Hatice’nin Gelinliği | Karamandan.com - Karaman Haber

Hatice’nin Gelinliği | Karamandan.com - Karaman Haber

13 Ağustos 2020 Perşembe
Hatice’nin Gelinliği

Bir genç kız düşünün. Henüz 20’sinde. Birkaç gün içinde düğünü olacak. Odasında asılı gelinliğini kim bilir kaç kez giyip çıkardı.

Milli Mücadele’nin son günleri. Anadolu’ya düşen ateş her yeri yakıp kavurmuş. Kuvvacılar Yunan’a karşı savaşıyor. Silah kıt, yiyecek kıt, her şey kıt. Yaralanan yiğit askerler için sargı bezi bile kıt. Kıtlığı çekilmeyen tek şey, halkın fedakarlığı.

Hatice, kıtlık günlerinin fedakar ve cömert kızlarındandır. Babası Kastamonu Belediyesi Temizlik İşleri’nde çalışan Ziya Efendi’dir.

Savaş yıllarında Kastamonu ve çevresinde hiç düğün kurulmadı, eğlence düzenlenmedi. Ülke yanarken kimse oynamadı.

Cepheden zafer haberleri gelmeye başlayınca, kederden unutulan gülümseme yeniden yüzlerdeki yerine yerleşti. Çalgı, çengi olmasa da düğün haberleri duyulur oldu.

Cezayirli Mehmet Kastamonu’da 

Kastamonulu Hatice’ye talip çıktı. Bir Cezayirli...Fransızlar, Mondros Ateşkesi’nin ardından, hukuki dayanağı olmamasına rağmen, kömür madeni işleten Fransız sermayedarların güvenliklerini sağlama gerekçesiyle Zonguldak’a askeri birlik gönderir.

Fransız askeri birliğinde daha çok Arap kökenli müslümanlar vardır. Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ne bağlı milisler, Fransız birlikleriyle mücadelede, Arap kökenli müslümanlarla işbirliği yaparlar.
Başarılı sonuçlar alınır. Fransızlar Zonguldak’ı terk etmek zorunda kalır.

Fransız Birliğiyle Anadolu’ya gelen bir Cezayirli birliğinden firar eder, silahıyla Türk milislerin safına katılır. Üç yıl cephelerde çarpışır. Kurtuluş Savaşı’nda görev alır. Herkes ona Mehmet der. Cezayirli bu ismi benimser. Gerçek adı belki Muhammed’dir.

İşte bu Mehmet, Kastamonu’ya gelir ve Hatice’yi görür, aşık olur. Aracılar Mehmet için Hatice’yi isterler. Hatice “evet” der ve evlilik için tarih kararlaştırılır.

Ziya Efendi, karısının isteği üzerine, imkanı kıt olmasına rağmen bir gelinlik alınmasına razı olur. Gelinlik hazırlanır ve odaya asılır.

Hatice, savaş kahramanları için Kastamonu Lisesi’nde düzenlenen bir müsamereyi izler. Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Hanımlar Kolu tarafından düzenlenen etkinlikte konuşmacılar memleketin durumunu anlatırlar.

Durum içler acısıdır. Yaralı askerler için sargı bezi bile zor bulunmaktadır. Müsamere sonrası bazı kadınlar küpe ve yüzük gibi değerli takılarını bugün Kızılay olarak bildiğimiz Hilali Ahmer Cemiyeti’ne bağışlarlar. (1935’te adı Kızılay Cemiyeti olur.)

Basma Entarili Gelin

Hatice de bir şeyler yapmak ister. Ama aile yoksuldur. Eve döndüğünde gelinliğini görür, hemen kararını verir.

“Gelinliğimi satıp parasını gazilere sargı bezi alınması için Kızılay’a bağışlarım. Düğünümde günlük basma entarimi giyerim.”

Bu düşüncesini annesine açar. Israr eder, anne ikna olur. Anne, kızının bu düşüncesini kocası Ziya Efendi’ye söyler. Ziya Efendi çok duygulanır.

Hatice’ye “Kızım iyice düşündün mü? Gelinliği satalım mı?” diye sorar. Hatice’nin yanıtı “evet” olur. Düğünde yeni bir elbise giymeyeceğini, üstündeki basma entarinin yeterli olacağını söyler.

Ziya Efendi’nin göğüs kafesi iner çıkar, iner çıkar. Göz yaşlarına hakim olamaz.

