Karamandan.com

Karamandan.com

23 Ekim 2020 Cuma
Açlık
        Akbabanın yüzünde küskün bir ifade vardı.
Kategori : Köşe Yazıları
05 Mayıs 2020 18:05
 
Açlık
karaman

        Akbabanın yüzünde küskün bir ifade vardı. İnsanlığa küsmüş.

       Akbaba tüm insanlığı üzgün bir yüz ifadesiyle selamladıktan sonra yine tıpkı kendisine benzeyen insanlığın önünde çocuğun tam ölümünü gerçekleştirecekti. Küçüklükten beri tanıdığı yüzler içinde belki de kendisiyle aynı yaşta bir çocuk az sonra onun içinde üç beş yaşlarında. Akbabanın suç işlemiş ağlamaklı gözleri tıpkı yaşlı büyükbabaların gözleri gibi bakıyordu.

     Akbaba yas giysileri içinde karalara bürünmüş çocuğun ölümünü beklemekteydi.  Rızkına düşen çocuk ince derisi içinde yağda pişmiş yemek gibi kızarmıştı Güneş çocuğun sırtını dört bir yanını çeviren sayılı kemiklerini bol ışığıyla aydınlatmıştı. İskeletini örten deri üzerindeki  çiğ et cilalanmış gibi parlıyordu. Kemikleri, kemikleri birbirine bağlayan ince zarları bile görünüyordu. Akbaba somurtkan kararlı ve öfkeli görünüşüyle çocuğu iç çekerek izliyordu.

    Akbaba birden fotoğrafçıyı da karşısında gördü. Sert haşin bir tavır takındı. Surat astı kızaran yüzünü öfke ile doldurdu. Aç gözleriyle ona sert sert baktı. Sanki bu bakışıyla, ‘’Sınırları zorlama bak ödülü alamazsın.’’ Der gibi baktı. Akbaba ekşimiş suratlı iri cüsseli ürkek ve çekingendi. Onun bir el hareketiyle uzaklaşacak kadar da korkaktı. Lakin fotoğrafçı da uygun zamanı bekliyordu. Engel olmuyordu ağır ağır adımlarla on metre kadar yaklaştı. Deklanşöre bastı içindeki sevinçle çekip gitti. Yol boyunca da akbabanın bakışlarıyla anlatmaya çalıştığı hatırından geçiriyor anlamını pek de bilmediği insanlığı basit çıkarlarına çevirerek kendini haklı çıkarmaya çalışıyordu. Çocuk ne durumdaydı? Yaşıyor mu? Öldü mü? Çocuğun duruşuna bakılırsa hiç de iç açıcı değildi.

        Çocuk en son ne zaman yemek yemişti? Çok zayıflamış bütün Afrikalılar gibi canlı olduklarında da böyle zayıflardı. En önemlisi de açlardı. Çocukların küçük yaşlarına rağmen yaşamları boyunca hep küçük yemeksiz, sıcak, salgın hastalıklar. Onları hayatları boyunca gördükleri şey fotoğraf karesine götüren yaşamlarıydı kısaca.

         Fotoğrafçı bir an bu düşüncesinden sıyrılarak çocuğun bir daha kalkamayacağını da düşündü. İçinden cılızca  ‘’yazık’’ dedi. Kendi insanlığına henüz bir teşhis koyamamıştı. Daha doğrusu vicdan, nefis, akıl, düşünce, hayal, merak, istek, arzu umut her biri başka bir şey söyledi. En son onu terk eden duygu ‘’çocuk ölecek’’ . Afrika’da yılda milyonlarca çocuk açlıktan ölüyor. Fotoğrafçı bu ölümü de normal karşılayarak kendince kolay ve sindirilebilir hale getirdi. Kendi kendini bağışladı.

             Fotoğrafçı hiç kimsenin tanık olmadığı bir an yakalamanın neşe ve sevinci içinde merkeze döndü sevincini oradakilerle paylaştı.

             Çocuk ile akbabanın resmi iki gün sonra manşetlerdeydi. Fotoğrafı inceleyenler çocuğun ölmüş olabileceğini düşünerek neden sonra büyük bir korkuya kapıldı. Sorgulamalar. İyi insanlarda ardı arkası kesilmeyen haykırışlar başladı Fotoğrafı görenlerin korkunç çığlıkları, dehşetle çocuğun bir daha kampa geri dönemeyeceği düşünüyorlardı. Öldü mü? Yaşıyor mu? Akıbeti ne oldu? Her biri bir bilinmeyene kuşku ile bakıyorlardı.

            İyi insanlar acayip sesler çıkartarak ‘’vah vah, tüh tüh’’ sesleriyle fotoğraf karşısında ağlaşıyorlardı. ‘’Öncelik yaşama hakkı.’’ ‘’Önce insanlık sonra görev’’ Diye fotoğrafçıya bağırmaya başlamışlardı. Fotoğrafçı ise insanlık kavramını unuttuğu o zaman dilimi içinde karşı konulmaz tutkusunun kendisini soktuğunu anlatmaya çalışıyordu.

