Karamandan.com

Karamandan.com

24 Eylül 2020 Perşembe
BEKİR SITKI ERDOĞAN ŞİİRLERİ
Son yüzyılın en büyük şairlerinden, aruzun son ustası Bekir Sıtkı Erdoğan'ı rahmetle anıyoruz.
Kategori : Şiir
26 Ağustos 2019 10:16
 
BEKİR SITKI ERDOĞAN ŞİİRLERİ
karaman

Son yüzyılın en büyük şairlerinden, aruzun son ustası Bekir Sıtkı Erdoğan'ı rahmetle anıyoruz. 

Şiirleri en çok bestelenen şairlerimizden olan Karamanlı Bekir Sıtkı Erdoğan, Kuleli Askeri Lisesi'nden sonra 1948’de Kara Harp Okulunu bitirdi. Kıta subaylığı yaptı. Bu arada Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nden de mezun oldu. Heybeliada Deniz Lisesi, Özel Alman Lisesi ve Marmara Koleji'nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 

Karamanlı şair 24 Ağustos 2014 yılında İstanbul'da vefat etti. Erdoğan Karaman şehir mezarlığında medfundur. Allah rahmet eylesin.

BEKİR SITKI ERDOĞAN'IN DAHA EVVEL HİÇ BİR YERDE YAYINLANMAMIŞ BAHAR ESİNTİLERİ ADLI GAZELİNİ KENDİ EL YAZISI İLE SİZLERE SUNUYORUZ.

HANCI

Gurbetten gelmişim, yorgunum hancı 
Şuraya bir yatak ser yavaş yavaş 
Aman karanlığı görmesin gözüm 
Beyaz perdeleri, ger yavaş yavaş

Sıla burcu burcu... İlle ocağım 
Çoluk çocuk hasretinde kucağım 
Sana her şeyimi anlatacağım, 
Otur baş ucuma, sor yavaş yavaş

Güç bela bir bilet aldım gişeden 
Yolculuk başladı Haydarpaşa'dan 
Hancı n'olur, elindeki şişeden 
Birkaç yudum daha ver yavaş yavaş

Ben o gece, hem ağladım, hem içtim 
İki gün, diyardan diyara uçtum 
Kayseri yolundan, Niğde'yi geçtim 
Uzaktan göründü, Bor yavaş yavaş

Garibim, her taraf bana yabancı, 
Dertliyim; çekinme, doldur be hancı 
İlk önce kımıldar hafif bir sancı 
Ayrılık sonradan kor yavaş yavaş

Bende bir resmi var, yarısı yırtık 
On yıldır evimin kapısı örtük 
Garip bir de sarhoş oldu mu artık 
Bütün sırlarını der yavaş yavaş

İşte hancı ben, her zaman böyleyim 
Öteyi ne sen sor, ne ben söyleyim 
Kaldır artık, boş kadehi neyleyim 
Şu bizim hesabı, gör yavaş yavaş

Bekir Sıtkı Erdoğan
Kayıt Tarihi : 8.2.2002 21:33:00


MARYA
Sustu another life gazinosu
Sustu şarkılar
Paletimde renk sustu fırçamda şekil
Ve bu gece ilk defa

şimal körfezinde
Sustu paramos'un mazgallarından
Şehre pancur pancur dökülen arya,
Artık ne tayfalar mevcut,

ne komondoslar,
No o kor tenli,

kızıl saçlı kanarya.
Bu medar ikliminin tenha gecesinde
Sardı bambu kamışlarını pişman bir sukut
Sardı bu sızı
Hani birdenbire bazen etrafımızı
Sapsarı bir şüphe sarar ya
İşte öylesine

berbat bir hal var
Hiçbir şey düşünmek istemiyorum,

hiçbir şey
Ama dördüncü tarassut kulesinde
Bir şüpheli sinyal var
Hayır, hayır yalan bütün bunlar
Artık ne kadere inanıyorum ne fala
Yalan söylüyor o falcı kadın
O hintli parya
Ben yalnız sana inanıyorum
Yalnız sana marya
Beni kahrediyor böyle geçen her gece
Bu hoyrat yıldızlar,

