar yiyecek haberiniz olsun ha..

Sadık Ağa, bembeyaz sakalıyla, Âsım’ın bağırdığı yönde toplanan halka doğru seslenirdi :

  • Yirin, vallaha da yirin, billaha da yirin. Yirin, değil mi Asım Ağa, sen beni bilin..

- Yirsin Sadık ağa, yirsin..

Âsım olanca hınzırlığıyla devam ederdi :

- Komşular, bu kadını bulun getirin. Kullanılmış da olsa, az kullanılmış olsa da getirin. Yoksa Sadık Ağa, essahtan bir halt yapacak, Karaman’ı darmadağın edecek ha..

- İderin, bakın vallaha iderin, bu benim namusum, lâfâ gelmez, çok büyük haltlar iderin.

- Ey ahali, şu koca yörüğe yardımcı olun. Karıyı getirene bir deve verecek Sadık Ağa..

Pazarlıkta bu olmadığı için Yörük Sadık Ağa önce âfalladı. Ama sonra kendini topladı ve deveye kıydı..

- Virecen Len, virecen.. Namus bişeye benzemez. Virecen anasını satayım. Getirin.. Az kullanılmış çok kullanılmış. Yeter ki karı gelsin.. Deve de varsın gitsin..

Olay, yeni bir maskaralık konusu çıkıncaya kadar her yerde konuşulur, saf yörük kocasının rencide olmuş onuru buruk gülüşmelerle evlerde bile sohbete konu edilirdi.

Sonra yeni bir oyun sahneye konulunca konu unutulur giderdi.

Kâmil Uğurlu

Okunma : 1900
guney sigorta
EKSPERTİZ
karaman


Gündem haberleri
SON DAKİKA: ŞEHİDİMİZ VAR
18 Eylül 2020 Okunma: 15774 Gündem
Karaman'da pancar üreticilerinin sorunları masaya yatırıldı
17 Eylül 2020 Okunma: 15063 Tarım
Karaman'da üretici isyan etti
16 Eylül 2020 Okunma: 9128 Tarım
Son dört günün en çok okunan haberlerini gösterir
Ayın en çok okunan haberleri için tıklayın