Hilafet Ümmete Aittir! | Karamandan.com - Karaman Haber

Hilafet Ümmete Aittir! | Karamandan.com - Karaman Haber

23 Ekim 2020 Cuma
Hilafet Ümmete Aittir!

Hilafet Hakkındaki Ayet ve Hadisler
1292 Yıllık Hilafetin Milletlere Dağılımı
Atatürk, Hilafeti Asıl Sahibi Olan Ümmete Havale Etmiştir!

Hilafet Allah’ın insanlara yüklediği bir sorumluluk ve insanlardan Allaha ve onun elçilerine iman edenlere verdiği bir görevdir.

Bu durumda hilafet bir ırka, kabileye ve aşirete ait olmayan bir vazifedir.

Bizim anladığımız manada halife kelimesi Kur’an-ı kerimde tekil olarak iki, çoğul olaraksa üç ayette geçmektedir.

1- Allaha iman eden bütün mümin insanlar birer halifedir:

“Hani, Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Onlar, “Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamdederek daima seni tesbih ve takdis ediyoruz.” demişler. Allah da, “Ben sizin bilmediğinizi bilirim” demişti.” (Bakara 30)

2- Allah’ın elçileri Allah’ın yeryüzündeki halifeleridir: 

“Ona dedik ki: “Ey Dâvûd! Gerçekten biz seni yeryüzünde halife yaptık. İnsanlar arasında hak ile hüküm ver. Nefis arzusuna uyma, yoksa seni Allah’ın yolundan saptırır. Allah’ın yolundan sapanlar için hesap gününü unutmaları sebebiyle şiddetli bir azap vardır.” (Sad 26)

Halife kelimesinin çoğulu olan Hulefâ kelimesi de aynı manada üç ayette geçer:

1- “Sizi uyarabilsin diye, kendi içinizden birinin eliyle, Rabbinizden size bir haber gelmesini mi yadırgıyorsunuz? Hiç değilse sizi, Nuh toplumundan sonra onların yerine halifeler olarak getirdiğini, sizi yaratılışta onlardan üstün kıldığını hatırlayın; ve artık Allah'ın nimetlerini anın ki, kurtuluşa erebilesiniz.” (A’raf 69)

2- “Hatırlayın ki Allah Âd kavminden sonra, sizi onların yerine halife olarak getirdi ve sizi yeryüzünde yerleştirdi. Yerin ovalarında köşkler kuruyor, dağları oyup evler yapıyorsunuz. Artık Allah’ın nimetlerini anın da yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.” (A’raf 74)

3- “Yahut kendisine dua ettiği zaman zorda kalmışa cevap veren ve başa gelen kötülüğü kaldıran, sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı? Allah ile birlikte başka ilâh mı var!? Ne kadar az düşünüyorsunuz!” (Neml 62)

Bu üç ayet-i kerimede de Allah cc, Müminlere hitaben kendilerinin yeryüzündeki halifeleri olduğunu açıkça ifade ediyor. 

Bu durumda Allah’ın elçileri özelde, bütün Müminler de genelde Allah’ın yeryüzündeki halifeleridir.

Halifenin görevi halefi olduğu zatın talimat ve öğretilerini insanlara ulaştırmaktır.

Hilafetin şartı önce iman sonra da yeterlilik ve liyakattir. 

Genel halife olan Müslümanlar ellerinden geldiği kadar İslam’ı, önce kendi nefsiyle başlayarak ailesinden devam edip halka halka, imkânlar nispetinde tebliğle görevlidir.

Özel manadaki hilafet peygamberlere ve onların yerine göreve gelenlere mahsustur.

Son peygamber Hz Muhammed Mustafa (sav): “Benden sonra hilafet otuz yıldır, sonrası krallıktır” (İmam Ahmet Müsnedi 241, Tirmizi 279) buyurmuştur.

Bu otuz yılın Raşit Halifeler denen dört halife dönemini ifade ettiği açıktır. Daha sonrası saltanat, hanedanlık ve krallıklardır. 

Kralların ve sıradaki hanedan şehzadesinin ehliyetine bakılmaksızın hilafeti de deruhte etmesi Raşit halifelerin sonunda büyük bir kırılmaya sebep olmuştur. 

Son Raşit Halife Hz Ali (ra) dan sonra başlayan Emevi krallığıyla beraber İran’ın başı çektiği Şia, hilafetten ayrılıp İmamet yoluna giderek bir ayrışmaya girmişlerdir. Şükürler olsun ki o kadar fitneye, fesada ve tahrike rağmen Sevad-ı Azam yani genel Müslümanlar içindeki oranları yüzde onu geçememektedir. 

1292 yıl boyunca (632 – 1924) hilafet şöyle veya böyle dört halifeden sonra da sırasıyla: Emevi, Abbasi, Memluki ve Osmanlı hanedanları tarafından yürütülmüştür. Bu arada Fatımi Hanedanı da Abbasilere paralel olarak (909-1171) tarihleri arasında Kuzey Afrika’da ayrı olarak bir hilafet sürdürmüştür. 

İlhanlıların / Moğolların 1258 yılında Bağdat’ı ele geçirip Abbâsî Devletini ortadan kaldırmalarından sonra üç yıllık bir fetret devri ardından Memlûkların Moğollara karşı 1260‟da kazandıkları siyasî zafer Müslümanları büyük bir sevince boğarken, Sultan Baybars’ın 1261 yılında hilâfeti Kahire’de yeniden ihdâs etmesi, onların İslâm âlemi üzerindeki saygınlıklarının artmasını sağladı. 

