Hop Hop! Kendinize Gelin | Karamandan.com - Karaman Haber

Hop Hop! Kendinize Gelin | Karamandan.com - Karaman Haber

31 Ekim 2020 Cumartesi
Hop Hop! Kendinize Gelin

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, hac arkadaşım. Suudi Arabistan’ın eski kralı Abdullah’ın davetlisi olarak 15 yıl önce Cidde, Mekke ve Medine’de ağırlandık.

Tavaf yaparken de, say yaparken de, şeytan taşlarken de  beraberdik. Arafat’ta, Müzdelife’de, Kral Sarayı’nda, Suudi yetkililerin davetlerinde birlikte bulunduk. 

Yazar Ali Bulaç ve kısa adı İRCİCA olan İslam Tarih Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi Genel Direktörü Halit Eren (TRT Genel Müdürü İbrahim Eren ve Yurtdışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanı Abdullah Eren’in babaları) diğer iki davetliydi.

Yine davetliler arasında olan bir profesör ise rektörlükten veya YÖK’ten izin alamadığı için aramıza katılamadı. Hacca gitmenin profesörlüğe halel getirdiği yıllardı(!) 28 Şubat despotluğu hakimdi.

Sayın Bulaç’la ikimiz kutsal topraklara ilk kez gelmiştik. Süre tahdidi yoktu. Kimimiz 20, kimimiz 30 gün kaldık. Ben biraz erken geldiğim için 35 gün kaldım. 

Sayın Davutoğlu’nun rehberliğinden çok yararlandık. Şeytan taşlamada ezilen ve onlarca kişinin öldüğü grubun hemen önünden bizi başka yola yönlendiren de Sayın Davutoğlu olmuştu.

Hac anılarımı anlatmak niyetinde değilim. Haber Global’de geçtiğimiz günlerde Saynur Tezel’in moderötörlüğündeki bir tartışma programında Erol Mütercimler’in İmam Hatipliler için söylediği sözlere, sözü kesilen Müfid Yüksel’in ve Ankara’dan bağlanan Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu’nun suskun kalmalarını yazma niyetindeyim.

Bezgin ve Yorgun Sunucu

Saynur Tezel’i dinleyemiyorum. Öylesine yavaş çekim, öylesine bezgin bir hali var ki, ekranda görünce “Bu kadın hep mi yorgun? Hiç kanlı canlı, enerjik göremeyecek miyiz?” diye sorduğum çok olmuştur. Iııı’ları ise yaşlandıkça artıyor. 

Programın moderatörü o olduğu için Erol Mütercimler’in sözüne karşılık vermesini beklemek haksızlık olur. Belki o sözü işitmemiş bile olabilir(!)

Konuşmanın Şehveti

Benim sözüm Müfid Yüksel’e. Kendini kaptırmış, herkesin bildiği tiklerine, kaşlarının inip kalkmasına, alın kaşlarının sürekli hareketine, göz kapaklarını kapatıp çenesini ileriye bir noktaya değdirmek için çabalar haline rağmen her zamanki heyecanıyla konuşuyor. 

Allah’ın bildiğini sizden niye saklayım. Ağabeyi Edip Yüksel’i bıkmadan usanmadan dinleyebilirim ama Müfid Yüksel’e dayanamıyorum.

Müfid Yüksel, “Sen Joseph” diyor, “Sen Mişel” diyor, “Sen Benoit” diyor. “Bunlar papazların kurduğu okullar” diye devam ediyor. Sanki o okullardan çıkan papaz okuyormuş gibi. 

Mütercimler sözünü kesiyor. Aynen şunları söylüyor:
“Ama sonuca bakın. İmam Hatip’ten mezun olanlar bakın karşımıza ne olarak çıkıyor, sahtekar, cinsi sapık, ahlaksız.”

Mayına Basmak

Bu çirkin sıfatlar stüdyonun havasını kirletirken, bir mayın veya tahrip gücü yüksek bir bomba patlamış gibi ekranların önünde oturan bizler yerimizden zıplarken Müfid Yüksel’den ne beklersiniz?

Sizi bilmem ama sözü kesilen ben olsam, “Hop! Hop! Sen ne dediğinin farkında mısın? Bu çirkin sıfatları iade ederim. Kendinize gelin. Ağzınızdan çıkanı kulağınız duysun” derim.

Kişinin karakterinin, özünün olay anında verdiği ilk tepkiden anlaşılacağına inanırım. Psikiyatrlara sormak lazım. Belki benim inandığım gibi değildir. Duymazdan gelmek iyi olabilir.

Müfid Yüksel hakaretleri dikkate almadı. Çünkü yüz ifadesinde bir değişiklik olmadı, ses tonu değişmedi. Bu nasıl bir aymazlık, nasıl bir gaflet? 

Müfid Yüksel, çirkin sözleri hiç duymamış gibi, (belki konuşmanın şehvetinden muhataplarını dinlemiyor da olabilir.) devam etti. İlk cümlesi, “Mesele o değil” oldu.

Mesele O Değilmiş!

