Fazladan bir kaç kelime güzel olur... | Karamandan.com - Karaman Haber

Fazladan bir kaç kelime güzel olur... | Karamandan.com - Karaman Haber

28 Mayıs 2020 Perşembe
Fazladan bir kaç kelime güzel olur...

Fazladan bir kaç kelime güzel olur düşüncesi ile, kaybettiğim kalemimi en nihayetinde umulmadık bir koltuk aralığında bulabildim.
Bilen bilir!...

Evvela, eski usul bir ürün ortaya koyma merakı olanlardanım. Kalem ve kağıdı hakkıyla öpüştürmeden, sabit disklerin karanlıklarına gömenlerden olmadım, olamadım.

Sahi, kaç aydır zihnimi boşaltıp şöyle okunası bir kaç kelime dizememiştim.

Bu süre zarfında okumaya fırsat bulduğum bir düzine makale ve bir kaç kitabın ışığında biraz dil çözümlemesi yapmak niyetindeyim ki Soma'da meydana gelen -Madencilik tarihine geçen- o dehşetli kaza; o acı trajedi, bütün kelimelerimi kifayetsiz kılıverdi.

Bir an düşünün ki gömülmek,zehirlenmek,yanmak ihtimali aynı anda mümkün olsun.

Bir an düşünün ki can ve canan arasında bir tercih yapma şansınız dahi olmadan ikisini de yitirmek aynı anda mümkün olsun.

Bir an düşünün ki bir demir kapı, hayat ve ölüm arasındaki o ince çizgiyi gözlerinizden taşıracak kadar sağlam, çözümsüz ve kapalı olsun.
Hayır! Cehennem değil. Soma...

Soma'yı anladığını iddia eden bazı kesimlerin -yapaylığı gözlerden kaçmayan- feryatlarını bir kenara bırakarak, bir işçinin, bir emekçinin evladı olarak büyümenin haklı gururu ile bu yazıyı kaleme alıyorum.

Ömrü boyunca; sabah namazını kıldıktan sonra yollara düşen gariban babamın, güneşin batmasından çok sonra evceğizine getirdiği o ekmeğin helal tadını bilerek yazıyorum.
Babasının kokusunu ancak geceleri duyabilen ve saate en çok bakma alışkanlığı olanlardan biriyim. Her günü Soma bekleyişi olanlardan yani...

Evvela yaralandım.
İş yerinden babasını arayan o delikanlıya. Dışarıda bir kaç işi olduğu için babasından yardım istemiş. Ve o dışarı çıktıktan kısa bir süre sonra madendeki o vehim olay meydana gelmiş.

Bir düşünün.
Ömrünüze yaymanız gereken bir acıdan çok daha ötesi bu.
"Benim yüzümden" diyebilmek. Demek zorunda kalmak.
Vicdanında kuracağı o dehşetli mahkemede kendi kalemini kaç kez kıracak kim bilir.

Yaralandım!
O birbirine sarılmış halde bulunan baba ve oğul için.
İçeride olanları bir düşünmeliyiz diyorum.
Kim bilir?
Belki son anlarına kadar kurtulmak ümidi ile beklerken birlikte yürüdüler şehadete. Baba önce öldü kim bilir. Evladı ona sarılarak yürüdü ötelere. Ben en azından evladın önce ölmüş olmasını temenni etmiştim; haberi ilk izlediğim vakit. O kadar acıydı ki gördüklerim, evlat acısını da ekleyememiştim üzerine.

Kahroldum!
Kurtarma ekiplerinin açmakta zorlandığı o demir kapıya.
Kahrolasın a kapı !
Yok olasın !
Akut görevlilerinin üstün gayretleri sonunda açılan o demir kapının ardında onlarca beden. Çıkışa yakın olması sebebi ile son ana kadar kapı önünde bekleyen işçiler, birer birer can vermişler belli ki. Kapı sıkışmamış aslında. Arkasındaki cansız bedenler mani olmuş açılmasına.