bu su,

bu okyanus, bu yer
Ve gökyüzünde emanet duran
Şu asma fener
İnan ki sevgili marya
Ne varsa hepsi yalan

hepsi keder
Ve hepsi omuzumuzun üstünde

çaresiz bir yük
Ve hepsi angarya
Biliyorum bu sabah güneşle beraber

biliyorum
Bir vapur demirleyecek

bu nankör limanda
Pol'ün ebedi matemine rağmen
Virjini olabilirdi bu vapurda
Ama sen yoksun biliyorum

sen yoksun
Baharda geleceğim diyordun hani
İşte mevsim bahar ya
Fırçam neden böyle titrer bilir misin
Ve neden resimlerde fon sapsarı
Anlıyorsun değil mi yavrum
Bütün kağıtlara sinmiş anlıyorsun
Bu tropikal zehir
Bu müzmin malarya,
Sensiz nasıl da boş iskele
Sensiz nasıl da tenha şehir
Müfreze nöbetçilerinin gözü önünde
Koydan yıldızları çalmışlar

bir bir,
Yine birkaç çımacı,

birkaç palikarya
Ama kim düşünür yıldızları
Yüzbaşı Arnold'u vurmuş yerliler
Matemler içinde

tekmil batarya.
Bu insanlar,

bu gök bu deniz, bu yer
Birer birer kaybolmaya mahküm,

birer birer
Biz ki çoktan bu sapsarı hasret içinde

susuz
Biz ki çoktan beri kaybolmuşuz
Nasıl, ağlıyor musun marya
Sil gözlerini

sil yavrum
Bizim yokluğumuzdan ne çıkar
Aşkımız var ya...

Bekir Sıtkı Erdoğan

 

KIŞLADA BAHAR

Kara gözlüm, efkarlanma gül gayrı! 
İbibikler, öter ötmez ordayım.
Mektubunda diyorsun ki: 'Gel Gayrı! '
Sütler kaymak tutar tutmaz ordayım.

Ah çekerim resmine her bakışta! 
Bir mahzunluk var o boyun büküşte.
Emin ol ki, her sigara yakışta,
Sanki, duman tüter tütmez ordayım...

Mor dağlara, karargahlar kurulur; 
Eteğinde bölük bölük durulur...
On dakika istirahat verilir; 
Tüfekleri çatar çatmaz ordayım! ..

Dağlar taşlar bu hasretlik derdinde; 
Sabır, sebat etmez gönül yurdunda! 
Akşam olur, tepelerin ardında,
Daha güneş batar batmaz ordayım...

Aramıza dağlar girmiş koskoca! 
Meraklanma, gönlüm dağlardan yüce...
Bir gün değil, beş gün değil, her gece,
Yatağıma yatar yatmaz ordayım...

Bahar geldi; koyun, kuzu koklaştı,
İki aşık, senelerdir bekleşti...
Kara gözlüm, düğün dernek yaklaştı; 
Vatan borcu biter bitmez ordayım! ..

Bekir Sıtkı Erdoğan

 

