Karamandan.com

Karamandan.com

31 Ekim 2020 Cumartesi
Amsterdam’ın Turistleri 8. Bölüm: Gönüllü Kölelik
Karamandancom'un gurbetçi yazarı Abdullah Konuksever'in gurbetçilerin yaşamına dair ele aldığı "Amsterdam Turistleri" romanının sekizinci bölümü.
Kategori : Köşe Yazıları
07 Ekim 2020 12:00
 
Amsterdam’ın Turistleri 8. Bölüm: Gönüllü Kölelik
karaman

Karamandancom'un gurbetçi yazarı Abdullah Konuksever'in gurbetçilerin yaşamına dair ele aldığı "Amsterdam Turistleri" romanının sekizinci bölümü. Romanın bölümleri sırasıyla yazarımızın Karamandancom üzerindeki sayfasında yayınlanacaktır.

Konfeksiyonun kapısı çok geç açıldı. Hâlbuki içerden harıl gürül sesler geliyordu. Genç biri, başını hafifçe sallayarak ne istediklerini sordu.

-Ethem beyle görüşecektik!

Genç yine hiç bir şey demeden: “beni takip edin!” dercesine işaret yaptı. Merdivenlerden aşağıya indiler. Karanlık, rutubetli, acı acı kumaş kokusu gelen büyükçe bir salona girdiler. Burası yer altı atölyesiydi. Çok sayıda çalışan vardı; 25 – 50 kişi başını kardırmadan çalışıyordu, çoğu 15 ila 30 yaş arasındaki gençlerdi.

Bir kaç saçı ağarmışlar vardı. Bunlardan biri de Ramazan’ın memleketteki Eğilmez kahvehaneden tanıdığı Hüsnü abiydi. Hüsnü abide başını kaldırmadan çalıştığından Ramazanı görmedi. Çalışanlar arasında en az beş kişiyi tanıyordu. Kimini kahvehaneden, kimini de bisküvi fabrikasından. Hatta arka sokakta oturan Alim bile vardı. Sadece bisküviden tanıdığı Şener Ramazanı gördü, hoş geldin dercesine başını salladı, büyük salonun sağında ve solunda büyük büyük odalar vardı. Yan odalarda da en az 20 kişi çalışıyordu. Atölyede dırt dırt makine sesleri arasında radyodan gelen müzik sesi neredeyse duyulmuyordu.

Salonun en arka tarafında ütü odası, kantin ve küçük bir ofis vardı. Ofise girdiklerinde, 40 yaşlarında biri telefonda konuşuyordu. El işaretiyle:” dışarıda bekleyin!” dedi. Çok geçmeden içeri çağrıldılar.  Hoş beş filan demeden, meseleye girdi.

-Hanginiz ütü yapacak? Tamam, birazdan ütü odasına geç. Adem sana yapacağın işleri göstersin. Loku kim yapacak? Sen ileride boş olan üçlü loka geçeceksin! Sen makineci misin?

-Abi ben, yandaki konfeksiyonda çalışıyorum. Ev arkadaşlarım bunlar, adresi bilmiyorlar diye getirdim.

-Oğlum, boş ver seni yandaki konfeksiyonu. Adam diye taşa sarılıyorum ben, hemen başla Necmi’ den fazla para vereceğim. Saate kaç gülden alıyorsun?

-Abi, saatim 11 gülden ama içeride bin gülden param var,  o ne olacak?

-Sibel, kızım hemen formları doldur. Bu arkadaşın saat ücreti 13 gülden. Bin gülden ekstra yaz. Hadi aslanlarım, bir an önce işe başlayın bakiim.

Tam o sırada turistleri içeri alan genç geldi.

-Patron, Dilaver zırt bırt tuvalete gidiyor, ishal oldum filan diyor.  “ İşi aksatma”  dedim, bana küfretti.

-Kov gitsin adi herifi! Çalışmaya yüzü yok, tuvalete sığınıyor. Ben adam gönderirim, sen birazdan yeni elemanlara yapacakları işi göster.

Ethem, sinirli sinirli yine telefona sarıldı.

-Selami, ben konfeksiyoncu Ethem. Kahvedekiler bir sor, makineci var mı? İyi, tecrübeli mi? Hemen gönder buraya, yarım saate gelsin. Tamam, oğlum! Tamam ya, seni de görecez!

Sibel Hanım Ethem’in konfeksiyonunda muhasebe işleri yapan genç bir bayandı. Güdük’ün ağzı kulağına geliyordu. Güdük, saati 6 güldene çalışacaktı, hemen kabul etti. Beleş çalış dese bile kabul edecek kadar kendini kaptırmıştı Sibel hanıma. Ramazan itiraz etti, biraz pazarlık sonucu saati 8 güldene anlaştılar. Zaten Altan’ın saati ücretini az önce patron söylemişti. Kayıt işlemleri yapılırken, ofise çok zayıf, rengi soluk biri girdi.

-Ethem abi, ben gerçekten çok hastayım.  Valla kaytarmıyorum abi. Şimdiye kadar kazandığımı verin de doktora gideyim.

