Karamandan.com

Karamandan.com

31 Ekim 2020 Cumartesi
Amsterdam’ın Turistleri 10. Bölüm: Gurbette bir bayram sabahı
Karamandancom'un gurbetçi yazarı Abdullah Konuksever'in gurbetçilerin yaşamına dair ele aldığı "Amsterdam Turistleri" romanının onuncu bölümü.
Kategori : Köşe Yazıları
12 Ekim 2020 10:53
 
Amsterdam’ın Turistleri 10. Bölüm: Gurbette bir bayram sabahı
karaman

Karamandancom'un gurbetçi yazarı Abdullah Konuksever'in gurbetçilerin yaşamına dair ele aldığı "Amsterdam Turistleri" romanının onuncu bölümü. Romanın bölümleri sırasıyla yazarımızın Karamandancom üzerindeki sayfasında yayınlanacaktır.

Sabah konfeksiyonda iş başı yapmadan önce kahve içilirdi. Hoca diye takıldıkları genç kahve içmiyordu. Israr edilince,  oruç olduğunu söyledi. “Ramazan ayı başlamadı ki!”  diye itiraz edenler oldu ve ardından tartışma çıktı. Meğer hoca, Arabistan’da hilal görüldü diye oruç tutmaya başlamış. Hilal mi yoksa takvim mi diye tartışma alevlenirken patron geldi.

-Ne bağırıyorsunuz lan! Sesiniz taa dışardan duyuluyor! Neydi derdiniz?

-Bir şey yok patron!

-Olum, keyfinizden mi bağrışıyordunuz! Söyleyin bana, adamı hasta etmeyin!

-Patron, bizim hoca oruç tutmaya başlamış. Ramazan ayı başlamadı diye tartışma çıktı.

-Size ne lan başkasının ibadetinden, isteyen istediği zaman oruç tutar, isteyen de hiç tutmaz! Bir daha olmasın, burası ilim meclisi değil! Herkes işinin başına! Hadiii!

Ramazan daha önce orucun hilal görüldü diye tutulduğunu hiç duymamıştı. Zaten yıllardır Kadir günü hariç oruç tutmazdı. Tutanlara karşı saygısı büyüktü, onların karşısında bir şey yiyip içmezdi. Hele sigara katiyen kullanmazdı.

Gurbette Ramazan ayında ne kaldığı evde ne de çalıştığı konfeksiyonda kimse oruç tutmuyordu. Akşam çok geç oluyordu, üstelik günde 10 veya 15 saat çalışırken oruç tutmaya cesaret edemiyordu. Açlığa dayanabilirdi ama baskın, rutubetli ve boğucu havada susuzluğa dayanamazdı. Hoca, bir kaç gün sonra gelmedi; adam haklıydı. Özellikle karşısına geçip bir şeyler yiyip, oh be diye diye bir şeyler içen üç beş dengesiz vardı. Patron bile dikkat etmiyordu, hocanın karşısında kendi gibi üç beş patron müsveddesi zibidi ile döküştürüyordu.

Akşamları mesai sonrası otobüs veya tramvay ile eve giderken Fatih camiinden ya teraviye veya teraviden çıkan cemaati görüyordu. Vatandaşları, hele gençleri telaşla camiye giderken görünce çok duygulanıyordu.

Memleketteki Ramazanları hatırlayıp burnunun kemiği sızlıyordu.  Oruç tutmasa bile memlekette Ramazan bir başka olurdu.  İftara yakın çarşıdaki eve yetişme telaşı yani taze taze tahinli ekmek veya Ramazan pidesi alıp hızla eve gidenlerden geçilmezdi. Ramazan pideleri, tahinli ekmeklerin tadı ise halen damağındaydı, gurbette bunları bulmak mümkün müydü? Belki pastanelerde bulunabilirdi ama tadı kesin farklı olurdu.  Hele iftarda top sesinin hemen ardından müezzinlerin aceleyle ezan okumalarını duymak bir başkaydı. Kadir gecesinde babasının çocuklarının toplayıp hep beraber iftar yaptırmasının keyfine diyecek yoktu. O gece babasının bütün kötü huyları gider melek gibi olurdu adeta. Aslında babasının asabiliğini, bağırıp çağırmasını bile özlemişti.

Oruca erken başlandı, geç başlandı, teravi erken kılındı, geç kılındı derken bayram gelip çattı. Gerçi bayramında ne zaman yapılacağı tartışma konusuydu. Herkes kafasına göre bayram yapıyordu. Patron, Türkiye’deki tarihe göre bir gün bayram tatili vermişti.