Dağ Başını Duman Almış

"Dağ başını duman almış
Gümüş dere durmaz akar..."
Türkeli'ne kâfir dolmuş 
Dadaş ağlar, uşak ağlar, er ağlar! 
Efkâr efkâr üstüne basmış da Mustafa'yı, 
Küsüvermiş ne varsa düşmanına, dostuna
Sürüvermiş takayı bir kâbus diyarından... 
Ayrılık bir şey değil çekilir dostum, amma 
Vatan mahzun bir yandan...
Samsun'un kıyıları dalgalarla hareli,
Çayır, çimen başağı, yeşilinden yaralı
Düşmanın allar giyer, Anadolu'm karalı! 
Gel gidelim Mustafa'm Erzurum illerine; 
Toz olalım Mustafa'm bu vatan yollarına! 
"Güneş ufukta şimdi doğar,
Yürüyelim arkadaşlar..."
Yürüyelim uşaklar, yürüyelim dadaşlar; 
Bugün 19 Mayıs 
Bir tarih burada biter, bir tarih burda başlar! 
Niye deniz dalgalı? 
Niye dağlar gölgeli? 
Niçin öksüz çiçekler? 
Deniz mahzun, dağlar mahzun, gök mahzun; 
Düşman gelmiş, vaktimiz yok, yol uzun...
Gel koşalım Mustafa'm Sivas sokaklarına; 
Karışalım Mustafa'm vatan topraklarına! ...
"Ankara, Ankara! Güzel Ankara! 
Seni görmek ister her bahtı kara! "
Fakat öyle müthiş ki içimizdeki yara; 
Sarmadıkça yurdumu al renkli bayraklara 
Yatmam bu topraklara, yatmam bu topraklara...
Telefon direkleri
Hayırlı haber taşır; 
Aydın'daki efeler
Silâhlarla oynaşır...
Ve İstanbul gökleri 
Gözü nemli dolaşır...
Dur bakalım Mustafa'm şu dünyanın haline
Düşmeyelim Mustafa'm cümle âlem diline...
"Şu İzmir'den aman efem, ayva gelir, nar gelir..." 
Dökmezsen iki günde şu Yunanı denize, 
Ar gelir be Mustafa'm, ölüm sana ar gelir...
Bizim gibi göklerde ay-yıldız indirene, 
Ellerin emelini bir anda söndürene 
Kılıcın kabzasında hıncını dindirene, 
Zor gelir be Mustafa'm, esaret çok zor gelir...
Bu dipçik, bu da namlu; 
Bu Sakarya, bu Dumlu...
Gel uçalım Mustafa'm hedefimiz Akdeniz; 
Asil doğduk Mustafa'm biz hürriyet isteriz! ..
"İzmir'in dağlarından çiçekler açar..."
Bugün 19 Mayıs:
Bir tarih burda biter, bir tarih burda başlar! 
Bahar sabahında biz:
Dağlardaki çiçekler,
Uçuşan kelebekler; 
İhtiyarlar ve dinçler, 
Bel bağladığın gençler
Yoluna andiçeriz! 
"Sesimizi yer, gök, su dinlesin, 
İnlesin be Mustafa'm arş-ı âlâ inlesin! ..."

Bekir Sıtkı Erdoğan


AYAKL SESLERİ

Her akşam işte böyle gam gelir bana,
Benden kederli bir adam gelir bana!

Dostum değil gelen, benim garipliğim,
Dostum mu var ki bir selam gelir bana?

Zehr oldu yar elinden içtiğim kadeh
Zemzem de sunsalar, haram gelir bana!

Ağlar gönül o yemyeşil baharlara,
Meltemlerin hayali sam gelir bana!

Hüzzam olup giden o gizli yankılar,
Hala döner, makam makam gelir bana...

Toprak bu ızdırabı örtmez yarın,
Taş yağsa kubbe kubbe tam gelir bana!..

Dinler elif adım adım bu sesleri,
Her akşam işte böyle gam gelir bana...

Bekir Sıtkı Erdoğan

 

SESSİZ SENFONİ

Ellerin vardı, sıcak ve masum.
Ellerin, hayal gibi, düş gibi...
O zaman talihime yardı ellerin.
Beyaz bir gecede, iki kuş gibi,
Omzuma nasıl da konardı ellerin? ..
Hangi rüzgarlarda şimdi kimbilir? 
O değirmen altı, o zümrüt koru,
İlk dörtlü yoncayı bulduğumuz yer,
Ya o çapkın çapkın kestanecikler! ...
Hani bir yerleri çimdiklenir hafifçe,
Kanardı ellerin! 
Mendilimi sarardım üstüne,
Avcumda sahici bir hasta gibi
İncecik incecik yanardı ellerin! 
Bazan kızar hırçınlaşırdı birden; 
Ruhumu kaldırır, kaldırır boşlukta,
Oysa bilmez miyim atamazdı! 
Geceler sonsuzdu, geceler derin; 
Bir şeyler düşünür anlatamazdı
Kahrından kaskatı donardı ellerin! 
İnsan, soyununca hissediyor,
Gittikçe katılaştığını yerin! ..
Tanıdık bir film geçiyordu gözlerimden,
Gel gör ki, en güzel yerinde,
Ansızın kopardı ellerin! 
Sonra, dört yabancı el,
Dört yorgun omuz,
Mezat kapısında bir kuşluk vakti,
Çekince ipini mesafelerin; 
Ayak uçlarıma yığıldı sonsuz! .. 
Bir tünel gerindi sefil, kapkara! 
Bir yokluk hıçkıra hıçkıra güldü! 
Büyüdü göz çukurları kırık heykellerin! 
Böyle bilmediğim uzak yollara,
Beni bırakmasa ne vardı ellerin! 
Romanımız, ne kadar güzel başlamıştı,
Ve işte böyle sonu! ..
Şimdi, ışıklar sığ,
Gölgeler derin...
Mor sarmaşıklarla örtük balkonu,
Kafur kokusundan, od ağacından,
Dört arşın geceye sardı ellerin?