Ziya Efendi gelinliği satar. Aldığı 30 lirayı Hatice’nin adına, gazilere sargı bezi alınması için Kızılay’a bağışlar.

Hatice, düğününde beyaz gelinlik yerine basma entarisini giymiştir. Ama fedakarlığın hazzını iliklerine kadar hissetmiştir.

Kastamonu’ya Takdir ve Tebrik

Türk Kızılayı Kastamonu Şubesi 1921 yılında, en fazla yararlık gösteren vilayetler arasında birinci olmuştur. Kastamonu TBMM ve Milli Müdafaa Vekaleti tarafından takdir ve tebrik edilir.

Türk Kızılayı Kastamonu Şubesi kıtlığa, yokluğa, yoksulluğa rağmen 1921’de Ankara Genel Merkeze 1 milyon 405 bin kuruş gönderir.

Bu miktarın içinde Hatice’nin beyaz gelinliğinin 30 lirası da vardır.

Hatice, ismini taşıdığı Hz. Hatice’nin güzel hasletlerini de almıştır. Fedakarlığı ondandır, gelinliğini gözden çıkarmıştır. Cömertlik, çok vermek değildir, olandan vermektir. Hatice, sahip olduğu tek şeyi bağışlayacak kadar cömerttir.

Yukarıdaki öyküyü, TRT’nin belgesel olarak gelecek yıl çekeceği Gazeteci İzzet Sarı’nın  “İstiklal Yolu” adlı kitabından aldım.

Kitapta “Hatice’nin Gelinliği Kızılay’a” başlığıyla verilen bu gerçek öyküden çok etkilendim. Kitaptaki anlatım yerine, öyküyü yeniden kurgulayarak sizlerle paylaşmak istedim.

İstiklal Yolu

Karadeniz’in hırçın dalgalarla dövdüğü İnebolu’dan başlayıp Küre Dağlarını aşan, Kastamonu, Ilgaz Dağları, Çankırı ve Ankara hattı, Milli Mücadele’nin İstiklal Yolu’dur.

İstiklal Yolu, Anadolu’nun en çok fedakarlığa, en çok can kaybına, en çok göz yaşına, en çok kağnı gıcırtılarına tanık olan güzergahtır. Cumhuriyet’in atardamarıdır. 

İzzet Sarı, gazeteciliğe başlamasına vesile olduğum kardeşimdir, can dostumdur.

Uzun yıllar medyada yurt haberlerinde yöneticilik yaptım. Bu nedenle Türkiye’nin her köşesindeki yurt muhabirlerini tanıma imkanım oldu. Mesleğe adım atmalarına imkan tanıdığım ve daha sonra cevval birer gazeteci olarak görev yapan gençleri tanıdım.

İzzet Sarı hem Hürriyet’te hem de Anadolu Ajansı’nda çalıştığım dönemde Kastamonu muhabirimiz olarak görev yaptı. Başarılı işlere imza attı. Kastamonu’da Açıksöz, Nasrullah, Kastamonu ve Sözcü gazetelerinde çalıştı.

Yerel Basının Yüz Akı

Kastamonu yerel basını Türkiye’nin en nitelikli gazetelerini çıkarmıştır. Köklü bir mazisi vardır. Mehmet Akif’in Kastamonu günlerindeki mekanı 15 Haziran 1919’da yayına başlayan Açıksöz gazetesidir.

O Açıksöz ki, ilk sayısının manşetinde “Kuva-yı Milliye ile Doğduk” yazılıdır. Yine Açıksöz, Mehmet Akif’in Kastamonu’ya gelişini manşetten duyurur ve şu satırlara yer verir:
“Zulme, hakarete razı olmayarak ailesini, refahını İstanbul’da terk ederek Kastamonu’ya gelen vicdanlı şairin Anadolu’nun durumunu şiirleriyle terennüm etmesini temenni ederiz.”

Akif, 16 Ekim 1920’de vapurla İnebolu’ya geldi, buradan Kastamonu’ya geçti. 24 Aralık 1920’ye kadar Kastamonu’da kaldı. Nasrullah Cami kürsüsünden halkı Milli Mücadele’ye çağırdı.

İzzet Sarı, böylesi tarihi mirasa sahip gazetenin muhabiri, köşe yazarı, haber müdürü, yayın yönetmeni oldu. 

Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü’nün düzenlediği fotoğraf yarışmalarında birincilik, ikincilik ve üçüncülük ödülleri kazandı. Uluslararası Paris Sürdürülebilir Çevre Bilinci Fotoğraf Yarışması’nda üçüncü seçildi ve Türkiye’de bu ödülü ilk kez kazanan gazeteci oldu.