Güdük ve Ramazan, bayram namazını Amsterdam Fatih camiinde kılacaklardı. Diğer ev arkadaşlarının hepsi bir akrabasının evi yakındaki camide bayram namazı kılıp akrabalarıyla bayram yapacaklardı. Güdüğün kimsesi yoktu ama Ramazan’ın Amsterdam’ da amcakızı Durnane vardı. Diğer şehirlerde de dayı ve hala çocukları vardı ama Ramazan kimseye gitmeyi düşünmüyordu. Gitse, herkes kabul ederdi ama Güdük’ü yalnız bırakmak istemiyordu.

Camii, bayram namazında hınca hınç doluydu. Camii’de Türklerin yanı sıra diğer milletlerden de namaza gelenler vardı. Namazdan sonra biraz camii önünde oyalanıp tanıdıklarıyla bayramlaştı. Iki adım ileri bir adım geri; içi buruk bir şekilde eve gidiyorlardı. Ev bom boştu, kendini bekleyen ne eşi, ne de çocukları vardı. Gidebileceği ne baba ocağı ne de başka akraba vardı. Elini öpmek için uğrayacağı konu komşu da yoktu. Neden acele edecekti ki? Hava çok güzeldi, en azından güneşlemek istiyordu. Yol üzerinde telefon kulübesini gördü, bir kaç kişi sırada bekliyordu. Sıraya girip beklemeye başladı. Evinde telefon yoktu; en azından babasını, annesini ve küçük kardeşlerini arayabilirdi. Eğer eşi ve çocukları babasına gelmişlerse, onlarla da konuşup hasret giderebilirdi. Bir bayramın bu kadar acı olabileceği hiç aklına bile gelemezdi, bir an bayramın geçmesini istedi.

Yarım saate yakın bekledikten sonra sıra kendine geldi. Üç beş kez denedikten sonra babası, annesi, eşi, çocukları ve kardeşleriyle telefonda da olsa bayramlaştı. Güdük’ün annesinin evinde telefon yoktu, abisini de aramak istemedi.

Eve geldiklerinde yalnızlığı iliklerine kadar hissetti, daha fazla üzülmemek için kahvaltı hazırlamaya başladı. Tam o sırada evin zili çaldı. İkisi de şaşırdılar, kimseyi beklemiyorlardı. Polis baskını diye çok korktular,  ne pencereden baktılar ne de kapıyı açtılar. Zil bir kaç kez daha çaldı. Güdük zangır zangır titriyordu.

-Abi, balkondan atlayıp kaçalım!

Balkona çıktılar, çevreye bakındılar ama atlama imkânı yoktu.

-Abi ben dolaba sen de yatağın altına saklan. Yahu biracı nine mi şikâyet etti. Dün iki kasa bira vermiştim.

-Hay aklınla bin yaşa! Gel, nineye sığınalım.

Kapıdan çıkarken birisinin konuşarak yukarı geldiğini duydular: ”  bayramcı mı gezmeye gittiler acaba?”

-Güdük, bu gelen benim enişte. Hemen içeri girelim, korktuğumuzu anlamasın.

Bir kaç saniye sonra kapı çaldı.

-Ramazan,  ben enişten!

Güdük, bir şey yokmuş gibi kapıyı açtı.

-Olum, kapıyı niye açmadınız da beni yukarı çıkarttınız. Hem, bu ne haliniz böyle? Hayalet mi gördüğünüz len?

-Enişte hoş geldin. Kahvaltı hazırlıyorduk, duymadık. Bu ara bayramın mübarek olsun. Dürdane, çocuklar nasıllar? İyiler mi?

-Yoksa siz baskın zannedip korktunuz mu?  Hay Allah iyiliğinizi versin! Sizi almaya geldim, bayram yemeğini beraber yiyelim. Çocuklar bekliyor, biraz acele edelim.

-Enişte ben gelmesem, Mehmet yalnız kalmasın.

-Mehmet’in yalnız kalacağını kim diyor? O da gelecek, yabancı biri mi sanki o. Hadi çabuk çıkalım.

Yarım saate kalmadan Ramazan’ın amcakızının evinde bayram sofrasına oturdular. Aile ortamında bayram az da olsa sılayı unutturdu. Bir kaç saat sonra Ramazan ile Güdük dışarı gezmeye gittiler, gurbette bayram topu topuna 5 saat sürmüştü.

Okunma : 1311
REKLAM
Yavuzlar iplik
karaman


EKSPERTİZ
guney sigorta
Gündem haberleri
Merhum kefeninin arasında not bıraktı
28 Ekim 2020 Okunma: 43380 Yaşam
Karaman Selçuklu Hastanesinde hayrete düşüren ameliyat
27 Ekim 2020 Okunma: 9240 Sağlık
Hizmet, Karaman çiftçisinin ayağına getirildi
28 Ekim 2020 Okunma: 7748 Tarım
Son dört günün en çok okunan haberlerini gösterir
Ayın en çok okunan haberleri için tıklayın