Türkülerimiz ve 30 Ağustos | Karamandan.com - Karaman Haber

Türkülerimiz ve 30 Ağustos | Karamandan.com - Karaman Haber

26 Eylül 2020 Cumartesi
Türkülerimiz ve 30 Ağustos

Kurtuluş Taarruzu 30 Ağustos
Türk’üz Türkü Söyleriz! 

Bize şu anda gurur duyduğumuz ve Asude bir şekilde yaşadığımız Türkiye’mizi bütün düşmanlardan temizleyip yeniden inşa ederek teslim eden başkomutanımıza, bütün komutanlarımıza, askerimize ve her şeyiyle kurtuluş savaşına katılan analarımıza, atalarımıza minnet borçluyuz.

Onları rahmetle yâd ediyoruz. Allah onlardan razı olsun, bu millete bir daha kurtuluş savaşı yaşatmasın! 

Tam yüz yıl geçti bir milletin yeniden doğuşunun ardından.

1910 ila 1922 arasını okumadan, öğrenmeden Türkiye’mizin, bayrağımızın ve Anadolu’muzun kıymetini yeterince takdir etmenin imkânı yoktur.

O anı en iyi anlatan İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un şu cümlesi her şeyi anlatmaya yetmez ama en önemli işareti verir: Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda! 

Acıların en büyüğünün yaşandığı Kurtuluş Savaşı zamanları hakkında binlerce Türkü yazılmıştır ve daha binlercesi de yazılmalıdır. 
Türk’üz Türkü Söyleriz! 

1980 yılına kadar büyük bir batı hayranlığımız vardı ve bu Türkülerimizi bile etkilemiş Türkü sözlerini hafif müziğe uyarlama yollarına gitmiştik. 

O tarihlerde radyoları daha doğrusu TRT’yi açınca karşımıza ya hafif müzik ya batı müziği ya da ağır ağır çalan Türk sanat müziği çıkardı. 
Yılbaşı geceleri saat on ikiye kadar hafif batı müziği tarzı şarkılarla geçer on ikiden sabaha kadar da daha şiddetlisiyle devam ederdi. Ancak on ikide Anadolu’dan bahseden, halkın derdinden dem vuran birkaç arabesk türküye yer verilirdi. Tabi söyleyen de Orhan Gencebay’dı. 

Bundan ben de etkilenmiştim, 1974 yılında Topkapı otogarında bir kasetçiden Barış Manço’nun “Nick The Chapper” adlı kasetini almıştım, yıllarca dinledim kasete adını veren hafif müzik eserini.

“68 kuşağından Cem Karaca’nın “Parka” sını da aldım onu da severek dinledim, o biraz daha protest geliyor, daha yeni bir hava katmıştı Türk müziğine.

1970 ile 1980 arası her bakımdan siyasallaşmasının yanında Türkülerimiz de siyasallaşmıştı, 1974 yılında Sirkeci’den her geçişimde kasetçilerde bangır bangır Mahsuni’nin Türkülerini duyardım. Bunlar Demirel’in zamlarını konu alan “dom dom kurşunu” gibi türkülerdi. 

1990’lı yıllarda her dalda olduğu gibi İslami motiflerle bezeli, darbukalı, ilahili ve tefli tarzda müzik de hak ettiği yeri aldı. Tabi müziğin İslam’la asla bir ilişkisi olamaz hangi motifi kullanırsan kullan, ama hoş bir müzik dalı çıktı ortaya sonuçta. 

Ülkücüler, solcular, Aleviler Sünniler, Kürtler, Lazlar hatta tatarlar / Nogaylar kendi kültürel müziklerini canlandırarak Anadolu kültürünü zenginleştirdiler. Bütün bu tarzları herkes keyifle takip etti ve dinledi. 

Bu bağlamda Rumeli, Ege, Doğu, Akdeniz, orta ve Karadeniz bölgelerine ait çok hoş nağmeler ruhumuzu okşar hale geldi. 

