Karamandan.com

Karamandan.com

26 Eylül 2020 Cumartesi
Ölüleri Dirilten Doktor
12 Şubat kutlamaları için millet yeni açılan yolu tamamen doldurmuştu.
Kategori : Köşe Yazıları
09 Eylül 2020 08:38
 
Ölüleri Dirilten Doktor
karaman

12 Şubat kutlamaları için millet yeni açılan yolu tamamen doldurmuştu. Soğuğa rağmen insanlar bir salkımın heyecanlı taneleri gibi, biraz sonra kendilerine hangi şaşırtıcı müjdelerin verileceğini merak ederek, mutlulukla beklediler.

Açılış konuşmaları oldukça uzun sürdü. Fakat kimsenin şikâyeti yoktu. Belediye Başkanı Dr. Sait Bey idi. Vali ise, daha sonra siyaset hayatına atılan ve Büyük Millet Meclisi Başkanlığı da yapan Necmeddin Karaduman’dı. Maraş ve çevresindeki askerî birliklerin üst rütbeli komutanları da dâvetliler arasındaydı.

Konuşma sırası Belediye Başkanına geldi. Başkan mikrofonda şunları söyledi:

“Aziz Maraş’lılar, şu anda üzerinde kutlama yaptığımız bu yolun adı ilerde Trabzon Caddesi olacaktır. Bunu biliyorum. Sebebi şudur: Biz talebeydik. Maraş, gâvurdan temizlenmişti. Sınıfta sıra arkadaşım Trabzonlu bir milletvekilinin oğluydu. Sınıfa bir gazete getirmişti. El kadar bir gazeteydi, küçük bir cerideydi. Ama üstünde büyük şeyler yazıyordu. 

Maraş’ın kurtuluşunu anlatıyor ve “Maraş’lılar 22 günlük çetin bir mücadeleden sonra, memleketlerini kendileri düşmandan temizlediler. Binaenaleyh, bunu vesile kılarak Trabzon’daki en güzel caddelerden birine “Maraş Caddesi” adının konmasını Belediye Meclisi oybirliğiyle kabul etti.” Diyordu. Bunu okuyunca heyecanlandım. Ve bir gün sorumluluk alacağım bir mevkide bulunursam ben de gereğini yapacağım” dedim. Fakat bu iş sayın valimiz buradayken olmayacak. Çünkü, muhterem Maraş’lılar, bana o zaman “Belediye Başkanı valiye yağ çekiyor, yağcılık yapıyor” diyeceksiniz. Ama sayın valimizden sonra bunu halledeceğim..” dedi ve kürsüden indi (Vali Trabzonluydu). Onu çok alkışladılar. Kürsünün altında vali Necmettin Bey, onu kutladı ve Trabzon’daki önemli caddenin adına neden Maraş Caddesi dendiğini anladı.
Caddenin adı Trabzon Bulvarı oldu. İki şehir kardeş ilân edildiler. Birbirlerinin bayramlarına, önemli günlerine gidip-geldiler. Rakip değil, gerçekten iyi geçinen iki uslu kardeş gibi davrandılar.

*    *    *

Dr. Sait Bey tıp okulunu bitirdikten sonra birçok yerde hekim olarak çalıştı, hizmet etti. Adana Bahçe’de, Nizip’te, Ankara’da, İstanbul Guraba’da, Etfal’da doktorluk yaptı. Uzmanlığını İstanbul’da tamamladı. Sonra da Maraş’a, memleketine döndü. Şakacı tabiatı ve tevâzusuyla halkın sevgilisi oldu, adı efsane gibi anılır oldu. Onun adı bir ara “ölüyü dirilten doktor”a çıktı. 

Kar yağan bir gündü. Vakit ikindiye yakındı. Genç doktor muayenehanesinde pencere önünde nefeslenirken ve aşağıyı seyrederken bir kalabalık gördü. Bir cenâze alayı telâşla, akşam kararmadan, Ulu Cami’de namazını kıldıkları bir cenazeyi kabristana yetiştirmeye çalışıyorlardı. Şimdiki Trabzon Caddesi o vakitler yol değildi. Şimdi Kapalı Çarşı’nın bulunduğu Belediye Çarşısı’ndan geçerek ve üstüne sadece bir savan örtülmüş cenazeyi omuzlarda taşıyarak kabristana gidiyorlardı. 

Her zaman olabilecek, görülebilecek bu alay doktorun çok dikkatini çekti ve yanında çalışan adamı cenazenin arkasından koşturdu. 
Adam, Dr. Karpuzoğlu’nun muayenehanesi önünde cenazeye yetişti ve Dr. Sait’in cenazeyi kendisine getirmelerini istediğini söyledi. Cenaze alayından sokrananlar oldu. Vefât edenin yakınları da karşı çıktılar. “Vakit daraldı, akşam yakın. Üstelik hava da karlık. Şimdi sırası mı?” dediler. Adam ısrar etti ve doktorun, öldü diye götürdükleri adamın elleham canlı olduğunu söylediğini nefes nefese anlattı. 

