Karamandan.com

Karamandan.com

24 Ocak 2021 Pazar
Bisküvinin adı da tadı da dillerde kalır
Karaman da bisküvi denince akla Yılmaz Babaoğlu gelir.
Kategori : Köşe Yazıları
18 Aralık 2020 16:55
 
Bisküvinin adı da tadı da dillerde kalır

Karaman da bisküvi denince akla Yılmaz Babaoğlu gelir. Çünkü Yılmaz Babaoğlu üretim istihdam adına çok büyük bir eylem gerçekleştirmiştir. Karaman da bu sayede büyük bir eyleme başkentlik etmiştir. Kendini ayakta tutarken koca bir şehri de ayakta tutabilme gücü, kendi kişiliğinin yanında diğer insanların da kişiliğinde duruşlarında yeni farklılıklar yaratmıştır. Bu günün ve geleceğin Karaman’ına en güzel miras, bisküvi işini bizlere tanıtmıştır. Gelişen zaman içinde bisküvi işi şehrimizin milli adı halini almıştır.

Söylenecek bir şey daha varsa ancak her iş insanı kökenine toprağına sadık kalırsa bir amaç için birleşirse (işçi işveren) uzlaşırsa bu şehir kalkınır. Önyargısız, ille de ben demeden ortak bir görüşle geleceğe de adını yazdıracak özgür düşünceli insanlar, vatanına milletine hayırlı hoşgörülü çünkü hepimiz bu şehrin bir ferdi, bu ekibin bir üyesiyiz. Hepimiz hemşeriyiz. Ancak böyle birbirimize de sahip çıkarsak birbirimizi öteleyebiliriz. Ortak bir payda da bisküvi kimliğiyle kendimizi tanıtabiliriz.

Çünkü bisküvi bizim markamızdır bizim adımızdır. Bizim tadımız bizim hikâyemizdir. Hangi fabrikada çalışırsak çalışalım hangi konumda olursak olalım orası bizim fabrikamızdır. Hepsi içinde içimizde aynı duygu aynı hürmet olmalıdır. Çünkü bu bizim ekmek davamızdır. Budur bize kaygı veren bize yapabileceklerimizi dahi bu sayfalara yazdırabilen. Daha iyisini de yapabiliriz. Sen ben biz kendimizi daha güzel de yansıtabiliriz.

İşçi -İşveren. Bizi birbirimizden ayıran uzaklık, ‘’sen ve ben’’ Neden birbirine taş atan çocuklar gibi? Sen ve ben her zaman da birbirlerine lazım ve muhtaç olan.  Oysa ki aradaki uzaklık kalksa, biz olsak bir masanın etrafında konuşsak, masanın altına saklanmak yerine veya masanın altından sopa göstermek yerine el ele versek birbirimize dokunsak kaynaşsak. İçinizden birbirinize sövmek yerine sesli konuşsak tartışsak fikir ve düşüncelerimizi anlatsak.  Birbirimizi dinlesek üretim verim olsak.  Ne de olsa sen ve ben bisküviden ekmek yiyoruz. O halde her iki tarafta sarılın birbirinize ,dokunun birbirinize, konuşun birbirinizle arkalarından söveceğiniz yerde.

Ben geçmişime Yılmaz Babaoğlu’nun başlattığı bu girişime bakınca bunu görüyorum. İnsanlığı kucaklayan bir girişimi sadece kendisi için değil bizim içinde başlattığı girişim. Bizim de iyiliğimizi, iyileşmemizi gelişmemizi istiyor. Burada insanlık var, kardeşlik var, insanı insan sayan öğeler var. Sorun sadece edebiyat yapmak da değil benim fabrikalarda çalışırken okuduğum, gördüğüm beni teselli eden, bana öğütler veren bir çalışma anlayışıyla. Yoksa ben de karanlık dünyada kara basmalar içinde kaybolup yitip gidecektim. Benim ve benim gibilerin soluk alıp vermelerini kolaylaştıran bir işim var. Bu işim var olduğu sürece de ben işimle sıkı sıkıya dost. Aradan yıllar geçmiş ve işim hâlâ benimle konuşuyor, beni besliyor büyütüyor. O tuttuğum bisküviler elimde dağılıp toz duman olup kaybolup gitmemişler. Beni yollarda sokaklarda kraliçeler gibi de yürütmüşler. Ben de bu bisküvinin işçisi isem kendi kendimin kraliçesi, evimin de hanımefendisi, mavi iş önlüğümü, beyaz başörtümü takarım, epa terliklerimi giyerim. Benim kılıcım zırhım boynumda dolanan bana verilmiş bir nişan gibi. Bana da bundan sonra işimi savunmak düşer bisküviyi yazmak.

