Yasal Cinayet | Karamandan.com - Karaman Haber

Yasal Cinayet | Karamandan.com - Karaman Haber

27 Kasım 2020 Cuma
Yasal Cinayet

Doğduğunda cılız ağlama sesini duymuştu ilk. Bu ağlama sesi, kendine doğru yaklaştığında beyaz kundağa sarılı dünyalar güzeli kızıyla göz göze gelmişti.

Teyzesinin kucağından alıp evladına sımsıkı sarıldığında babası, ağlaması bir anda durmuştu bebeğin. Kendisini asla bırakmayacak olan bu kucağın içinde; biraz güven hissetmişti, biraz şefkat, biraz da sevgi… Sevincinden ağlamamaya çalışan babasının titrek haldeki sesini ilk kulağına okunan ezan ve kametle duyan bebek, adını da o zaman öğrenmişti.  

Her gün daha bir güzelleşen bu kız çocuğu, babasının göz bebeğiydi. Evladının annesini emerken uyuyakalışını, banyodan sonra havlunun içinden boncuk boncuk bakışını, kuruyan saçlarını itinayla tarayışını, beğenerek aldığı tokaları özenle saçına takışını, dillenip tatlı tatlı konuşuşunu, pembe renkli elbise isteyişini, elbisesine uygun ayakkabı için ısrar edişini, zemherinin ortasında yazlık elbise giymek için annesiyle tartışışını, okula başladığı günü, kendi hazırlayıp pişirdiği ilk keki, takımının pantolonunu ütüleyişini… Zamanın bu anları üzerinden yıllar geçse de babasının zihninde hâlâ tazeydi. 

Ergenlik çağını atlatıp, yavaş yavaş serpilen bu kız çocuğu evlilik çağına geldiğinde, babası da ayrılık vaktinin yaklaştığını hissediyordu. Hanımını bir zamanlar baba evinden aldığı gibi kızının da baba evinden alınacağını görüyordu. Zamanın çarkı dönüyordu… İnsanlar da bu çarkın içinde hem bedenleri hem de kaderleri devir daim ediyordu. Yaşananlar tekrar yaşansa da, yaşayanlar farklı kişiler oluyordu.    

Bir gün eve haber geldi! Habere verilen olumlu cevap üzerine misafirleri ağırlamak için hazırlıklar yapıldı, ev baştan sona temizlendi, ikramlıklar hazırlandı, kahve takımları vitrinden indirildi, kız en sevdiği elbisesini giyindi. 

Heyecanlı bekleyişin ardından kapının zili çalındı. Önce kendi yaşıtı bir adam, sonra hanımı yaşlarında bir kadın, ardından aile üyesi olduğunu tahmin ettiği birkaç kişi, en arkadan da sanki üzerine ilk defa takım elbise giymiş gibi duran bir genç elindeki bir demet çiçeği sürahi tutar gibi tutarak içeri girdi.

Sözler verildi, ev tutuldu, çeyizler açıldı, eşyalar alındı ve gençler evlendi. Düzenli ailede büyüyen gençlerin yuvalarına da bir düzen hâkim oluyordu. Bu düzen içinde ocak tüterken, tüm aile kızlarından sevinçli bir haber aldı. Bu haber çekirdek aileye evlat müjdelerken, geniş aileye de torun ve yeğen müjdeliyordu. 

Bu müjdeyi alan baba adayı ertesi gün kontrol ve takip işlemleri için doktordan randevu aldı. Eşiyle beraber gittiği muayenehanede kendinden önceki hastanın yakınları ile aynı salonda beklemeye başladı. Hastayla beraber üç kişi olduğu anlaşılan diğer iki kişinin de hanım olması, bu hanımların yaşlarının küçük olması ve bu hasta yakınlarının kaygı içinde bekleyişlerinden şüphelenen baba adayının içine bir kurt düşmüştü. Ne olup bittiğini tahmin etmeye çalışırken baba adayı, hasta yakınlarından birinin cep telefonu çaldı. Arayan kişi babasıydı. Kızının sesinden şüphelenmiş olmalı ki baba, muhtemelen ‘neredesin’ diye sordu. Kız da “çarşıdayım, birazdan geleceğim’ diye cevap verdi. 

Birkaç dakika sonra doktorun yardımcısı bekleme salonuna geldi ve içerideki hastanın yakınlarına seslendi: “Hastanızın operasyonu tamamlandı. Şu anda uzanıyor. Biraz da ağrıları var. Kendine gelsin, biraz dinlensin, sonra götürürsünüz”.

Hasta yakınları hastanın yattığı odaya geçtiğinde, doktor da öbür odaya geçti. Sonra doktorun yardımcısı kontrol ve takip işlemi için sevinçleri gözlerinden okunan anne adayı ile baba adayını çağırdı. Ultrasondan gebeliği tespit edip, bebeğin kalp sesini dinlettikten sonra reçetesini yazan doktor, gerekli uyarılarını da yaptı. Bir sonraki takip için tarihi belirledikten sonra doktor, sevinçli bu gençleri uğurlarken, yan odada yatan hasta ve yakınları hâlâ oradaydı.  

Sevince gölge düştü! 

Toplum içinde yaşanan kötü hasletlere şahit olmanın, güzelliği yayamamanın, çirkinliği defedememenin vermiş olduğu ıstıraptır; sevince düşen gölge.

Sahipsiz olmanın, ilgisiz kalmanın, sevgiden ve şefkatten uzak büyümenin neticesinde, kızlarımız başta olmak üzere gençlerimizin bir kısmı kötülüğün içine yuvarlanıyorlar. Bu gençlerimiz evde bulamadığı sıcaklığı dışarıda, ebeveynlerinden göremediği sevgiyi yaban ellerde arıyorlar. İnternet marifetiyle dışarıdaki tüm tehlikeler evlerimizin içine kadar girerek, güvenli tek alanımızı da kuşatarak son kalemizi taciz ediyorlar. 

“Bazen hayatlarımıza birkaç ölüm sığar. Oraya iyiliği de sığdırabiliyor muyuz? Mesele bu” dedi, Kemal SAYAR.

Bir de şöyle düşünün! Gölgede kalan sevinç ne hisseder?

“Bu asırda insanlık kurtuluş savaşını aileyi ifsad edenlere karşı yapacaktır” dedi, meczup ve şöyle devam sözüne Tekvir Suresinden mealen: “Güneş dürülüp karardığında, yıldızlar dökülüp söndüğünde, dağlar sökülüp yürütüldüğünde, doğuracak develer başıboş bırakıldığında, yabani hayvanlar toplatılıp bir araya getirildiğinde, denizler kaynatıldığında, insanlar amelleriyle eşleştirilip buna göre şekillendirildiğinde, diri diri gömülen kıza hangi suçundan dolayı öldürüldüğü sorulduğunda, defterler ortaya serildiğinde, gökyüzü sıyrılıp açıldığında, cehennem ateşi harlatıldığında, cennet yaklaştırıldığında, kişi neler yaptığını öğrenmiş olacaktır”. 

Düzenleme : 21 Ekim 2020 11:00 Okunma : 1879