Karaman’ın Bulgurcu Dedesi | Karamandan.com - Karaman Haber

Karaman’ın Bulgurcu Dedesi | Karamandan.com - Karaman Haber

16 Temmuz 2020 Perşembe
Karaman’ın Bulgurcu Dedesi

Karaman’da calla günleri çoktan başladı. Calla’nın iki can yoldaşı vardır. Bunlardan biri bulgur pilavı, diğeri yoğurttur.

Türkiye’nin bulgur üretim merkezi Karaman’dır. Karaman bulgurunun şöhreti çok eskiye dayanır. Bulgur sevenler, menşeini mutlaka sorar, “Karaman mı? Duru mu?”

Tereyağlı bulgur pilavı Anadolu’da her sofranın demirbaşıdır. Hiçbir yemek yoksa bile bulgur pilavı eksik olmaz.

Pilavdan söz açınca, al yanaklı, pembe dudaklı, sessiz, sedasız bir köşede bekleyen ama içi alev alev yanan kız kardeşini unutmak olmaz.

İnci Gerdanlıklı Dilber

Karaman’ın en güzel çorbasıdır. Arabaşı ile akrabalığı yoktur. Sulu  pilav olarak isim almışsa da asla sulu değildir. Gayet ciddidir. İçinde saltanat kayığı vardır. Denizaltı gibi dipte mevzilenir. Saltanat kayığının kuzu kaburgasından olanı makbuldür.

Çorbanın tadı kendinde, sunumu kasesinde olur. Kase, altın tasa benzemeli ki, Türkmen dilberi sulu pilav, defilenin prensesi olduğunu unutmasın. 

Kaşığı önce dibe daldırsan da, sona bıraksan da aynı şey. Keyfine kalmış. Kaburga sulu pilavın inci gerdanlığıdır. Dört yapraklı yoncası ve hayat ağacıdır. Kaşığa gelişi nazlıdır. Davetinize hemencecik evet demez. Israrcı olmanızı bekler. Tadına bakınca, ‘uğraştığıma değdi’ dersiniz.

Bulgur Kokulu Şehir

Karaman, Türkiye’nin bulgur üretim merkezi. Bulgursuz günü geçmeyen şehir. Bulgur kokulu şehir. Ama bulgur pilavı yiyebileceğiniz, sulu pilav içebileceğiniz bir mekanı ne yazık ki yok.

Karaman’ın yerel mutfağını Duru Bulgur Ailesi’ne teslim etmek gerektiğini düşünürüm. Belki başka isimler de vardır. Benim aklıma hep Duru Bulgur Ailesi gelir.

Yolu Uşak’a düşmüş olanlar bilir. “Tarhana Baba” adlı meşhur bir çorbacısı vardır. Çeşit çeşit tarhana öbekleri yığılıdır. O harmandan dağılan minicik ve sevimli bez keselere konulan tarhanaların girmediği mutfak çok azdır.

Tarhana Baba’da yıllar yıllar önce çorba içerken, mis gibi acılı tarhana kokusu eşliğinde bir hayal kurmuştum:
“Bulgurcu Dede”

Karaman’ın eski evlerinden restore edilmiş bir mekan düşünmüştüm. Mekanın kanatlı kapısı üzerinde abartısız, herkesin okuyabileceği karakterdeki harflerden oluşmuş, yalın bir tabela:
                      TEK ‘K’
             BULGURCU DEDE

Sadece bulgur pilavı servisi yapılacak. Sade, domatesli, nohutlu, patlıcanlı, acılı, patatesli vb. Her çeşitte, tereyağlı pilav...

Bulgurcu Dede’de bir de sulu pilav olacak. Kuzu kaburga kemiği unutulmayacak.

Bulgurcu Dede Tekkesi’nde başka çeşit olmayacak. Kapı herkese açık, ama öğrencilerle garibanlara 24 saat ücretsiz hizmet verecek. İsteyen parasal katkıda bulunabilecek. “Bu hafta bin kişinin pilav veya çorba parası benden” diyebilecek.

600 YILLIK PATENT

Duymamış olabilirsiniz, unutmuş olabilirsiniz. Karaman’ın cömertliği 600 yıl önceden tescillenmiş. Anadolu’da,  belki dünyada “cömert şehir” patentini ilk kez alan şehir Karaman olmuştur.

Karamanoğlu II. İbrahim Bey döneminde 1432 yılında yapılan ve bugün bize sadece camisi ve bir kümbeti kalan İmaret Külliyesi’nin İmaret Cami adıyla anılan ibadet mekanının kapısında şu ibare vardır:
“Kapımız açıktır girene
Lokmamız helaldir yiyene”

Kültür ve Turizm İl Müdürümüz Burhan Yemiş, bu konuların üstadıdır. İmareti, Aktekke’yi, Nefise Sultan’ı, Karaman’ın ayakta kalan eserlerini ve manevi değerlerini en iyi anlatacak ve yazacak kişidir.

Anadolu kapılar ülkesidir. Kendisi bir büyük kapı olan Anadolu’da Karaman’dan başka hiçbir şehrin kapısında böylesine veciz, böylesine güzel, böylesine ince, böylesine cömertlik ve kibarlık içeren söz yoktur.

Yeni Dünyaya Karaman Örneği

“Açık kapı” ve “helal lokma” çağdaş yeni dünyanın peşinde olduğu paylaşımcı, adaletli, bölüşümcü dünya idealinin somutlaşmış ifadesidir.

