Karamandan.com

Karamandan.com

17 Ocak 2021 Pazar
Bir Öğretmenin Gözünden 24 Kasım Sahteciliği
Hava soğuktu.
Kategori : Köşe Yazıları
25 Kasım 2020 08:42
 
Bir Öğretmenin Gözünden 24 Kasım Sahteciliği

Hava soğuktu.

Mevsim sonbahar…

Öğle molası henüz sonlanmış, öğrenciler yavaştan sınıftaki yerlerini almaya başlamıştı. Ağır adımlarla koridora yönelerek merdivenleri tırmanmaya koyulmuştum ki üst kattan gürültüler yükseldi. Adımlarımı hızlandırarak seslerin kaynağı olan sınıfa yöneldim. 

10/B sınıfı bildiğimiz gibiydi.

Yine saçma sapan bir konudan fikir ayrılığı yaşamış ve her medeni insan gibi kavga ederek çözme yoluna girişmişlerdi. Beni karşılarında görünce küçük bir şaşkınlığın ardından kendilerini toparlayarak hızlı adımlarla yerlerine geçtiler. 

Sadece branş öğretmeni değil aynı zamanda sınıfın sorumlu öğretmeniydim. Bu hususta kimse bana bulaşmak istemezdi. Zira okul müdürü sözlerime itimat eder, hakkımda dile getirilen şikayetlerin asılsız olduğuna çoğu zaman inceleme gereği duymadan kanaat getirirdi.  Bu hususta işim oldukça kolaylaşıyor beni tehditle yıldıramayan ergenler, kendilerine yakışan en güzel manevrayı alarak mecburi de olsa bir saygı kisvesine bürünüyordu.

Yine öyle olmasını umarak tahtayı sildirdim. Ancak sınıftaki gerilim fısıltı halinde sürüyordu. Bir müddet zaman tanısam da bitecek gibi durmuyordu. Derse bu şartlar altında başlamam mümkün değildi. Zira soracağım ilk soruda sınıf içindeki gerilimi tetikleyecek kinayeli sözler havada uçuşurdu. Bu yaştaki öğrenciler, bu tarz hareketleri sadece kendilerinin anladığını sanacak kadar dar bir dünya görüşüne sahiptir. Öğretmeni olmanıza lüzum yok, sohbet etseniz dahi bunu keşfetmeniz uzun sürmeyecektir.

Bir müddet sonra kesin kararımı verip dersi erteleyerek sınıftaki soruna eğilmeye karar verdim. Sınıfa doğru gözlerimi devirerek dünyanın en basit sorusunu sordum:“Sorun nedir?”

 

Soruyu sınıfa yöneltmemle sınıftakilerin hep bir ağızdan meseleyi vızıltı halinde anlatması bir oldu. Aynı anda konuşuyor, aynı anda cevaplıyor ve aynı anda haklı olduklarını iddia ediyorlardı. Ergenlikle çocukluk arasındaki son çıkış sanırım “paralel oyun” denilen hadise. Bilen bilir, beş yaşlarında beş-on çocuğu aynı odaya koyarsanız hepsi aynı anda konuşmaya, cevaplamaya ve bildikleri bir oyunu oynamaya başlar. Buna paralel oyun denir ve çocukların asla kordine olamaması ile ilgili psikolojide önemli bir tanımlamadır.

Bir müddet bekledikten sonra susmalarını dikte eden bir tonla konuşmaya başladım. Şimdi daha akıllıca bir hareketle sırayla konuşturuyor ve sataşmaları önlüyordüm. Sınıfa girerken işlemeyi planladığım ders çoktan tarih olmuş onun yerine abuk bir konu etrafında kendimi orta yol ararken bulmuştum.

Mesele kızların birbiri ardından konuşmasıydı.

Düşünebiliyor musunuz?

İzafiyet’i saymazsak dünyada bundan daha büyük bir problem olmadığı ortadaydı.

Buse ve Deniz arasında artık sıradan bir ritüel haline gelen aşamalı ilişkinin kötü evresinde yer alıyorduk. Öyle bir ikiliydi ki bunlar, ayın belirli periyodlarında muhteşem kankalar olarak ortada geziyor; sonra Venüs Merkür’ün etkisine girince burçlarına vuruyor ve ansızın azılı iki düşman oluyorlardı. Bir hafta sonra beraber sorun çözeceklerini bile bile dahil olduğumuz onca lakırdı, onlar dışında hepimiz için bayağı bir tat veriyordu.