Yandım!
Canını kurtardığı halde Mahmut ağabeyinin doğmamış çocuğu için feryat figan eden o çaresizliğe. Sevgiye... Kardeş sevgisini anlatmak için bu dilde kelime ko'masam faydasız bilirim. Ancak Soma'yı anlamak için bilhakis kardeşi olanlardan ricamdır: gözlerinizi beş dakikalığına kapayarak o anı bir düşünün. Ve kardeşinizin adını kullanarak o cümleyi siz kurun. Ve ağlamayın. Tabi geliyorsa elinizden...

Kızdım!
Çizmemi çıkartayım mı diye sorduran zihniyete. Günlük yaşamın bir parçası olarak gözümüze sokulan o çaresiz ötekileştirilmeye, horlanmaya.
Kızdım!
Bin sekiz yüzlü yıllardan örnek veren ve bana göre iktidara geldiğinden bu yana en saçma konuşmasını yapan başbakana.
Kızdım!
Yas tutmayı Facebook iletisi Tweeter topic'i sanan ve şahsımca göğüs kafesinde akciğerden başka organ taşımayan zavallılara.
Kızdım!
Bölgeyi ziyarete giderek malum partinin aleyhine bas bas bağıran provakatörlere ve onların sanal alemdeki destekçilerine.

Sövdüm!
Kırk malum kadının bir araya gelse doğuramayacağı Yılmaz Özdil'e
Sövdüm!
Düğüne gider gibi giyinerek bölgeyi ziyaret eden ve tepki çeken Uğur Dündar'a
Sövdüm!
Yası bahane ederek yol kesene, taş sökene, ateş yakana...
Sövdüm!
Vatandaşı tekmelemeyi görev bilinci sanan o zavallıya.

Ve gururlandım.
İnsan üstü gayretleriyle çalışan Akut personeline.
Gururlandım!
Bölgede linç edilme tehlikesi bulunmasına rağmen, tepkilere aldırmaksızın son ana kadar çalışan ve Düzce depreminde helikopter gezisiyle yetinenlere benzemeksizin görev bilinciyle yağmur altında ıslanan Enerji Bakanımız Taner Yıldız'a.
Gururlandım!
Hassasiyetin en incesini gösteren ve zor zamanda muhalefetten ziyade bir aile kisvesine bürünen sayın Bahçeli ve Kılıçdaroğlu'na.

Yitip giden üç yüz bir canı geri getirmek mümkün değil biliyorum. Tıpkı bu acının zihinlerimizden silinmesinin mümkün olmadığı gibi. Bizler üçüncü şahıslar olarak bu denli yandıysak varın geride kalan eşlerin çocukların matemini siz dinleyin.

Bu yazıyı, olayın olduğu günlerde aralıksız olarak izlediğim televizyonun karşısında kaleme almayı bir kaç kez denedim. Fakat yazmaya ne elim, ne dilim, ne de belim müsaade etmedi. ilk denemeyi görmeliydiniz; küfür kıyamet!

Fakat onlar, yasal olarak henüz olmasalar da, o ilahi hadisin ışığında "göçük altında kalanlar" olarak şehadete yürüdüler. Amenna ve sadakne. Bizler, geride bırakılmış milyonlar olarak şimdi hesap sormalı; kelle almalıyız.
İşte o maymun iştahlıların, olayın ilk saatlerinde çığırtkanlığını yaptıkları "ihmal"i konuşmanın tam zamanı şimdi.
Yaşam odasını maliyetli bulanların,
İşçi haklarını hiçe sayanların,
Çocuk işçilere göz yumanların,
Bilhassa taşeron şirketlerin sömürüsünün,
Gırtlağını sıkma vakti!

Eskilerin;
"Savaşın ortasında komutansız kalmaktır, babasız kalmak" sözünün, kendi babamı yitirmediğimden midir bilmem, beni bu denli ağlatacağını ummazdım.

Vicdanların anısına,
Mahmut ağabeyin anısına,
Sedyeyi kirleten çizmelerin anısına,
Fakat en çok;
Yiten üç yüz bir can
ve komutansız kalan iki yüz otuz iki yetimin anısına...

Sinan Örs

Düzenleme : 22 Mayıs 2020 15:28 Okunma : 1892