“İslam İktisadı mı olurmuş?” diyenleri mahcup edecek mucizevi söz demeti Karaman’dadır. “Kapımız açıktır girene
Lokmamız helaldir yiyene”
ifadesi, laflardan bir laf değildir. “İslam İktisadı”nın özetidir. İslami yaşayışın temel taşıdır. İslam Ekonomik Doktrini’nin ana felsefesidir. Bir hayat tarzının ete kemiğe bürünmüş halidir. Hiçbir ekonomistin kitabında yer almamış ekonomi kuralıdır.

Ne acıdır ki diğer değerler manzumesi (insana özgü erdemlerin bütünü) gibi, bu cömertlik patenti de işlevini yitirmiştir. Bu kitabi kelam, asırlardır hizmet dışıdır.

Gençlere Bulgur King 

Duru Ailesi, Yunus Emre soyundandır. Bir yanda Yunus Emre Müzesi, bir yanda Bulgurcu Dede Aşevi olsa. Duru Ailesi de (ihsan ve Emin beyler) bu işin öncüsü ve sponsoru olsa. İsteyen pilava kaşık sallasa, isteyen sulu pilav içse. Bir de yeni kuşak için “Bulgur King” üretilse. Yunus Emre’nin çağlar ötesinden gelen şiirleri eşliğinde kısacık bir mola yeri olsa.

Olur mu? Neden olmasın. Ben yerini bile buldum. Herkesin önünden geçtiği, herkesin bildiği bir güzel mekan. Yapılırsa, Millet Bahçesi’ne de yakın.

Şehrin girişinde, “Kapımız açıktır herkese / Lokmamız helaldir yiyene” dövizleri asılı yönlendirme işaretleriyle merkez olabilecek bir “Bulgurcu Dede Tekkesi” Karaman’ın tanıtımında ivme olur.

KAREV ve İKEV desteğiyle önce Ankara ve İstanbul’da sonra Türkiye’nin her ilinde bir “Bulgurcu Dede” tekkesi hayali çok mu uçuk dersiniz?

Tekke’yi sevmediniz mi? Yobazlığı mı çağrıştırıyor? “Bu devirde ne tekkesi?” diye çıkışanlardan mısınız?

Köstek için değil, destek için itiraz ediyorsanız, çaresi var: Kaldırın tekkeyi, olsun “Bulgurcu Dede Aşevi”

Pilav Yiyemeyen Çocuk

Pilava ve sulu pilava övgüler yağdırdığıma bakmayın. 25 yaşıma kadar pilav yiyemezdim. Tadına bakmayı bile denemedim. Sofrada sadece pilav olduğu gün, yavan ekmeğe talim ederdim.

Rahmetli babam bu durumuma çok üzülürdü. Bir gün dayanamadı ve “Oğlum, biz çiftçiyiz. Buğday eker, buğday biçeriz. Pilavsız doymayız. Hem ekmeksiz hem pilavsız ne yaparız? Ömür boyu aç mı gezeceksin? Otur şuraya, bir kaşık al” dedi.

Kırmadım, bir kaşık aldım ama lokma ağzımda büyüdü, büyüdü, yutamadım. Gözümden yaş geldi. 

“Pilava domalan çok yakışır” desem, domalanı şımartır mıyım? Gerçek bu, domalanı nereye koyarsanız orayı ele geçiriyor. Tam bir istilacı. Minik bir parçası bile, herhangi bir tencerenin içine düşse, o yemeğin adını da, tadını da değiştiriyor.

Ermeneklinin Batırık Yalanı

Pilava mesafem neyse, çocukluk ve ilk gençlik yıllarımda batırığa da öyle uzaktım. Kokusundan bile tiksinirdim.

Batırık, bulgurun baloya hazırlanmış ‘kokoş’ halidir. 19-20. Yüzyıl’ın genç kadınları balo için nasıl takıp takıştırıp kendi ağırlıklarının iki katına erişmiş olarak dans etmeye çalışırsa, batırık da bulgurun balo kızı halidir. Tam bir kokoştur.

Batırık mevzusunda Ermenekliye sakın söz vermeyin. Dinlerken yorulursunuz. Hep konuşurlar, çok konuşurlar, boş konuşurlar. Batırık onların sofralarında değil, dillerindedir. Batırık konusuna sonra değineceğim.

Kader işte. Yaş kemale erdi, bulgur soframın as elemanlardan biri oldu.

Tabağımda pilava bakarken, bir asilzadeye gösterdiğim hürmeti eksik etmem.

Her hafta en az bir defa, “Bu akşam sulu pilav mı var?” diye, karıma takılırım.

Hayat öğretiyor. Hayat özletiyor. Hayat hatırlatıyor.

Sonradan sevilen her şey daha kıymetli oluyor.

Bulgur akla hangi türküyü getirir?
Elbette Fidayda’yı. Bedia Akartük’den gelsin:
“Bulguru Gaynadırlar”
Ankara türküsüdür ama bulguru bizden iyi kim kaynatır ki?
Bulgur Karaman mı, Duru mu?

Sonraki Yazı: Koyun Yoğurdu ve Peynir Cenneti

Ahmet Tek

Düzenleme : 25 Haziran 2020 13:01 Okunma : 6583
Foto galeri