İkisini de disiplinle tehdit ettim. Uzatmaya cüret edemeyeceklerini düşünerek tahtaya döndüğümde, sınıfta alışık olmadığım bir sessizlik hakim olmuştu. Ne olduğunu anlamak için sınıfa döndüğümde; Deniz’in ayağa kalkarak Buse’nin oturduğu sıraya doğru donuk bir ifade ile baktığını gördüm. Deniz sessiz bir şekilde ağlıyor ve adeta fısıldayarak haykırıyordu:

“Ne biçim insanlarsınız siz be…”

Ağlaması artan bir şiddetle devam ederken çantasını aldı ve sınıftan çıkmak için benden izin istedi. Çıkmasına izin vermeyi düşünmüyordum aslında. En azından “Bir hava al gel” tavsiyesi verecektim ki zamanı durduracak bir gelişme yaşandı.

Deniz’in çantasında net bir şekilde okuyabildiğim etiketiyle koca bir şişe Antidepresan durmaktaydı. Tartışma esnasında onu içtiğini görsem de karışıklık nedeniyle etiket dikkatimi çekmemişti. Bu ilaç ileri seviye depresyon hastalarının kullandığı şiddetli bir sakinleştiriciydi. Ve bu yaşta -hele tepeye dikmek suretiyle- kullanılmayacağı da açıktı. 

“Hayır gidemezsin” dedim. Yalvaran bir ifade ile gözlerime bakarak ısrar edecekti ki buna izin vermeden cümlemi tamamladım:

“Beraber gideceğiz.”

Sınıfın şaşkın bakışları arasında dersten birlikte çıktık. Bir yandan Deniz’i yönlendirmeye çabalıyor, bir yandan da haber verebileceğim birilerine bakınıyordum ki Halil hocanın – okul müdürü- katları dolaştığını gördüm. Müdür beye durumu kısaca izah ederek derse başka birini yönlendirmesini sağladım ve acele adımlarla Deniz’e yetiştim.

Birlikte Eredem kafenin arka masalarından birine kurulduk. Bir müddet ikimiz de konuşmadık. Bir fırsat yakalasam da bunu nasıl soracağımı bilmiyordum. Yine de geldiğimiz zamanki haleti ruhiyesi dağılmış, daha normal şeylerden bahseder olmuştuk. Okulda olanları anımsayarak bunların basit şeyler olduğunu, o ilacı kullanmak için insanın daha büyük meselelerin altında ezilmesi gerektiğini anlatmak istedim. Ben cümleye başlayamadan Deniz söze girdi:

“Hocam, annem Konya’da. Doktorlar kanserden şüpheleniyorlar ancak kesin değilmiş.”

Hani bazen bir an yaşarsınız da her neresi ağrıyorsa orası bir anda silinip gider ya zihninizden.

Hani her ne ile uğraşıyorsanız unutuverirsiniz birden. Düşer elinizden amaçsızca boşuğa, tutmaya değer bulduğunuz o şey.

Hani birden öncelik sırası değişir ya yapılacakların.

Hani musluktan damlayan su damlacığı havada asılı kalır ya.

İşte öyle bir andı.

Sakinleştirmek ve sakin kalmak. Sanırım öğretmen olmanın ilk koşulu nedir diye sorsalar hiç tereddüt etmeden bu cevabı verirdim.

“Saçmalama annen daha çok genç, kötü şeyleri düşünme” diyerek konuyu geçiştirdim ve başka bir muhabbet açtım.

Çocukların kalbi de çocuk oluyor. 

Ve çok çabuk unutuyor…

Muhabbet gerçekten değişti ve başka başka şeylerden konuşmaya başladık. Tabii bu Deniz’i oyalamak için geliştirdiğim kusursuz plandan başka bir şey değildi. Zira ben onların sorumlu öğretmeniydim ve bütün velilerin iletişim bilgileri telefonumda mevcuttu. Deniz bana gelecek planlarını anlatırken masanın altında ona belli etmeden annesiyle konuşup durumu öğrenmeye çalışıyordum.

“Şenay hanım merhaba durumunuzdan haberdarım, sonuçlarınız kesinleşti mi acaba?

“Evet hocam ve hiç de iyi değil… Kesin tanı konuldu kanserim…”

Başımı kaldırarak sahte bir gülümseme ile anlattıklarını dinliyor gibi yapıyorum. Gülümsediğimi görünce gerçeklerden daha gerçek bir gülümseme yayılıyor yüzüne ve umutla soruyor:

“Hocam iyi olur değil mi?”

Bir an bile tereddüt etmeksizin yalan söylüyorum:

“Kesinlikle!”

Başımı yeniden telefona eğerek bir umut ışığı arıyorum.

“Yapabileceğim bir şey var mı?”