Müfid Yüksel  “Mesele o değil”  dedi ama mesele tam da o oldu. Ülke meselesi oldu, hükümet meselesi oldu. Ahlaki mesele oldu, hukuki mesele oldu. Hepimizin meselesi oldu.

Müfid Yüksel sosyoloji okumuş. Açık oturumların, tartışma programlarının gediklisi. Yazmadığı dergi, gazete yok. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde danışmanlık bile yapmış. 

Hepsini bir kalemde geçelim, “Van Minüt” çıkışını da mı duymadın be arkadaş! Senin meselen nedir Allah aşkına!

Müfid Yüksel “mesele”yi bir daha düşünmeli. Bu meseleyi vuzuha kavuştursun. Benim gibi, “Niye sustun?” diyenlere bir yanıt borcu var.

Ya Hayri Kırbaşoğlu Hoca’ya ne demeli? Ben de diyecek laf bitti. Hocayı sizinle baş başa bırakıyorum.

İnsan Derin Dondurucuda Yaşar mı?

Olay anında tepki göstermeyen kişiye değer vermem. Bende değeri varsa sıfırlarım. 

“Ne öyle derin dondurucudaki yiyecekler gibi. Saatlerce bekleyecek ki çözülsün. Çözülmeyi bekleyen insanlar benden uzak olsun. İnsan dediğin çözülmeyi bekleyen gıda maddesi değildir.”

Ne vahim! Konuş konuş, gerekli olduğu yerde iki kelimeyi söyleyecek becerin olmasın. 

İsmail Saymaz’a sözüm yok. İyi ki lafa karışmamış. Yoksa Mütercimler’le birlikte şimdi o da topun ağzında olurdu.

Haber Global’in stüdyosunda, Erol Mütercimler’in “sahtekar”, “cinsi sapık” ve “ahlaksız” yaftaları asılı kaldı. Bu hakaretler maalesef o an orada bulunanlarda nefes darlığına sebep olmadı, mide bulandırmadı, tiksinti yaratmadı. 

Susmak İyi midir?

Saynur Tezel, aynı stüdyoda, o sözlerin kokuttuğu ortamda programına devam ediyor. Stüdyo havalandırılmadı bile. Belli ki ne sorumluluk ne mahcubiyet duygusu var.

Diyemez miydi,  rampa çıkan eski model araçlar gibi zorlana zorlana da olsa, “İmam Hatipliler, sizlerden özür dilerim, Erol Mütercimler o çirkin sözlerini fütursuzca savunurken ağzımı açmadığım için.” 

Ne yazık ki diyemedi. O ve ötekiler susmayı tercih ettiler. Tıpkı geçtiğimiz aylarda Sevda Noyan adlı bir kadını Ülke tv’deki programına çıkaran ve onun kamuoyunda tepkiyle karşılanan sözleri karşısında “çıtı çıkmayan” Esra Elönü gibi. 

Unutuldu, gitti. Sevda Noyan kim miydi? Hani, “Bizim aile şöyle 50 kişiyi götürür” diyen kadın. “Benim listem hazır. Bizim sitede hala böyle üç beş var” diyerek komşularını hedefe koyan...

Vebal ve Sorumluluk Almak

Demek ki program yönetmek ciddi işmiş. Vebali ve sorumluluğu varmış.  İnşallah ders olur; hem ekran müdavimlerine hem programın moderatörlerine. Dün Esra Elönü, bugün Saynur Tezel. Fark var mı aralarında?

Ahmet Davutoğlu bu olayın neresinde mi? Müfid Yüksel’e bakarken Sayın Davutoğlu’nun hacda anlattığı bir anısını hatırladım. 

“İştir kişinin ayinesi lafa bakılmaz. Tepki göstermek bir irade ve kararlılık işidir. Tepmek değil, tepki göstermek esastır. Rahatsız olan hayvan teper, rahatsız olan insan tepki verir.”

İnşallah bir gün Sayın Davutoğlu’nun unutamadığı ve kendi hakkında özeleştiride bulunduğu ABD’deki kısa etekli bir Türk öğrencinin tepkisini anlattığı olayı yazarım.

Sayın Davutoğlu aynen Müfid Yüksel gibi yapmış. Sesini çıkarmamış. Başbakanlık’tan alınmasına tepki vermek için kaç ay beklemişti? 40 yıl geçse de kişi aynı kalır mı? Hiç mi değişmez insan?

“Kuşu kaçanın yemi elinde kalır.”

Bir Soru: Haksızlığa, haksız  ithamlara karşı çıkmak ahlaki bir görev mi, dini bir sorumluluk mu, yoksa keyfi bir tutum mudur?

Bir Öneri: Nihal Bengisu Karaca’nın Habertürk internet sitesinde 13 Eylül 2020’de yayınlanan “Erol Mütercimler neden ‘İmam Hatip’lilere hakaret etti?” başlıklı yazısını okuyun derim.

Ahmet Tek

Düzenleme : 21 Eylül 2020 18:18 Okunma : 4278