2020 Ağustos ayı itibarıyla ülkemizde, güzel yurdumda en fazla dinlenen yine Türklülerdir, bundan ne kadar da hoşlanıyoruz millet olarak, bu gerçekten bu alanda son derece iyiye doğru bir evirilme olarak alınabilir. 

Artık düğünlerin en sosyetiğinden en muhafazakârına kadar türküler hâkimdir. Zira dile alınamayan bütün sözcükler türkü sözlerinde yer alabilmektedir. 

Türkiye’mizin kentlerinin en merkezi yerleri türkü kafelerle doludur, içlerinde canlı türkücüler çalar söyler, türkü sesleri sokaklara kadar sızar pencerelerden.

En gencinden en yaşlısına kadar herkesin cep telefonundan hep türküler çalar. Sabit radyoların ayarları çoğunlukla türkü frekanslarına ayarlıdır. 

Her türkü bir hayat hikâyesidir ve yolculuk esnasında insana mutlaka bir şeyler öğretirler. Genç ölümler, zulümler, cinayetler, haksızlıklar, sürgünler, zamlar, gamlar, dağlar, bağlar, köprüler, sevgiliyi alan dereler, seller hep onun konusudur. Türkülerimizin en baş konusuysa kesinlikle kadınlarımızdır. 

Türkülerimiz her şeyin yazıldığı, söylendiği ve dile getirildiği alanlardır. Tarihin en eski dönemlerinden başlayarak Karacaoğlan’dan Pir Sultan Abdala, Nesimi’den Mahsuni’ye sınırsız bir özgürlükle çalınır türküler.

Onlarda asla yasak, sansür yoktur. Sevgiler ifade edilirken, sevgili tasvir edilirken güzellik namına her şey mısralara dökülür. Karacaoğlan’ın kendisine kara diyen dilbere söylediği mısraları hatırlayınız! 

Anadolu medeniyetlerin beşiği bir toprak parçasıdır. İnsanlığın ilk görülmeye başlandığı alan olarak Anadolu bütün kültürlere ev sahipliği yapmaktadır. 

Bir Türkü dinlerken insanın ürpermemesi elde değildir. Bütün dünyada Türkün Türküleri üzerine doktoralar yapılmaktadır. Anlaşılmak istenen Anadolu insanını bir arada tutan Türkülerin bu mucizevi tarafıdır. 

Kuzeyde bir Laz şivesiyle icra edilen ve tulum ve kemençeyle gerçekleştirilen bir eseri düşünün. 

Halaylar eşliğinde eşsiz güfteleriyle titreyen ve titreten doğumuzdaki Türküler, Egede Özay Gönlüm’ün yareninden coşan Gaydırı Gubbak Cemile, denizin dibinde Hatçe, sabah namazına kalkan Al Fademem ve niceleri, ah Türküler! Aman Allah’ım o ne doğallıktır öyle.

Abdallarımızın ve Alevi kültürünün sazı seslendirmedeki eşsiz dehasından etkilenmemek elde mi?

1980 yılından sonra türkülerimizde büyük devrimler yaşandı, Turgut Özal Bozkırın tezenesi Neşet Ertaş’ı ve komünizmin eski sözcüleri Selda Bağcan ve Cem Karaca’yı Avrupa’dan Türkiye’ye getirmesiyle Türkülerimiz gerçekten şaha kalktılar. 

Şu anda Türkiye’de en fazla dinlenen türkücüler ve türküleri izlemek lazım, izleyelim ve dinleyelim ki anlayalım birlikte yaşamanın hoşluğunu.
Türk kültürünün zenginliğini anlamak için türkülere bakmak yani onları dinlemek yeterlidir. 

Bizim bir arada yaşamamız, barış ve hoşgörüyle kucaklaşmaya devam etmemiz için Türkülerimiz de önümüzde bir ışık gibidir. 

Okunma : 2537