Bekir Sıtkı Erdoğan


Bin İkinci Gece

Ben sarhoş değilim, yol sokak sarhoş
Hancıyı kaybettim, hanı kaybettim
Hayatı sayfa sayfa okuduğum boş
Sonundaki, imtihanı kaybettim

Anladım, her gerçek, bir yalan gizler
Beni aldatıyor dağlar, denizler
Meçhul bir zamana karıştı izler
Saati, dakikayı, anı kaybettim

Beni benden, kendi benliğim çaldı
Gölgem uzadıkça, boyum kısaldı
Ellerim bomboş bir roman kaldı
İçimdeki kahramanı kaybettim

Bu başımda esen, bir kavak yeli
Ben ondan deliyim, o benden deli
Onu aynalarda gördüm göreli
Bekir Sıtkı Erdoğan'ı kaybettim

Bekir Sıtkı Erdoğan


Öldürür, Sallanı Sallanı Kafir (Yosma)

Bir yar sevdim, etekleri yeldirme, 
Yeldirir sallanı sallanı kafir... 
Sakın dedim, kimselere bildirme! 
Bildirir sallanı sallanı kafir...

Ağına düşmüşüm artık çarnaçar, 
Ben ondan kaçamam, o benden kaçar. 
Ağlasam, çapkınca karşıma geçer, 
Güldürür, sallanı sallanı kafir...

Hesabı, kitabı şaşırdım çoktan... 
Bu bir işve değil, beladır haktan! 
Aklıma düştü mü gece yataktan 
Kaldırır, sallanı sallanı kafir...

O çeşmeye gelir, sabrım son hadde. 
Cilve kitabına girmez bu madde! 
Bir küçük testiyi yarım saatte 
Doldurur, sallanı sallanı kafir...

Sıtkı'm olan olmuş bize alemde, 
Aşığa kurtuluş yoktur bu demde. 
Görmesem ölürüm, fakat görsem de, 
Öldürür, sallanı sallanı kafir! ..

Bekir Sıtkı Erdoğan


Adak

Ve yıllardan sonra sevgili Marya
Gökyüzü simsiyah
Yeryüzü ak pak
Bir yolun düşerse Enadırlayf'a
Zaman gözlerimden çoktan çözülmüş 
Mesafe avcumdan kaymış olacak

Ve bu şiirler böyle perişan
Böyle darmadağın bir mezat vakti
Sakın ortalarda kalmasın bu hak
Bu öksüz kurbanlar sevgili yavrum 
Hep sana armağan
Hep sana adak

Bekir Sıtkı Erdoğan


Bizim Türkümüz
 
Atlarımız aldan, kırdan, yağızdan, 
Akıncılar kopmuş gelmiş Oğuzdan, 
Küçüklü, büyüklü hep bir ağızdan, 
Dünyaca söylenir türkümüz bizim

Kanundur, değişmez dünyanın seyri, 
Kimsenin kimseye dokunmaz hayrı, 
Savaştan yılmayız, Allah’tan gayrı
Hiç kimseden yoktur korkumuz bizim.

Üç laf etsem Türküm derim, üçünde, 
Sana cevabım var bana niçin de, 
Yetmiş iki buçuk millet içinde, 
İşte budur gerçek farkımız bizim.

Bekir Sıtkı Erdoğan


Acı Salkım
 
Vakit yaklaşıyor toparlan ahbap
Yarın bir gün bu meydanda talan var
Nasıl olsa görülecek şu hesap,
Sanma bu dünyada baki kalan var!