Alayda korkanlar oldu. Ve doktorun bir bildiği var herhal dediler. Cenazeyi zar-zor merdivenleri çıkarak doktorun muayenehanesine getirdiler.
Doktor Sait, cenazenin nabzını ve şahdamarını yokladı. Düşündüğü gibiydi. Kişi canlıydı. Soba canlandırıldı, ortalık ısıtıldı ve cenaze kımıldamaya başladı. 

Doktorun talimatıyla bir adam cenaze evine yollandı ve “müteveffanın” elbiseleri getirildi. Doktor, talimatını verdi, oradakilere zorunlu senaryoyu ezberletti. 

 Eğer, şimdiye kadar yaptıklarımızı ona söylerseniz, o korkudan, bu sefer gerçekten ölür. Onu muayene sedyesine uzattılar. Kefeni çıkarıp çamaşırını, donunu giydirdiler. Muayeneye gelmiş havasını verdiler. Hava ısındı, ölü kendine geldi, urbalarını giyindi ve yakınlarıyla birlikte evine yollandı.

Adamın oğlu sonsuz minnettardı olanlara, fakat bir türlü de bu işe akıl erdiremedi. Herkes eve yollanırken o geride kaldı ve doktora işin sırrını sordu.

Doktor, cenazenin üstüne örtülen savanın her tarafı kar tuttuğu halde ağzının üstüne gelen yerin kar tutmadığını, oradaki karın erimiş olduğunu, pencereden gördüğünü anlattı. Adam demek ki nefes alıyor, yani ölmemiş. Belli ki kan tutmuş, bir yalancı ölüm teşekkül etmiş. Delikanlı, kalabalığın ardından eve koştu. Fakat bu defa da tatsız bir durum teşekkül etmişti.

Cenaze diye götürdükleri oğlunun yürüyerek eve döndüğünü gören yaşlı ve yaslı anne, bir anda ne olduğunu anlayamadı. Aman, zaman derken, kadın düştü ve kalbi durdu.

Ölen kadını, oğlu için açılan kabre gömdüler. Vakit gece olduğu için ertesi günü, öğle namazını beklediler.

Hem, “ne olur, ne olmaz” diye düşündüler. Cenazeye gelenler bu defa ana için ağıt yaktılar.

*    *    *

Maraş’ta eskiden vefat edenler için uzun sâlâlar verilirdi. O kadar uzun ve hüzünlü sâlâlar olurdu ki, mahallede onu dinleyenlerden fenalık geçirenler olurdu. Sâlâ, cenâze kabre konuncaya kadar devam ederdi. Sonra, merhum Süleyman Çelebi’nin Mevlid’i Şerifi (o zamanki söylenişiyle Vesilet’ün Necât) tam metin okunurdu. Mevlîd uzun bir mesnevidir. Hz. Peygamber’in vefâtını anlatan bölümlerini hâfızlar daha bir hüzünlü okurlardı. Dinleyenlerden her zaman bayılanlar olurdu.

Ve cenazeler o dönemlerde üstü açık bir geçgeleye konur, üzerlerine sâdece bir savan örtülürdü. Asya aksında ve birçok Arap ülkesinde bu usul hâlâ kullanılıyor.

Daha sonra Maraş’a gelen mutasarrıflardan biri bu duruma bir çeki-düzen verdi. Mevlidi hasta ve yaşlıların da zorlanmadan dinleyebilecekleri bir ölçüye getirdi. Bazı bölümlerini okutmadı. Mevlidi okuyanlar, bazan bölüm aralarında, bazan sonunda eklemeler yaparlardı. Kıssa-i Güvercin, Kıssa-i Deve, Kıssa-i Kerbelâ… vb. En son da, yine ezgiyle, mevlid’in veznini, “failâtün, failâtün, failün” okurlar, bunu da bir mısra kabul ederlerdi.

Sâlâ zamanını ve metnini kısalttı. Geçgel ve savan âdetini yasaklayıp, kapalı tabutu zorunlu kıldı. Halk bu değişikliği benimsedi.

Okunma : 1110
EKSPERTİZ
guney sigorta
karaman


Gündem haberleri
Başkan Bayram: Üreticilerimiz hibelerden yararlansın
23 Eylül 2020 Okunma: 22786 Tarım
Karaman'ın 1 yıllık şirket ve işletme bilançosu
22 Eylül 2020 Okunma: 15805 Ekonomi
Başkan Bayram: Üreticilerimizin hakkı için Rekabet Kurumu’na başvurduk
22 Eylül 2020 Okunma: 15202 Tarım
Son dört günün en çok okunan haberlerini gösterir
Ayın en çok okunan haberleri için tıklayın