Bisküvi ekmektir, nimettir zaten benim onu anlatmama gerek de yoktur. O dillerde tattır, tatlı tatlı kendini anlatır. Kimi zaman tadı damağınızda kalır kimi zaman boğazınıza takılır kimi zaman güzel bir türkü söylettirir. Kimi zaman da hayatın acımasızlığına inat sesinize bir yumuşama verir.  Acınızı ve hüznünüzü hafifletir bazen açlığınızı yatıştırır. Bazen de saçma saçma konuşturur sizi ne söylediğinizi de bilmezsiniz. İşte bisküvidir bunun adı dillerden düşmeyen tadı size bu yolculuğu da yaşatır.

Her tadın çizdiği şekil aldığı lezzet aralarında unutulmaz bir farkla ve yenilikle kendilerini yenileyenler de olmuştur.  Bazıları bir tadı diğerine göre çok beğenmiş, ‘’ Benim tadım.’’ Diyenler de olmuştur. Lakin her yiyenin yüzünde de bir gülümseme olur. Gülümserken de şöyle derler. ‘’Ne kadar da ciddiye almışlar bu işi lezzetine lezzet katmışlar. Ne kadar güzel bir tat bunu yediğim zaman günlük hayatın tüm sorunlarından stresinde de kurtuluyorum. Beni kışkırtan işin yoğunluğundan alan, dinlendiren, acaba içine ne koymuşlar? Sihirli bir şey? Benim tenime ruhuma duygularıma dokunuyor adeta bunun özünde olan şey, nedir acaba?’’ Her bisküvinin tam ortasında bir delik vardır işte orası o bisküvinin kalbidir tıpkı bir canlı gibi o da sevgiyle büyür ve yaşar. İşte onun özünde olan onun bir kalbi oluşudur. Sen onu ağzına attığın an senin o sorun dediğin şey artık sorun olmaktan çıkar. Seni sarsmaz sağduyu sahibi yapar üstelik sakinleştirir. Zaman içinde olup bitenlere karşı duyarlı olmayı da reddeder o tat karşısında da güçsüzleşirsin adeta. Zamane çılgınlığı gibi de bir şeydir. Sen onu ‘’Benim favorim, benim tadım.’’ Diye marketten aldığın sürece de üretiminde hiçbir sıkıntı olmaz. Onun kaynağı burasıdır Karaman. Tükenmez. Onun bir ağırlığı vardır bu şehri başkent yapmıştır. Onun bir lezzeti var damağında zevke dönüşmüştür. O sana acılarını dahi unutturmuştur. Sen de yaşadığın sürece adını yükselt, an, kaderinin sillesinden bir tokat atmak yerine, kişiliğinin zayıf yönlerini ona yüklemek yerine çünkü sen ona hürmet göstermezsen onu sevmezsen kim ona hürmet gösterebilir? Kim sevebilir? Kim değer verebilir? Ancak sen ben bizler bisküviyi yüceltebilir yükseklere taşıyabiliriz.

Bisküviden ekmek yiyen kişi evine çay şeker alan kişi ancak onunla dışarıdaki o koskoca büyük dünyaya karşı koyabilir, göğüs gerebiliriz. Ancak bisküvinin sayesinde toplum içinde bir yer edinebilir bir birey olabiliriz. Bisküvi her birimiz için bir şifa kaynağıdır. Çünkü yokluğun içinden varlığı, çaresizliğin içinden çareyi, her derde derman olan ilacı çıkarmıştır. Kendi kendimize egemen kendimizin koruyucusu olduğumuz kendi ekonomik bağımsızlığımızı, biz kadınlar için hâlâ geçerliliğini koruyan, kadına her türlü şiddete karşı bizi kalkan gibi korumuştur. Sırf bu sebeple Yılmaz Babaoğlu ve onun nezdinde teşekkür borçlu olduklarımız, şu sıralar yaşadığımız dünyada insanca yaşamak ve kendimizi güçlendirmek adına sahip olduğumuz şeyler adına. Ben olma kendimiz olma duygusunu yaşarken kendimizi güçlü kılmak asla yitirilmeyecek değerlerdir. 

Bu sebeple herkese ve her şeye karşı bizi uyandıran özgürlüğümüzle, bizi dimdik tutan ayakta durmamızı sağlayan, bizi koruyan işimize karşı bisküviye karşı sevgi şükran ve hürmetlerimle.

Nurten Kılıç

Okunma : 9669
karaman


Yavuzlar iplik
sağlam pen
guney sigorta
Gündem haberleri
Duru Bulgur: Gerçek ortaya çıkacak
20 Ocak 2021 Okunma: 124374 Gündem
Duru Bulgur hakkında soruşturma başlatıldı
20 Ocak 2021 Okunma: 29793 Ekonomi
Asgari ücretle çalışan işçi bulduğu parayı karakola teslim etti
20 Ocak 2021 Okunma: 24425 Gündem
Son dört günün en çok okunan haberlerini gösterir
Ayın en çok okunan haberleri için tıklayın