Nic'oldu ticaret,hani karımız?
Yağmaya gidiyor bütün varımız
Görmesek,şahittir kulaklarımız
Duymasak da kapımızı çalan var

Haramdan bir eksik tartıp helalı
Dengeye getirdik zehirle balı
Has diye yutturduk en sahte malı
Sanki kendimizden başka alan var.

Ne haklı iş tuttuk ne doğru sanat
Ayağa baş dedik,kuyruğa kanat
Komaz yakamızı şol meşhur inat
Ağızda gem,arkamızda palan var.

Bir kuru mantıkla kalmışız yayan
Menzile varır mı yerinde sayan
Bu dünyada ab-ı hayat tatmayan
Beklesin,ahrette kevser falan var.

Bekir Sıtkı'm kalem banıp özüne
Uykuları haram ettin gözüne...
Oysa kim aldanır şair sözüne
Sende dokuz köyden dönmüş yalan var!...

Bekir Sıtkı Erdoğan


Yağmurda Unutulan Şarkı

Önce bir yağmur bir yağmur iki gözüm 
Önce ıpıslak iki kuş 
Sonra yıkılmış evrenler geçti vitrinlerden 
Sonra insanlar iki gözüm 
İnsanlar 
Kahrolmuş

Islak senaryolar üstüne ta iç boşluktan 
Boyut boyut yalnızlıklar ağıyordu 
Öksüz anılar üstüne iki gözüm 
Kırık ikindiler üstüne 
Kuşkulu bir yağmur yağıyordu

İkişer üçer yitiriyordum seni kavşaklarda 
Yollar ayak bileklerime dolanıyordu hep 
Taş taş çöküyordu en kutsal yapılar 
Yüzler karanlıktı iki gözüm 
Düşünceler dar 
Bir geçit bulamıyordum sana 
Ellerim yordamlarını yitirmişti üstelik 
Hep yabancıydı çaldığım kapılar

Oysaki, son çağrımdı bu ta can köşemden 
Oysa yürek yürek son yeşermemdi 
Çağ çağ, kanat kanat, sevgi, ışık, nur 
Ah sonra o yağmur iki gözüm 
Ah sonra o 
Yağmur

Şimdi, 
En kırık vaktidir uzak imbatların 
Öykümüzün en yaralı yerinden 
Damlar yüreğime ılık bir sızı 
Sonra birden duyar gibi olurum 
Hoyrat yağmurlar altında 
Martı çığlıklarına karışıp giden 
Çocuksu şarkımızı...

Bekir Sıtkı Erdoğan

 

Suda Ayak İzleri
 
Önce bir deniz düşer aklıma; 
Masmavi bir şarkı başlar derinden...
Sonra yosun kokan ıslak bir rüzgâr, 
Saf saf, serin serin gelir...
Rüzgârda lirik fısıltılar, 
Rüzgârda ilkbahar sahillerinden, 
Müjdeler taşıyan sözlerin gelir.

Açılır hayâle kıvrak bir yelken; 
Çözülür dolaşık mısralar bir bir...
Ve sen gelirsin uzaklardan, sen, 
O hani en yitik efsanelerden, 
Ta... ruhuma gülen gözlerin gelir...

Çocuksu bir umut karışır tuza; 
Tüm katı gerçekler çözülür, erir, 
Kıyıdan bir gölge uzar sonsuza; 
Yasaklar incecik bir geçit verir; 
Üzerinden ürkek, belli belirsiz, 
Üzerinden kaçak yakamozlarla, 
Bana doğru ayak izlerin gelir...'

Bekir Sıtkı Erdoğan

 

Rubai

Tanrım; acaba sahte mi gözlerdeki nur?
Aldanmadayım her şeye mahmûr mahmûr...
Madem ki ne var, ne yok dünyada, yalan;
Öyleyse neden hesabı ciddi sorulur?

Bekir Sıtkı Erdoğan

 

Fal

Sen karşıma, her özlediğim anda çıkarsın! 
İzmir'de çıkar; Kars'da çıkar, Van'da çıkarsın...
Hiç böyle vefa görmedi alemde hakikat; 
Yollar kapanır, sen yine fincanda çıkarsın!

