Karamandan.com

Karamandan.com

31 Ekim 2020 Cumartesi
Amsterdam’ın Turistleri 9. Bölüm: Amsterdam’ın Sokakları
Karamandancom'un gurbetçi yazarı Abdullah Konuksever'in gurbetçilerin yaşamına dair ele aldığı "Amsterdam Turistleri" romanının dokuzuncu bölümü.
Kategori : Köşe Yazıları
10 Ekim 2020 10:05
 
Amsterdam’ın Turistleri 9. Bölüm: Amsterdam’ın Sokakları
karaman

Karamandancom'un gurbetçi yazarı Abdullah Konuksever'in gurbetçilerin yaşamına dair ele aldığı "Amsterdam Turistleri" romanının dokuzuncu bölümü. Romanın bölümleri sırasıyla yazarımızın Karamandancom üzerindeki sayfasında yayınlanacaktır.

İki gün sonra, iş bitmişti. Hint kılıklı biri, başında acayip bir sargı veya kavukla atölyeye gelmiş kendilerine bakıp sırıtıyordu. Bir şeyler dedi ama hiç bir şey anlamadı. Ethem, İngiltere’den işleri teslim almaya gelmiş olan John Ghandi’nin kendilerine çok teşekkür ettiğini söyledi.

Ramazan çok yorgun olmasına rağmen fark etti; Ethem’ in John karşındaki nezaketi sanki yağcılık derecesindeydi. İngiliz’in karşında el pençe divan duruyor, hep baş sallıyordu.

Hâlbuki Ethem kendi elemanlarına karşı olabildiğine acımasız ve anlayışsızdı. Üstelik sırtından para kazandığı elemanlarına tepeden bakıyordu. Ya orta şefine ne demeliydi, abileri hatta babası yaşındaki adamlara emri vaki iş buyuran, yanlış olduğunda hemen çemkiren ara şefi de patronuyla yağcılık yarışına girmiş gibi bir hali vardı

İşler teslim olduktan sonra haftalıklar verildi. Haftalıklara çoğu itiraz ediyordu; kimisi “bir kaç saatim eksik!”  diyordu, kimileri ise “bir kaç gün”.  Patron yoktu, Sibel hanım ise: “ bir dahaki hafta düzeltiriz!” deyip geçiştiriyordu.  İki gününün eksik olduğunu söyleyen makineci sinir krizine girdi ve avazı çıktığı kadar bağırmaya başladı: “ köle gibi çalışıyoruz, üç beş kuruş kazandığımız paraya göz dikiliyor. Yeter artık, yeteeer!” Sibel hemen patronu arayıp gelmesini istedi. Bir kaç kişi kriz geçireni kantine götürüp sakinleştirmeye çalıştılar. Ramazan ile Güdük’e yeni olduklarından dolayı para verilmedi. Avans istediler; Ethem’in atölyede avans verilmezmiş. Çok fazla üstelemediler, para kavgası yapacak takat kalmamıştı. Zaten bir iki hafta idare edecek kadar paraları vardı.  Bir an önce eve gidip uyumak istediler. 

-Arkadaşlar, bu yorgunlukla ben uyuyamam. Hem her tarafım tutulmuş, en iyisi eve yürüyerek gidelim. Zaten üç dört duraklık mesafesindedir herhalde.

-Bana uyar!

Ramazan, Mehmet ve Altan Rozengracht’ tan yürüyerek Nassaukade ve oradan Kinkerstraat’a gideceklerdi. Hava soğuktu ama güneşliydi. Cadde bayağı kalabalıktı. Ramazan’ in ilk dikkatini arabaların çokluğu ve çeşitliliği çekti. Caddenin sağı ve solu arabalarla doluydu; rengârenk ve daha önce hiç görmediği marka ve modeller vardı. Memlekette yıllardır oturduğu sokakta iki araba vardı; biri Murat 124 diğeri de Renault 12.  Arabaların çoğu küçüktü hâlbuki Avrupa’dan memlekete gelen Almancılar hep büyük arabalarla gelirdi.  Yoldaki arabaların gitmediğini fark etti, meğer kırmızı ışık önünde bekliyorlardı. Yine memleket aklına geldi; Karaman’da bir tane trafik lambası vardı ama o da çalışmıyordu. Kayseri merkezdeki lambaların bazıları çalışıyordu ama kimse kırmızı da durmuyordu.

Caddedeki bisiklet sürücülerine şaşırdı kaldı; o kadar çok saçı başı ağarmış insan bisiklete biniyordu. “ Demek burada bisiklete biz de ki gibi sadece çocuklar binmezmiş!” diye düşündü.
Altan’ın aniden kolundan tutup çekmesiyle irkildi.

-Abi dikkat et, pisliğe basacaksın!

Karşısında koca bir pislik yığını duruyordu, midesi bulandı.

-Bu ne ya!

-Abi, köpek pisliği. Çevreye baksana o kadar çok köpek gezdiren var ki! Bu hayvanlar işte her önüne gelen yere pisliyorlar.