-Çık lan dışarı, çık! Banka mıyım ben, her istediğin zaman para verecek! Cuma günü akşam gel!

-Abi, geçen hafta da vermedin, erzak alacak param yok!

-Çık dedim lan,elimde kalacaksın yoksa!

Ramazan,  tanımadığı, bilmediği gence acıdı. Ofistekilere belli etmeden Dilavere 100 gülden verip el işaretiyle: “git”  dedi.  Dilaver kısık sesle Ethem’e küfrederek, tehdit ederek çıkıp gitti.

Ethem, gençlerin karınları açsa doyurmalarını, tuvaletleri varsa helaya gitmelerini, susuzlarsa su içmelerini söyledi.

-Arkadaşlar, İngiltere’deki bir şirketten çok büyük parti iş aldık. İki güne bitmesi lazım, ikinci bir emre kadar yerinizden kalkmayacaksınız. Telaşlanmayın, akşam yemek gelecek, çay kahve molanız da olacak. Şimdi hemen işe bakalım!

Ramazan lok makinasının başına oturdu. Kendilerini içeri alan genç, koca bir deste kumaş getirdi. Emri vaki bir şekilde, ne yapması gerektiğini anlatıp gitti.  Diğerleri gibi Ramazan’da başını kaldırmadan çalışmaya başladı. İş basitti, gözünü yumup çalışabileceği kadar kolaydı.

-Abi, hadi elini çabuk tut! Bu tempoyla işimiz zor valla!

Ramazan, bacak kadar birisinin kendisine laf söylemesine bozuldu. Sinirinden makineyi tepikler gibi kullanmaya başladı. Çok geçmeden birinin kendine bağırdığını fark etti.

-Alooo! Sana diyorum, gavur malı mı bu lan! Biraz düzgün çalışsana!

Patron başına dikilmiş, yiyecekmiş gibi bakıyordu.

-Patron, az önce orta şefi “elini çabuk tut!”  deyince tempoyu yükselttim.

-Aslanım, adam sana elini çabuk tut demiş, makineyi tepikle dememiş ki!

Bu ara orta şefi de gelmiş, patronun gözüne girmek için yalakalıkla meşguldü. Ramazan orta şefine ayar çekme zamanını yakalamıştı. Yalakanın gözünün içine baka baka konuştu.

-Patron ben memlekette milli tekvandocuydum, gaza gelince değil makineyi dedemi bile tepiklerim.

-Yapma ya! Valla korktum senden. Sen makineyi tepiklemeden, hızlı hızlı çalış bakiiim! Milli tekvandocuymuşmuş!

Öğle vakti yemek paydosunda herkes evden getirdiğini yemeye başladı. Herkes zevkine, keyfine göre bir şeyler getirmiş; peynir ekmek, sulu yemek, sucuk ekmek, tost vesaire. Ramazan ve Güdük evden bir şey getirmemişlerdi. Dışardan bir şeyler almak istedi ama patron göndermedi.  Ara şefi gidip iki şuvarma ile iki soğukluk getirdi, bunların parası fazlasıyla maaşlarından kesilecekti.

Yemek paydosundan sonra Ramazan rahat etti, ara şefi zırt bırt gelip rahatsız etmiyordu. Zaten Ramazan’ın eli çabuktu, kimsenin gazına filan gerek yoktu. Paydostan bir kaç saat çalıştıktan sonra makineden acayip bir koku gelmeye başladı. Eğilip baksa ki, motordan duman çıkıyordu. Ara şefini çağırıp motorun arıza yaptığını söylerken satır arası tehdit etmeyi de ihmal etmedi:” tempoma makine bile dayanmadı, cartayı çekti. Bir daha bana zat zurt etme koçum!”

-Tamam abi, ben bir usta çağırayım.  Sen ütücüye yardım et.

Makine tamir oluncaya kadar ütü odasına Ramazan, Güdük ile beraber çalıştı. Bu ara akşam yemek vakti gelmişti. Bu öğün patrondandı. Fırından etli ekmek, ayran ve salata gelmişti. Ayrıca, üçer tulumba tatlısı vardı.

Yemekten sonra uyku bastı, uykuyu dağıtmak için acı kahve içti. Hâlbuki kahveyi pek sevmezdi.

Ethem’in atölyede ilk mesai iki gün sürdü. Çok yorulduklarında, sırayla ofiste iki saat kestirip yine işe devam ettiler.

Abdullah Konuksever

 

Okunma : 1488
REKLAM
EKSPERTİZ
guney sigorta
Yavuzlar iplik
karaman


Gündem haberleri
Merhum kefeninin arasında not bıraktı
28 Ekim 2020 Okunma: 43414 Yaşam
Karaman Selçuklu Hastanesinde hayrete düşüren ameliyat
27 Ekim 2020 Okunma: 9241 Sağlık
Hizmet, Karaman çiftçisinin ayağına getirildi
28 Ekim 2020 Okunma: 7754 Tarım
Son dört günün en çok okunan haberlerini gösterir
Ayın en çok okunan haberleri için tıklayın