İzzet Sarı, geçen hafta aradı, “Abi yıllardır yaptığım hazırlık meyvesini verecek. Kastamonu’nun Milli Mücadele yıllarından kesitlerin ve kahramanların öykülerinin yer aldığı bir kitap yazdım. İstiklal Yolu adlı kitap, TRT tarafından belgesel olarak çekilecek. Kitabı size göndermek istiyorum, okuyup değerlendirir misin?” dedi.

Kitapta her biri filme çekilecek kahramanların hikayeleri var. Daha çok Milli Mücadele’nin kadın kahramanlarının yakınlarına ulaşmış. Onlardan izin almış. Çok güzel bir eser ortaya çıkmış.

Kitabın 1. Bölümünde, Kastamonu’daki tarihi mitingler, Anadolu’daki ilk kadın mitingi, Milli Hareketin başlaması, Açıksöz gazetesinin ilk manşeti, İnebolu’nun bombalanması, İnebolulu kahraman kayıkçılara yer vermiş.

İkinci Bölümde ise cephe ve cephe gerisi, İstiklal Yolu’nda yaşanmış hikayeler, Cideli Rahime Kaptan, Tosyalı Dr. İsmail Hakkı Bey, Şehit Şerife Bacı, Halime Çavuş, Hafız Selma İzbeli, Mehmet Akif, Hatice’nin Gelinliği, Yanıkların Emine ve daha onlarca olay anlatılmış.

Bir gecede okuyupmdüzeltmelerini yaptığım kitapta Anadolu kadınının fedakarlığına tanık oldukça gözyaşlarım aktı aktı.

Anadolu’nun Destanı ve Kadınlarımız

Kastamonu Destanı sanki yeniden yazılmış. Kitabın alt başlığının Kastamonu Destanı olmasını önerdim.

İstiklal Yolu, kağnı yolu. Milli Mücadele’nin her mühimmatı buradan Ankara’ya, Polatlı’ya taşınmış. Kitabı okurken iki şair aklıma düştü.

İlki Kuvayi Milliye Destanı’nı yazan büyük şair, Nazım Hikmet. 

“Ayın altında kağnılar gidiyordu
Kağnılar gidiyordu Akşehir üstünden Afyon’a doğru
Toprak öyle bitip tükenmez
Dağlar öyle uzakta
Sanki gidenler hiçbir zaman
Hiçbir menzile erişmeyecekti 
Kağnılar yürüyordu yekpare meşeden tekerleklileriyle 
Ve onlar
Ayın altında dönen ilk tekerlekti 
Ayın altında öküzler
Başka ve çok küçük bir dünyadan gelmişler gibi 
Ufacık ve kısacıktılar...”

Sonra şu dizeleri hatırlamamak olur mu?
“ve kadınlar bizim kadınlarımız
Korkunç ve mübarek elleri 
İnce küçük çeneleri kocaman gözleriyle
Anamız avradımız yarimiz
Ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen
Ve soframızdaki yeri
Öküzümüzden sonra gelen...”

İkinci Şair Erdem Bayazıt’tı. Onun “Sana, Bana, Vatanıma, Ülkemin İnsanlarına Dair” başlıklı şiirinin şu dizeleri beynimin kıvrımlarında dolandı, durdu.

“Kadınlar bilirim ülkeme ait 
Yürekleri Akdeniz gibi geniş, soluğu Afrika gibi sıcak
Göğüsleri Çukurova gibi mümbit 
Dağ gibi otururlar evlerinde
Limanlar gemileri nasıl beklerse
Öyle beklerler erkeklerini
Yaslandın mı çınar gibidir onlar sardın mı umut gibi...”

Bir başka yazıda bir başka öyküyü paylaşırım inşallah.

İzzet Sarı’nın emek ürünü olan İstiklal Yolu’ndan hareketle çekilmesi planlanan TRT dizisini sabırla bekleyeceğim.

Hamasetten zerre iz yok. Her bir öykünün kahramanı gerçek kişi. Milli Mücadele’nin o zorlu günlerinde Anadolu neler yaşamış.

Kağnıyı bilmeyen bir kuşak acaba kağnı destanını izlemek ister mi? Ne dersiniz?

Ahmet Tek

Düzenleme : 25 Temmuz 2020 13:01 Okunma : 1131
Foto galeri