Mühim, pek mühim - On beş; Bu sorunun cevabını sizden bekliyoruz | Karamandan.com - Karaman Haber

Mühim, pek mühim - On beş; Bu sorunun cevabını sizden bekliyoruz | Karamandan.com - Karaman Haber

20 Ocak 2021 Çarşamba
Mühim, pek mühim - On beş; Bu sorunun cevabını sizden bekliyoruz

Samet Zenginoğlu’nun “Mühim, pek mühim” adlı romanının bölümleridir. Önceki bölümleri için tıklayın…

“Azizim, bu sorunun cevabını sizden bekliyoruz.” Altısı birden dikkat kesilmiş bana bakıyorlar.

İçimden, “iyi ama bu soruyu neden bana soruyorsunuz?” diyorum.

“Çünkü çok yüksek ihtimalle, bu cevap, elinizdeki paketin içinde saklı” diyorlar.

En son bu diyalog geçtiğinde, her şeye rağmen, her şey normal görünüyordu. Ta ki ben henüz bir şey diyemeden, bu görüşmenin yapıldığı yerdeki altı kişi ile aynı nezarethanede kendimi bulana dek. Ne oldu, ne ara oldu, hadiseler nasıl gelişti? Bilmiyorum. Ama şu an buradayız.

Ancak iş çok ilginç bir hâl aldı. Şimdi, içimden ne kadar haykırsam da duymuyorlar. Bütün bağımız koptu buraya geldikten sonra. O esnada, İsviçre’deki meşhur ekonomi zirvesinde simultane çeviri gerçekleştiren bir yetkili, bir kelimeyi hatalı çevirip bahane arayan diplomatik krizi ateşlediği için ailesi ile birlikte bir ay sonra trafik kazasında öldürülüyor.

Duvarlar buz gibi. Rutubetin kokusu ise yakıcı. 

İlk iki gün, yemek, su ihtiyaçları haricinde bizimle iletişime geçilmiyor. Tuvalet ihtiyacı haricinde de biz onlarla iletişime geçmiyoruz. Hiçbir surette ben de diğer altı kişiyle bir bağ kurmuyorum. Onlar, ontolojik ve epistemolojik münakaşaların içerisinde kayboluyorlar.

Üçüncü günü sabahı, “toparlanın” emri geliyor.

Yetkili olduğu omzundan belli olan birisi, “bunlar kim?” diye soruyor.

Açıklıyorlar.

“Hala burada mı bunlar?”

“Ne yani, gözünüzün önündeki adamları unuttunuz mu?” diyemiyorum elbette.

“İkişer ikişer alın günbegün, ifadelerini imzaladıktan sonra postalayın.”

“Emredersiniz?”

Sona kalmamam mucize elbette! Ancak günler geçmek bilmiyor. Sevdiğime yazmış olduğum onlarca mektuba bir cevap bekler gibi bekliyorum. Aradan kaç gün geçti emin olamıyorum. Bir sabah, tam görevliden bir bardak su isteyecekken, “sen!” diyor bağırarak, bana bakıp.

“Çıkıyorsun, evet sen!”

Evet, beni gösteriyor –ki bu çok normal. Çünkü içeride bir tek ben kaldım.

Çıkıyorum. “Serbest miyim, artık. Tamam mı, gidebilir miyim?”

Sinirleniyor ve bunu da gayet net bir biçimde belli ediyor: “elbette hayır.”

“İkinci kata çıkıyoruz şimdi. Orada ifadeni vereceksin.”

“Sonra?”

“Sonra ne? Adalet nasıl tecelli edecekse, sonuç öyle şekillenir.”

“Peki ya diğerleri?” diye soruyorum, “onlara ne oldu?”

“Çok konuşma” diyor. “Onlar sadece şahitti.”

“Gerçeği bilen yalnızca sensin!”

Düzenleme : 14 Kasım 2020 08:57 Okunma : 2108