Ramazan, arabaları, bisikletleri bırakıp kaldırıma bakmaya başladı ama fazla dayanamadı. Bu sefer cadde kenarındaki dükkânlara ve ara sıra da kaldırıma bakıyordu. Vitrinlerin süslenmiş olduğunu fark etti. Kimi vitrinlerde çam ağacı vardı kimilerinde de kırmızılara giyinmiş yaşlı bir dede resmi vardı.

-Altan, bu dükkânları hali ne böyle? Süslü püslü!

-Abi, Noel bayramına yakın dükkânlar, caddeler hatta evler filan süslenir.

-Aa, burada pastane de varmış! Hemen içeri dalıp bir şeyler atıştıralım!

-Güdük, tazı olalı ilk kez bir tavşan yakaladın be oğlum. Bende fena açıktım!

Sancak pastanesi, küçük ama temiz bir yerdi. İşlek bir cadde üzerinde olmasına rağmen kalabalık değildi. Gençler içeri girince, pastane sahibi “hoş geldiniz”  deyip siparişleri aldı.  Çok geçmeden birer bardak çay, poğaça ve börekler geldi. Turistler iştahla börekleri yerken dükkâna başka bir müşteri geldi.

-Selamün aleyküm. Mustafa abi, siparişler hazır mı?

-Aleyküm selam, damat paşa! Siparişlerin hazır olmaz mı? Araba yakında mı?

-Abi, n’ olur damat paşa deyip durma bana. Seni sayıp geldik diye pişman etme beni!

-Tamam koçum, bir daha olmaz

Arabaya tepsiler yüklenirken, Altan Ramazan’a damat paşayı tanıdığını söyledi; Yılanlı köyünden Talat’mış.  Damat paşa gittikten sonra pastacı Mustafa’ ya Talat’ın ne zaman evlendiğini sordu. Meğer Talat, bir ay önce evlenmiş. Damat Paşa dendiğine bozulma sebebi; Hollandalı bir bayanla Hollanda’da oturum alabilmek için üç yıllığına sahte evlilik yapmaya anlaşmışlar. İlk etapta 10 bin gülden, oturum kesinleşince de 15 gülden. Talat’ı beğenen Hollandalı gelin, Talat ile gerçekten evlenmek istemiş hatta ısrar etmiş.  Gerçekten evlendiğinde vereceği para yarıya düşünce Talat kabul etmiş ama halen içine sindirememiş. Hollandalı bayan annesi yaşında, şişko, çirkin biriymiş. Talat’ı alaya almak için herkes damat paşa demeye başlamış.

-Mustafa abi, bu da bir şey mi yani? Bizim evde kalan biri de 30 bin güldene bir bayanla anlaşmış, hem de hafif aklı dengesi bozuk biri. Bu bayanın kardeşi para karşılığı ablasını bizim turistlerle everiyormuş. Bizim gencin nikâhını Hollandalı memur kıymamış.  Bizim damat adayı olay çıkarınca, Hollandalı: “ biraz bekle, bir kaç form alıp geliyorum!”  deyip salondan çıkmış. Çok geçmeden iki polis gelip apar topar götürmüş. Memuru tehditten filan bir kaç ay hapis yattıktan sonra, memlekete postalanmış. Geri zekâlı herif, daha nikâh kıyılmadan paranın hepsini vermiş.  Şimdi geri gelebilmek için uğraşıp duruyormuş garibim.

Naylon evlilik muhabbetinden sonra turistler pastaneden çıkıp eve doğru yola koyuldular.

-Ramazan abi, farkında mısın üç aydır buradayız ama ilk kez geziyoruz.

-Az önce ben de aynısı düşündüm Mehmet, adi adam bizi resmen hapishanede tutmuş. Vay be, kendi rızamızla mahkûm hayatı yaşadık…

-Talat, kahvehane var mı yakınlarda?

-Olmaz olur mu abi, burada her şey var! Bizim sokağın arkasında Erciyes kahvehanesi var,  Kayserililerin mekânı. Karamanlıların kahvehanesi var Larende adında ama bize uzak, ileride gideriz. Larende’de memleketten kimi ararsan var.  Karaman kalkmış buraya gelmiş zannedersin. Hiç beklemediğin adamlar bile var; köyün çobanı, Topal Memiş bile gelmiş. Memleketin topalı, körü, sağırı bile geliyorsa artık memlekette kimse kalmamıştır. Diyorum ki, bu kadar çok memlekette çalışsaydık hiç buralarda sürünür müydük abi?

-Burada çalıştığımız gibi memlekette çalışsaydık eğer çoktan adam olmuştuk Altan!

Abdullah Konuksever

Okunma : 1774
REKLAM
guney sigorta
karaman


EKSPERTİZ
Yavuzlar iplik
Gündem haberleri
Merhum kefeninin arasında not bıraktı
28 Ekim 2020 Okunma: 43347 Yaşam
Karaman Selçuklu Hastanesinde hayrete düşüren ameliyat
27 Ekim 2020 Okunma: 9235 Sağlık
Hizmet, Karaman çiftçisinin ayağına getirildi
28 Ekim 2020 Okunma: 7745 Tarım
Son dört günün en çok okunan haberlerini gösterir
Ayın en çok okunan haberleri için tıklayın