Foto galeri

Karamandan.com

Karamandan.com

 
 
Tarih : 19 Haziran 2020  -  Saat : 09:13:54   Görüntülenme: 2054

Bahara Veda | Ahmet Tek
Baharın son demleri. Yaz kapıda. Korona virüsü yüzünden ilkbaharı uzaktan görenlerdenim. Çok şükür.

Evimin karşısı ODTÜ ormanları. Çam türleri, badem, ahlat, yaban erikleri ve çeşit çeşit ağaçlar; elimi uzatsam tutacağım mesafede.

Ağaçların dirilişini, karların eriyip toprağa karışmasını, sulu karı, doluyu, yağmuru, her ağacın sırasını bilerek çiçek açmasını, arıların, kelebeklerin, bu yıl sayıları ve türlerinin arttığını gözlediğim kuşları günbegün izledim.

Ayağımı basamadığım toprağın, altında soluklanamadığım ağaçların kokusunu penceremden evime davet ettim. Bu kokulara kuş cıvıltıları eşlik etti.

“Baharı görmedim, baharı yaşamadım” dersem, nankörlük etmiş olurum. Baharı hem gördüm, hem yaşadım. 

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Ne İçindeyim Zamanın” başlıklı şiirindeki dizeler gibi:
“Ne içindeyim zamanın
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare, geniş bir anın
Parçalanmaz akışında.”

Bu ilkbaharı böyle yaşadım. “Ne içinde, ne de büsbütün dışında.”

Sıcaklıklar 30 derecenin üzerine çıkınca, güneşe ve yaza selam verdim. Kara kara bulutlar Ankara semalarına akın edip şimşekler çakınca anladım ki, selam için erken davranmışım.

Bir yağmur boşandı, bir rahmet aktı, gözümü alamadım.  Yağmur, ağaçları ve çatıları yıkadı. Taşı ve toprağı ıslattı. Her yer ışıl ışıl oldu. Güneş ışığı altında yağmurla yıkanan toprak ve ağaçlar, gözümün alabildiği genişlikteki doğayı, koskoca yeryüzünün minicik bir parçasını, altına dönüştürdü. Altının parıltısı ve şavkı göz kamaştıracak denli yoğundu. 

Başkent silme yıkandı. Bir süredir suya hasret şehir, ertesi gün parlayan güneş altında kurulandı.
Ankara, annelerinin yumuşacık elleriyle yıkadığı çocuklar kadar ak pak oldu. Başkent öyle güzel kokmaya başladı.

“Görmez misin ki, Allah bir takım bulutları (çıkarıp) sürüyor; sonra onları bir araya getirip üst üste yığıyor. İşte görüyorsun ki, bunlar arasından yağmur çıkıyor. O, gökten oradaki dağlardan (dağlar büyüklüğünde bulutlardan) dolu indirir. Artık onu dilediğine isabet ettirir; dilediğinden de onu uzak tutar; (bu bulutların) şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri alır.
 (Nur Suresi 43. Ayet-Diyanet Vakfı Meali)

Bir pencereden dünyayı seyretmek mümkünmüş. Doğa, doğadaki her şey yerli yerindeymiş.
Manzara dediğimiz şeyi biz, görürsek fark ediyormuşuz. Manzara, Arapça kökenli bakma sözcüğünden türemiş. Bakarsak, fark eder ve görürmüşüz.

Halil Cibran’ı hatırlatan bir öyküyü paylaşmak isterim. İlk kez şehre inen bir çobanı, çocukluk arkadaşı ulu camiye götürmüş.

Dev sütunlar, görkemli kubbeler, el dokuması yün halılar, en kaliteli mermerden mihrap, abanoz minber, atlas örtüler, ünlü ustaların el emeği, göz nuru seçkin hat örnekleri, vitray camlar, İznik çiniler, kristal avizeler...

Çobanın göz bebekleri, caminin görkeminden büyülenmiş gibi iyice büyümüş.
Arkadaşı çıkışta çobana sormuş “Nasıl? Beğendin mi?”
Çoban cevap vermiş:
“Çok beğendim. Şöyle kafamdan bir hesap yaptım, 5 bin koyun sığar. Ama tavanı yüksek yapmasalar iyi olurmuş.”

Aynı ulu camiyi bir mimar gezse, bir sanat tarihçisi gezse, bir mümin gezse, çobanla aynı duyguları mı hissederlerdi? Elbette hayır. Bakmak, görmek ve değerlendirmek emek işidir. Derinlik ister, bilgi ister. Ünlü deyiştir: Elinde çekiç olan her şeyi çivi olarak görür.

Yılın dörtte birlik bölümünü bitirdik ve ben bu süre zarfında (Mart, Nisan, Mayıs) hayatımda belki de ilk kez yolda olma halinden uzak kaldım. Bir Ramazan ayının tamamını Ankara’da geçirdim. Penceremden yola baktım, Ahlatlıbel’e baktım, ODTÜ ormanlarına baktım, Ankara’nın çok katlı binalarının çatılarına baktım.

Penceremden hayata baktım. Pencerenin küçük geldiği duygusuna kapıldığımda terasa çıktım. Üç aylarla böyle hasbihal ettim. Kitap, müzik ve çocuklarımın coşkulu halleri yoldaşlarım oldu.

Yağmur yağarken yoğun duygular içindeydim. Allah, rahmetiyle dünyayı yıkıyordu. Her damla, baharı kucaklamak için düşüyordu. Bir baharı yağmurla uğurlamanın hazzını yaşadım. Bir daha şükrettim. Yaşamı, dünyayı, nimetleri bize bağışlayan Allah’a hamdettim. Nimet bolluğu içindeyiz ve idrakten uzağız.

Nahl Suresi 18. ayetin hikmetini düşündüm:
“Allah’ın nimetlerini saymaya kalkarsanız, asla böyle bir işin altından kalkamazsınız! Gerçek şu ki, çok acıyan, çok esirgeyen gerçek bağışlayıcı elbette Allah’tır.”
((Muhammed Esed Meali)

Bu duygularla, yaz mekanıma gitmeden önce, size Azeri Şair Bahtiyar Vahapzade’nin şiirinden bestelenen ve Mehtap Demir’in seslendirdiği “Ya Nedir Allah”ı hediye ediyorum.

Fotoğraflar: Mehmet Çetin

Bahara Veda
Bahara Veda | Ahmet Tek Baharın son demleri.