Amsterdam’ın Turistleri 7. Bölüm: Yeni Hayat | Karamandan.com - Karaman Haber

Amsterdam’ın Turistleri 7. Bölüm: Yeni Hayat | Karamandan.com - Karaman Haber

31 Ekim 2020 Cumartesi
Amsterdam’ın Turistleri 7. Bölüm: Yeni Hayat

Karamandancom'un gurbetçi yazarı Abdullah Konuksever'in gurbetçilerin yaşamına dair ele aldığı "Amsterdam Turistleri" romanının yedinci bölümü. Romanın bölümleri sırasıyla yazarımızın Karamandancom üzerindeki sayfasında yayınlanacaktır.

-Arkadaşlar, bu sokağın adı Kinkerstraat. Bu sokaktan 7 ve 17 numaralı tramvay geçer ve Amsterdam’ın çoğu yerine gidebilirsiniz. Eve yerleştikten sonra yeni iş yerinize de gideriz.

Yılmaz, Ramazan ve Mehmet Kinkerstraat adindaki caddede bulunan bir apartmanın en üst katında bir eve girdiler. Ev karanlık, bakımsız ve sigara kokuyordu. Evde çok fazla eşya yoktu, olanlar da kırık döküktü. Ayrıca çok ağır bir hava vardı, sanki yıllarca havalandırılmamıştı. Turistleri ev sahibinin kardeşi karşıladı,  tanışma faslından sonra, eve kiracı alma,  çıkarma ve kiraları toplamakla yetkili olduğunu söyledi. Aylık kira 100 gülden idi. Ev: iki yatak odası, bir oturma odası, tuvalet, banyo ve mutfaktan ibaretti. Çatı katta, kendilerine ait bir oda daha vardı. Üç odada 10 kişi kalıyordu ve Ramazan ile Güdük çatı kattaki odada kalacaklardı. Orada iki kişi daha vardı yani bir odada 4 kişi olacaktı.  Ev kuralları; ev arkadaşlarını, komşuları rahatsız etmeyeceklerdi. Eve misafir getirmeyeceklerdi, evde içki kullanmayıp eve sarhoş gelmeyeceklerdi. Evde televizyon yoktu, herkesin kendine ait teyp veya radyosu vardı. Müzik dinlerken herkes kulaklık kullanacaktı. Ev ve eşyaları temiz kullanılacaktı ve her hafta sonu hep beraber temizlik yapılacaktı. Kimse kimsenin eşyasına dokunmayacaktı.  Yeni kiracılara ev kuralları anlatılırken arkadan banyo tartışması duyuluyordu.

-Uğuur! Oğlum, mısır kiri mi çıkarıyorsun ya! Çabuk çıksana!  Adama bak ya! Bekle, diyor! Bir saattir zaten başka bir şey yapmıyoruz ki!

Ev sahibinin kardeşi sinirlendi.

-Kesin lan dırdırı! Uğur, oğlum sen de insanları bekletme. Çabuk çık!

Güdük ile Ramazan göz göze geldiler.

-Abi, bu bizim Uğur olmasın?

-Benim de aklıma aynı şey geldi valla!

Çok geçmeden, gerçekten de havalı Uğur oturma odasına çıkıp geldi. Halen havalı, halen burnu havadaydı. Memleketten tanıdığı, çocukluk arkadaşlarını gördüğüne pek sevinmemişti.

-Uğur, biz buraya çalışmaya geldik de, sen niye geldin? İyi işleyen kebap salonun vardı!

-Ramazan, babanın en az üç aileyi geçindirecek büyük bir elma bahçesi var. Sen niye geldiysen ben de onun için geldim.

Hoş beşten sonra Uğur beraber kahvaltı yapmayı teklif etti. Zaten ev temizliği bitmiş, kahvaltı yapılacaktı. Sofrada yok yoktu sanki. Ramazan ve Güdük gördüklerine inanamadılar. Havalı Uğur’ un yarım ağız teklifini hemen kabul ettiler.

-Bunları nerden alıyorsunuz?

-Az ileride market var, oradan alıyoruz. 17’nin pazarında da aradığın her şey var ha! ha! ha!

-Bilader, komik bir şey mi sorduk?

-Hayır, seninle alakası yok. 17’nin pazarı deyince aklıma komik şeyler geldi. Memleketten yeni geldin yani öğreneceğin çok şey var. Acele etme, zamanla sende alışırsın.