           Fotoğrafçı bir yıl sonra da dünyanın en prestijli gazetecilik ödülünü aldı. Pulitzer Ödülü fakat ödülünün karşısında ölüm hükmü giyen bir suçlu gibi duruyordu. Celladı kendi vicdanıydı. Korku salan şey o vicdan azabının ince deliğinden zorla geçiriliyordu.  Kurtulamayacağını biliyordu çırpınması karşı savunma vermesi de boşunaydı.  

        Kendini şöyle savunuyordu ‘’Ben bir savaş fotoğrafçıyım yardım görevlisi değilim.’’ Ama maalesef çocuğun ölümünün kendisini kendi isteğiyle oradan gitmesinden kaynaklandığını biliyordu. Başarılı olabilme inancı o çocuğu kurtarmasını engelliyordu. Kendisini haklı görmesi, hem orada kalıp ileri gidememesine hem de çok acı ve ıstırap çekmesine neden oldu. Kendi kuruntularıyla kendini de ikna edemedi. İnsanlığın özü, yaptığı eylem, kabahatin kendisinde olduğunu anladı. Ağzının tadı kaçtı. İştahı azalmış kuvvetten düşmüştü artık kendi kendini kandırmanın da imkanı yoktu. Acı son geldi. Günden güne içini kemiren kendisini intihara götürecek o korkunç gerçek.

       Oysa fotoğrafçı o fotoğrafı düşündükçe hayalinde yaşattığı mutluluğu zevkince yaşayacağını zannetmişti.

         Resmi tahlil edenlerle arasında anlaşmazlıklar ortaya çıktı. Yaptığı eylem ve insanlık taban tabana zıttı. Ya insanlığı bir yerlerde unutmuş ya da yalan söylemiş ya da insanlığını gizlemişti.     

        Mesaj verilmişti. Anlayacak olan anlamıştı. İçini sıkan ve içinden çıkılamayan işler birden gün yüzüne çıktığında Afrikalı çocuklara acınıyordu. Fakat sadece üzülmek yetmez bir şeylerde yapılmalıydı. Hem onları hem de kendilerini vicdani sorumluluktan kurtaran. Ne kadar rahat söylüyorsunuz. Ne yapmalı? Açlık, Salgın. Ölüm  ‘’Ne yapalım ölürlerse ölsünler.’’ O halde insanlık nerede? İçlerinde vicdan aradılar ya da insani bir şeyler. Nerede? İnsanlığın zerresi bile yoktu. Vicdan yoktu. Açlık yerine tokluk vardı. Tok açın halinden anlamazdı. Hem böyle çok daha mutluydular. Oysa Afrikalı çocuklar için açlık ve ölüm hiç değişmedi.

         Bu fotoğrafta yapılması gereken şeyin doğruluğuna inanan yapanların kendinden emin olduğu bir ifade vardı. Fotoğrafın duruşunda ayrıca yaşayanlara bir sitem bir hatırlatma isteği de dokunuyordu. Kevin Carter in bir hatırlatma isteği mi? En azından ona öyle gelmişti.

Gönderdiği resminin altında belki de şu ifade yazılıydı 1993……tarihte Afrika’da kampa yetişme üzere olan bir çocuğun resmi tüm insanlığa duyurulur. 

Sonsöz:

Resme bakan kişi bütün resimler gibi işte der bakar geçerdi. Tıpkı fotoğrafı çeken Kevin Carter gibi katılaşan duygularıyla oysa ki görselliğin bütün ağırlığıyla AZ SONRA çocuğun canlı canlı öldürülen ölü başı kalkmamacasına toprağa gömülecekti. AZ SONRA akbaba saçları arasından başını didikleyecekti. Başında tümsekler çukurlar belirecekti. AZ SONRA çünkü akbaba beklemekteydi. Ayaklarını birleştirmiş heybetli giysisi içinde fakat onun için de de tertemiz duyguları vardı onlar canlanıyordu hayvanlığı insanlara bırakacak kadar tertemiz duygular. Çünkü akbaba bu çocuğa bir ölüm töreni yapılmayacağını o da biliyordu.

Bu yüzden bu resmi çekene bir sitem paylaşanlara da bir hatırlatma isteği dokunuyordu yüreklerine. Hatırlatma isteği içinde kabaran duygularına karşılık ‘’Daha insanlık ölmedi’’     

SON NEFES FISILDADI ARTIK NEFES ALAMAYACAKSIN.

Nurten  Kılıç.

Okunma : 2507
REKLAM
guney sigorta
EKSPERTİZ
karaman


Yavuzlar iplik
Gündem haberleri
Baba ve oğlunun öldüğü kaza kamerada
19 Ekim 2020 Okunma: 7397 Asayiş
Karaman cezaevi karıştı! Gardiyan silahla vuruldu
21 Ekim 2020 Okunma: 6799 Asayiş
Karaman'da coronadan 35 kişi öldü
21 Ekim 2020 Okunma: 5863 Sağlık
Son dört günün en çok okunan haberlerini gösterir
Ayın en çok okunan haberleri için tıklayın