Karamandan.com

Karamandan.com

31 Ekim 2020 Cumartesi
EMİN HOCA
Orta boylarda, eli-ayağı temiz, sakalına sık müdahale etmeyen bir azizdi.
Kategori : Köşe Yazıları
13 Ekim 2020 11:15
 
EMİN HOCA
karaman

Orta boylarda, eli-ayağı temiz, sakalına sık müdahale etmeyen bir azizdi. Az konuşurdu. Beyaza yakın tenli, ablak yüzlü, az gülen bir kişiydi. Herkesle ahbaplık etmezdi. Aslında o hiç ahbaplık etmezdi. Aşırı ciddi tavrı yüzünden, onun hitâbettiği veya muhataplığa kabul ettiği kişi bunu bir lütuf bilir, konuşmasına itibar ederdi.

Her toplumda bulunan ve deli mi, yoksa velîmi olduğuna karar verilemeyen insanlardan biriydi. Eskişehir esnafı onun velîliğine karar vermişti ve onu ciddi bir uğur saymaya başlamıştı. Taşbaşı’ndaki esnaflar sıkıntılı günlerde onun yolunu gözler, bir çay içimi dükkânlarını şereflendirmesini ondan niyâz ederlerdi. Ama o, milleti başıyla selâmlar, kendine atılan lâfları duymazdan gelir, Çarşı Camii’ne doğru, pardesü mü, palto mu belli olmayan garip ceketini havalandırarak yürürdü. Onun girip çay içmeyi kabul ettiği dükkânın bereketi mutlaka artar, bu durum komşulara da sirâyet ederdi.

Emin Hoca ile ilgili kimse pek bir şey bilmezdi. Durumunu anlatacak bir kişi olmadığından, adı üzerinde efsaneler dönerdi. Kimi onun tayy-i mekân sahibi bir aziz olduğunu, evliyâdan olduğunu, vakit namazlarının çoğunu Mekke’de kıldığını, ara-sıra camide görülmezse sebebinin bu olduğunu söylerdi. Hac zamanı onu Mekke’de gören, Medine’de Mescid-i Şerîf’de onunla aynı safta divana durduğunu iddia eden Eskişehirliler vardı. Bunlar kendisine söylenince o, hafifçe gülümser, konuşmayı derhal başka yöne kaydırırdı. Onun bu hali, esrarını fâş etmek istemediğine yorulur, onun evliyâlığının delili olarak kabul edilir geçilirdi. 

Emin Hoca bazen bir esnafın kapısından içeri girer, kapıya yakın bir sandalyeye ilişir, dükkân sahibinin söylediği çaya itiraz etmezdi. Bu iyiye işaret sayılırdı. Çay gelinceye kadar o, amacını çoktan anlatmış olurdu. Az konuştuğu için söyledikleri net anlaşılırdı. “Ahmet efendi, senin bugün on lire vermekliğin gerekiyor.” Bunun nedenini esnaf sormaya asla cesaret edemezdi. Çünkü Emin Hoca’nın bu talebini hemen geri çekmesi söz konusu olabilirdi. Eğer varsa hemen, yoksa komşudan tedarik edilerek on lira tamamlanır, hocaya sunulurdu. Genellikle kasada onun istediği miktar para bulunurdu. O, çayını içtikten sonra kısacak bir duada, bir hayır temennisinde bulunur ve dükkânı terk ederdi. 

İlginç bir durumdur; Onun bir dükkâna girip çay içtiğini gören el arabalı hamal hemen ona yaklaşır: “…geleyim mi hoca amca?” diye sorardı. 

O tarihlerde çarşıda, her sokağın başında, önlerinde el arabaları olan hamallar bulunurdu. 