Kahvaltıda ev arkadaşlarının hepsi vardı, tanıştılar.  8 kişiden 5’ i kendileri gibi Karamanlıydı. Biraz daha deşeleyince, Ramazan, Altan adındaki bir genç ile çok uzaktan akraba bile çıktı. Burada kalanların çoğu konfeksiyonda çalışıyordu. Uğur, lokantada aşçılık yapıyordu. Bir kişi serada çalışıyordu. Altan ile iş yerlerinin yan yana olduğunu öğrenince çok sevindi, beraber gidip gelebilirlerdi. Olmadı, Altan’ın yanında işe başlardı. Yılmaz’ın turistleri yeni iş yerine götürmesine gerek kalmadı. Altan’la birazdan gidip patron Ethem ile tanışacaklardı. Yılmaz müsaade isteyip ayrıldı. Gitmeden önce adres ve telefon numarasını bir kâğıda yazıp verdi, bir şey olursa her zaman aramalarını istedi.

Güdük heyecanla nasıl üç ay karın tokluğuna çalıştıklarını, yolda karşılaştıkları zorlukları anlattı ama kimse hayrete düşmedi. “ hepimizin başından geçti bu olaylar!” dercesine dinlediler. Güdük hararetli hararetli konuşurken, duvardan ses gelmeye başladı. Yan komşu duvarı yumrukluyordu. Güdük korkudan hemen sustu, diğerleri ise gülmeye başladılar.

-Mehmet kardeş, biracı neneyi uyandırdın. Bir kasa bira al, uykuya devam etsin ha! ha! ha!

-Kardeş, nerden bira alınır bilmem ki?

-Şaka yaptım!  Sefer, hadi aslanım nenene bir kasa mama götürüver… Sıra sende!

Meğer yandaki komşu bu evde kaçak kalanları bildiğini ve her gün kendine bir kasa bira gelmediğinde polise şikâyetle tehdit etmiş. Bu evde kalanlar, sırayla yandaki komşuya haraç verirlermiş. İki gün sonra sıra kendilerine gelecekti.

Kahvaltıdan sonra Ethem’ in konfeksiyonuna gitmek için dışarı çıktılar. Tramvaya binmeye abonmanları yoktu, birisinden otobüs kartı alıp çıktılar. Evin tam karşısında durak vardı. Yarım saat beklediler. İki tramvay arka arkasına geldi. 17 numaralı olana bindiler.  Altan, kartı çıkarıp arkadaşlarına nasıl kullanılacağını gösterdi. 4 kişilik bir yer bulup oturdular. Güdük ters tarafa oturmuştu, midesi bulandı. Altan hemen yer değişti ve naneli sakız verdi.

İlk kez tramvaya binmişlerdi, garipsediler. Tramvayda daha önce hiç karşılaşmadıkları tip insanlar vardı. Ramazan, kıvırcık saçlı, koca dudaklı siyah insanları televizyonda görmüştü ama şimdi adam karşısında oturuyordu. Asıl adamın saçındaki rengârenk boncuklar dikkatini çekti, iri yarı kocaman adam kız çocuğu gibi saçını bocukla ördürmüş. Galiba adama bakıp kalmış, adam bir şeyler deyince hemen başka tarafa baktı. Az ileride yine siyah bir gencin sarsışın bebek gibi bir kızla sarmaş dolaş olduğunu görünce şaşırdı. 

-Bunlarda hiç edep denen bir şey yok mu yahu!

-Abi, burası Amsterdam. Kim kime dumduma, kimseye karışma. Yoksa başın belaya girer! 

-Bebek gibi güzel bir kızın yamyam kılıklı adamla ne işi onu da anlamadım. 

-Abi, dedim ya: boş ver sen. Daha neler göreceksin neler bu memlekette!

4 duraktan sonra indiler.  Karşıya geçip yürümeye başladılar. Sokakta 10 yaş civarındaki Türk çocukları koltukları altında Kuran ile camiye gidiyorlardı.  Ramazan oğlanlarını hatırladı,  gözü doldu. Çocuklardan biri oğluna o kadar benziyordu ki, kucaklayıp bağrına basmak istedi. Çocuğa nereli olduğu sormakla yetindi.

-Çataklıyım amca!

Çok geçmeden Amsterdam Fatih Camii önünden geçiyorlardı; içeriden gelen ezanı duyunca Ramazan çok duygulandı.

Abdullah Konuksever

Okunma : 1348