1260 yılında Aynicâlût Savaşı’nı kazanarak Moğol istilâsını durduran ve ardından Sultan Kutuz’u öldüren Memluk Sultanı I. Baybars, Moğollar’ın Bağdat’ı tahribi sırasında Şam’a giden son Abbâsî halifesi Müsta‘sım Billâh’ın amcası Ebü’l-Kasım Ahmet’i hilâfeti canlandırmak amacıyla Kahire’ye davet etti. Hilafet Memluk Türk Hanedanı nezdinde 250 yıl temsil edildi.

1517 yılına kadar Memluk Sultanları himayesinde Abbasi kökenli halifeler görevde bulundular. 1517’de Yavuz Sultan Selim hilafeti Osmanlı Devleti bünyesinde temsil edilmek üzere hilafet merkezini İstanbul’a getirdi.

Hilafet 1924 yılında Türkiye’de ilga edilişine kadar 400 yıl da Osmanlı hanedanı padişahlarınca temsil edildi.

1292 yıllık tarihinin 666 yılı Türklerde, 626 yılı ise Araplarda kalan hilafet makamı şimdi mahlûldür. 

Hilafetin sultanlarca ve krallarca sırada şehzade ve veliaht olarak kim varsa yürütülmesinde liyakat ve yeterlilik bakımından sıkıntılar daima olmuştur.

Her şeye rağmen hanedan da olsa, sıradaki şehzade de olsa halifelerin büyük çoğunluğu İslami bir bilince sahip kişilerdi.

1292 Yıllık Hilafet Dağılımı:

Raşit Halifeler 4 / 632 - 661
Emevi Halifeleri 14 / 662 - 750
Abbasi Halifeleri 37 / 750 - 1258
Memluk Halifeleri 18 / 1259 - 1517
Osmanlı Halifeleri 28 / 1517 - 1922
Türkiye Cumhuriyeti Dönemi 1 / 1922 – 1924

Şimdi şu gerçeği bilmeyen var mıdır veya bu saklanacak bir hakikat midir?  

Başta Yezit mel’un olmak üzere sayıları onlarca olan sefahat, rezalet içinde yaşayan ve ahlaksız sözde halifeler gelmemiş midir? 

Bu rezaletin tek sebebi, sıradaki şehzadelerin liyakat, ehliyet ve kifayetine bakılmadan bu göreve otomatik olarak gelmelerinde değil midir?

O halde hilafeti en layık ve ehil kişinin deruhte etmesi için Raşit Halifelerde uygulanan tarz veya benzeri bir seçimle o makama gelmesi gerekir. 

Hilafeti Türkiye Cumhuriyeti kurucusu Atatürk resmen lağvederek asıl sahipleri olan müminlerin uhdesine havale etmiştir.

Atatürk’ün bu yaptığı bir takdir-i ilahidir. 

Artık şu anda Müslümanlar için, dört halife nasıl en ehil kişilerden delegeler tarafından seçildiyse şimdi de bütün dünya Müslümanları mükemmel şartlar altında, itiraza mahal vermeyen bir tarzda ehliyet ve liyakat sahibi bir halife seçmek zorundadırlar. 

Ümmet-i Muhammed (sav) aklını başına toplamalı ve adamakıllı, liyakat ve kifayeti yerinde bir halife seçmelidirler.

Aksi halde İslami bir mecburiyet olan hilafetsiz dönem uzadıkça vebali ağır olacaktır. 

2024 yılına girdiğimizde ki dört yıldan az kalmıştır, Müslümanların hilafetsiz dönemi yüz yılını doldurmuş olacaktır.

Umudumuz odur ki 60 İslam Devleti ve Müslüman Topluluklar, aklı başında siyaset ve din adamlarının delaletiyle en kısa zamanda evrensel bir seçim yoluyla halifelerini seçerler.

Aksi halde Amerika’nın ve Avrupa’nın elinde oyuncak olmaya devam ederiz. 

Bir İslam topluluğu veya devletinin tek başına hilafet ve halife ilan etmesi cinnetten başka bir şey olamaz. Zira hilafet bütün ümmetin seçimiyle elde edilmesi gereken bir makamdır.

Bu cinnete düşen el-Kaide, Daeş, eş-Şebab ve Boko – Haram gibi örgütler asla başaramadıkları gibi en büyük zararı da İslam’a ve Müslümanlara vermişlerdir. 

Bu hususta Cenab-ı Hakkın şu ayeti büyük bir tehdit içermektedir:

“Eğer inananlardan iki grup birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltin. Eğer biri ötekine karşı haddi aşarsa, Allah’ın buyruğuna dönünceye kadar haddi aşan tarafa karşı savaşın. Eğer (Allah’ın emrine) dönerse, artık aralarını adaletle düzeltin ve (onlara) adaletli davranın. Çünkü Allah, adaletli davrananları sever.” (Hucurat 9) 

Dünyada hiçbir Müslümanın itiraz etmeyip biat edebileceği bir “hilafet seçim sistemini” inşallah başka bir yazıma bırakıyorum.

Mükremin Kızılca

 

Okunma : 1831