El arabalı hamal ile Emin Hoca, toptan satış yapan dükkânlara yönelirler ve oralardan alış-veriş yaparlardı. Rastgele bir alış-veriş olmazdı, metresi, kilosu, değeri sanki daha önceden, inceden inceye hesabedilmiş bir ala-vere olurdu. O on lira son kuruşuna kadar harç edilir ve Odunpazarı’nın arkalarına doğru önde Emin Hoca, arkada tepeleme dolu el arabasıyla hamal yol alırlardı. Bazen bir evin önünde durulur, arabadan aldığı bazı levâzımı Emin Hoca kapının eşiğine koyar, kapıyı hafifçe tıklatır, oradan başka bir sokağa, sanki önceden tesbit edilmiş başka bir ailenin kapısına geçerdi. Kapısına dünyalık bırakılan evler, bu durumu, içinde övünmeye benzer kelimelerle komşuya anlatır, onun hayret ve kıskançlığını tahrik ederlerdi. “Emin Hoca üç okka pirinç bırakmış kapıya, üç ay oldu bitmiyor mübârek, şu berekete bak” derlerdi. 

Emin Hoca’nın durumu Eskişehirlilere garip görünmezdi. Anadolu’daki yerleşimlerde, hele geçmişi zengin kültürle bezeli merkezlerde Emin Hoca Benzeri kişiler vardı ve onlar, hangi kaynaktan yönetildiği belli olmayan ve bitmek-tükenmek bilmeyen kaynaklardan, ihtiyaç sahiplerine “hayırlar” akıtırlardı. Şehirliler düşünce olarak onlara alışkındılar. Ve onlar şehrin havasına mistik kokular katan varlıklardı, şehrin hoş renkleriydiler. Bir de “Kadir’in anası” vardı, o da Eskişehir caddelerinin iç buran azizelerinden biriydi.

Savaşta, tek oğlu, gözbebeği, yaşamının sevinci Kadir’i şehit düşmüştü. Haberi ona ilettiklerinde o, normal dünya ile ilgisini kesmiş, her noktasını Kadir ile ördüğü yeni bir dünyaya taşınmıştı. Kır saçları başındaki bezden dışarı taşar, ona esatiri bir hava verirdi. Sanki sayılı adımları, kalabalık bir caddenin ortasında biter, bir perişanlık heykeli gibi, elini göğsüne vura vura bağırırdı: “Kadiiirrrr.” Karşı dükkânların camlarında akisler yapan bu haykırış, daha çok, yeni doğurduğu yavruyu ondan koparıp alanlara başkaldıran dişi aslanların çığlığına benzerdi. Bu sesi daha önce birkaç defa duyanlar bile, bu hüzünlü seremoniyi bir daha izlemek için dükkânlarının kapısına çıkarlardı. 

Bu arada, “orada bağırıp durma, gel, Kadir’in burada” diyerek onunla dalga geçmeye çalışan densizler de olurdu. Ama, daha yaşlı ve güngörmüş, evlâdın ne olduğunu bilen esnaflar bu densizleri azarlar, “Kadir’in anası”na küçük bir dünyalık sunarlardı. Coşku ve yoğun acılı tavrını hiç bozmayan kadın, sanki ayıp bir şey yapmış gibi, sağına-soluna bakınır, oradan hızla uzaklaşırdı. Sunulan sadakaya dönüp bakmazdı.

O, başka bir caddeye ulaşmak için oradan hızla uzaklaşırdı, fakat sesi o caddenin camlarında uzun süre asılı kalırdı. 

Kâmil Uğurlu

Okunma : 1130
REKLAM
karaman


guney sigorta
Yavuzlar iplik
EKSPERTİZ
Gündem haberleri
Merhum kefeninin arasında not bıraktı
28 Ekim 2020 Okunma: 43420 Yaşam
Karaman Selçuklu Hastanesinde hayrete düşüren ameliyat
27 Ekim 2020 Okunma: 9242 Sağlık
Hizmet, Karaman çiftçisinin ayağına getirildi
28 Ekim 2020 Okunma: 7755 Tarım
Son dört günün en çok okunan haberlerini gösterir
Ayın en çok okunan haberleri için tıklayın