Mühim, pek mühim - On iki; Dikkat çekmemek lazım | Karamandan.com - Karaman Haber

Mühim, pek mühim - On iki; Dikkat çekmemek lazım | Karamandan.com - Karaman Haber

27 Kasım 2020 Cuma
Mühim, pek mühim - On iki; Dikkat çekmemek lazım

Samet Zenginoğlu’nun “Mühim, pek mühim” adlı romanının bölümleridir. Önceki bölümleri için tıklayın…

‘Dikkat çekmemek lazım.’ Kendi kendime bu cümleyi kaçıncı kez söylüyorum, bilmiyorum.

Bu kaçıncı racondu? Sanırım üçtü.

Evet, üç. Aradan birkaç gün geçiyor. Bir ilana rast geliyorum: “Niteliksiz Eleman Aranıyor!”

İşte bu! Sanırım aranan kılıf bulunmuş oluyor bu şekilde. İlan adresi ile Kuduz abinin verdiği adres uyuşuyor. Yadigâr İşhanı. Kat: 3. Derhal başvurumu gerçekleştiriyorum. Sabırsızlıkla beklememe gerek kalmıyor. Başvurum onaylanıyor.

Derhal teslimat için yola koyuluyorum. Toplu taşıma araçlarını kullanmak riskli olabilir. Yürümeyi tercih ediyorum. Paketin bulunduğu çantayı dikkat çekmeksizin taşımaya azami gayret gösteriyorum. Adresi daha hızlı bulabilmek için kimseye sormuyorum. Çünkü bu dikkat çekici bir hamle olabilir. Henüz içeriğini tam olarak bilmediğim yeni işimde tökezlemek istemiyorum.

Hakikaten ne iş yapıyorum ben?

Ne var bu paketin içinde?

İlgili adresin önüne geldiğimde, işte burası olması lazım diye düşünüyorum: Yadigâr İşhanı. Zaten binanın üç katlı olduğu dikkatimi çekiyor. Altında da kıraathane tarzı bir yer var. Lakin oyalanmamak için ora ile çok fazla göz teması kurmamaya gayret ederek, İşhanı’na giriş yapıp merdivenleri ikişer ikişer çıkmaya başlıyorum. O esnada, sırıkla atlamada, son üç olimpiyat şampiyonu Afro-Amerikan atletin, doping gerekçesi ile bütün madalyonları alınıyor. Kapının önüne geldiğimde hafiften soluklanıyorum. Zile basıyorum. O meşhur kuş. Acı çektirmemek için zil konusunda ısrarcı olmuyorum. Bir süre sonra kapı hafifçe aralanıyor. Benim gibilerden bıkmış olduğu bakışlarından belli olan hanımefendi kapıyı açarak:

“Buyurun” diyor, “konu nedir?”

“İş görüşmesi için gelmiştim.”

Kapı biraz daha aralanıyor.

Karşıdaki kapıyı göstererek:

“Müdür Bey sizi bekliyor, buyurun.”

Bu kadar çabuk mu? Gerçekten beni mi bekliyordu? Deşifre mi oldum yoksa? Nerede hata yaptım? Bitti mi şimdi her şey? Bu sorulara cevap aramam için geç olduğunu fark etmem birkaç saniyemi alıyor.

Kapıya iki kez vuruyorum.

“Geeeel!”

İçeri adımımı atar atmaz, hiç mekânı analiz etmeden direkt alıcıya odaklanıyorum. Şu esnada, benim için önemli olan iki detay var. Birincisi, alıcı bu odada yalnız mı? Cevap, evet. İkincisi, köşelerde bu anı kayıt altına alma ihtimali olan bir kamera söz konusu mu? Cevap, hayır.

Göz göze geliyoruz. Oturmamı istercesine sağ eliyle buyur ediyor. Teşekkür ettiğimi ifade ediyor, lakin bu davete karşılık vermiyorum. ‘Pekâlâ’ dercesine başını sallıyor ya da ‘sen bilirsin’ dercesine. Emin olamıyorum.

 “Özgeçmişiniz (…)”

İşte mevzuya girmenin tam vakti.

“Efendim, özür dilerim, lakin mesele iş başvurusu değil.”

Yapışkanın kokusunu her şeye rağmen alamamış Norveç faresi gibi afallıyor.

Kaşlarını hayretle çatıyor.

“Nedir mesele o halde?”

Çantamı açıyorum yavaşça. Paketi çıkarıyorum.

“Efendim, bunu teslim etmek için gelmiştim.”

Yüzündeki şaşkınlık takdire dönüşüyor.

“Şu ana kadar gördüğüm en profesyonel teslimat. Seni tebrik ederim delikanlı.”

Nedense, bu teveccühü karşılayacak takati kendimde bulamıyorum. Boş çantamla beraber ayaklanıyoruz.

Tam kapıya elimi uzatmışken henüz açamadan sesleniyor, ona doğru dönüyorum:

“Delikanlı, bu paketin içerisinde ne var, biliyor musun?”

O esnada, Kazakistan-Özbekistan sınırındaki bir tekkede yaşamını sürdüren bir derviş Eflatun’u orijinal dilinde okumaya kaldığı yerden devam ediyor.

Hoca çıkabilecek sınav sorularını önceden vermiş de çoktan hepsini ezberlemişim gibi cevaplıyorum.

“Bilmiyorum efendim.”

Yüzü gülüyor. Ama sanki kötü film karakterleri gibi, yalanına herkes inanmış gibi. Yüzü gülüyor. Ama kötü gülüyor. Gülümsemeyi kötüleştirenlere gülme fırsatı verilmesin! Halen yüzü gülüyor ve ekliyor:

“Bilmemek, erdemdir.” 

Düzenleme : 24 Ekim 2020 09:18 Okunma : 1550