“Dua edin bir de Deniz’e iyi bakın yeter…”

Şenay hanım bu hastalıkla aylarca savaştı.

Deniz bir daha o antidepresanı içmedi.

Ve o günden sonra Deniz’in hayatına çıkmazcasına girdim.

Kahve içtik, ders çalıştık, kahkahalarla güldük; ağladık…

Hayat bazen size her mutluluğu sunar, ancak dünya saatiniz tüm olan biteni görmenize yetecek kadar uzun değildir. 

Şenay Hanım da bunu yaşadı. Kızını üniversiteli göremedi, kahrolası dünyada bir gün olsun yaşayamadı bu hazzı. 

Sınav sonuçlarına yetişmedi şişedeki son kum tanesi.

Musluktan damlayan su lavaboya düştü birden.

Göçüp gitti ötelere…

Deniz hala benimle,

Bana emanet…

Gözlerine baka baka yalan söylediğim için de çoktan affetti beni.

Ne vakit hıçkırıklara boğulsa bir yerlerde, mutlaka buralardan bir yerlerden ona gel dememi bekler. Sanki artık koca kadın değil de hala on altı yaşında esmer bir kızcağız gibidir.

Gelir, böler ve yeniden denemek üzere gider.

Buse’ye gelince, 

Olayların iç yüzünü öğrendiğinde tüm arkadaşları gibi yaşananları büyük bir pişmanlıkla karşılayarak arkadaşına hıçkırıklarla sarılıp ağlayışını bugün gibi anımsarım.

İçlerinde kötülük yok hiçbirinin…

Hepsi çocuk; sadece zamana ve büyümeye ihtiyaçları var.

Yazmak isterdim size:

Babası olmadığı için kız isteme merasimine bizzat katıldığım ve yanında olduğum her an; bir evladım olsa senin gibi olsun isterim methiyesiyle sarmaladığım Kamil’imi…

Sınav için her şeyini vermesine rağmen sınavdan bir ay evvel babasının intiharı ile yıkılan ve halen toparlamaya çalıştığım, dahası umudumu hiç kaybetmeden güzel haberleri için can attığım Neriman’ımı…

İstediği okulu kazanmak için babasından habersiz dershaneye yazılan ve bütün bu süreci insanüstü bir gayretle hukuk fakültesi öğrencisi olarak noktalayan güzel Hilal’imi ve onun her koşulda yanında duran “Bu çocuk denemeden yenilmeyecek, çalışacak kazanacak; kazanamazsa da deneyerek yenilecek” dediğim zaman, içindeki tüm öfkeyi yutarak durumu kabullenen güzel insan Arif Bey’i…

Asuman’ımı, Halil’imi, Ahmet’imi…

Ama yazmayacağım.

Çünkü ben artık çok yoruldum.

Cimerinden, Bimerinden…

Her hareketimizi yakın markaja alarak adeta bahane arayan veli profilinden…

İlgili olmayı okula gelip boy göstermek sanan zavallılardan…

Kendi evladımdan fedakârlık ederek ayırdığım zamanı küçümseyen, para için zannedenlerden…

Çocuğunun psikolojisinin bozulmasından endişe ediyormuş gibi yapanlardan…

Öğretmen olmanın para için yapılamayacak bir meslek, hatta bir yaşam biçimi olduğunu halen kavrayamayan ve ağzında çiklet gibi “Öğretmenler yatıyor” iftirasını geveleyenlerden…

Sahte pof poflardan, yalan alkışlardan…

Çok yoruldum…

Şimdi bir 24 Kasım akşamında cep telefonuma düşen tebrik mesajlarının çıkardığı mesaj sesleri eşliğinde yazıyorum bu satırları. 

Bu yazıyı okuyan tüm insanlara en içten duygularımla sesleniyorum.

Senede bir gün mesaj atmayın.
Senede bir gün aradan çekilin.
Ve bırakın da mucizeler yaratalım…

Hürmetle.

Sinan Örs

Okunma : 1971
karaman


Yavuzlar iplik
guney sigorta
sağlam pen
Gündem haberleri
Karamanlı İşçilere önce gözaltı, sonra 8 Bin lira ceza iddiası
13 Ocak 2021 Okunma: 21783 Ekonomi
Karaman’da dev operasyon: 34 gözaltı
16 Ocak 2021 Okunma: 8612 Asayiş
Türkiye’nin en yükseği olacak! Antalya - Konya Karaman’ı Bağlayacak
16 Ocak 2021 Okunma: 6390 Gündem
Son dört günün en çok okunan haberlerini gösterir
Ayın en çok okunan haberleri için tıklayın