Bekir Sıtkı Erdoğan


Uzaktan Uzağa

Gel deniz bakışlım, sel gibi coş gel,
Bana doğru köpür, bana doğru ak...
Ne haberin gelir, ne mektup, ne tel;
Sen benden uzakta, ben senden uzak...

Her sesi bir âh olur sînemi deler!
Hasretinle neler çekmedim, neler...
Aldı bizi bizden bu mesafeler
Sen benden uzakta, ben senden uzak...

Ben ayna misâli, sen içimde sır;
Ruhum varlığını, seninle tanır.
Ah nasıl yaşanır, nasıl yaşanır?
Sen benden uzakta, ben senden uzak...

Bahtım taştan katı, topraktan yalnız!
Gel ey sarışınlık, gel ruhuma sız...
İkiye bölünmüş sıcaklığımız;
Sen benden uzakta, ben senden uzak...

Ah o şuh sarhoşluk, ah o tatlı dem!
O baygın hararet, o nefes, o nem...
Bu ayrılık pek çok sürer mi bilmem,
Sen benden uzakta, ben senden uzak...

Ey sabah! Ey bakir aydınlık! Sükûn!
Yaklaştır yüzünü, yüzüme dokun!
Gökler yere değmiş, dağ dağa yakın;
Sen benden uzakta ben senden uzak...

Gönül Mecnûn olmuş, kaderim Leylâ!
Ne çöl var ortada, ne dağ, ne yayla...
Gün güne, yıl yıla kavuştu, hâlâ
Sen benden uzakta, ben senden uzak...

Bekir Sıtkı Erdoğan

 

Anılar Diyarı

Bu şehirdi, benim ilk hasretim bu şehirdi,
Sırdır anılarında hala sır çocukluğum!
Sanki başka bir izden başka bir semte girdi,
Hep böyle şaşkın şaşkın bakınır çocukluğum...

Ne kaybettiyse hep böyle kaybetti bu sersem.
Sırra ihanet olur bundan bir fazla dersem!
Hangi köşe başından önüne çıkıversem
Ağlamaklı bir tavır takınır çocukluğum...

Zor bu düşten kurtuluş,pek dalmasam derine
Ama teğet geçilmez ki eski bayram yerine
Doymaz parmak uçlarım hasret buselerine;
Her şeye tekrar tekrar dokunur çocukluğum...

Ey yakın insanları bu ıraksı diyarın
Beni bileceksiniz sarın çeverim,sarın.
Gözlerini bu şehre açmış tüm yavruların
O saf bakışlarından okunur çocukluğum.

Yüzüm gülümsüyor ya,yeter mutluyum,şenim,
Bırak dere taşmışken ıslansın paçam,yenim.
Şu anda ne geçmişten şikayetim var benim
Ne de geleceklerden yakınır çocukluğum.

Varsın üstüme tek tek kapansın dış kapılar
Kale mahkumu gibi sarsın beni dört duvar
İçimde her anıya açık birer kanat var
Hep o pencerelerden sarkınır çocukluğum...

Bekir Sıtkı Erdoğan


Güz Düşünceleri

Bu sabah gökyüzü daha bir yorgun, 
Daha bir dumanlı, 
Daha bir derin! 
Şu anda, omzumdan tanıdık bir el, 
Tutup silkelese şöyle bir güzel, 
Kurtulsam yükünden düşüncelerin! ..

Bekir Sıtkı Erdoğan


Ska-lar-ya (Aruz)

Ta dipte yarım gökyüzü, üç bin kapı çığlık! 
Ta dipte bütün bir gece siz varsınız artık... 
Onlar, buna bir kuşkulu sinyal diyecekler, 
Ya da bir şifreli arya! 
Sen yağmana bak sevgili dost, yağmana bak sen, 
Sen yağmadığın anda yalandır ska-lar-ya!

Mevsim deseler, mavide mevsim süresiz yaz... 
Bir yaprağı anlatmağa binlerce şiir az. 
Söz var ki, basit dillere sözlüklere sığmaz! 
Manaya şekil, maddeye candır ska-lar-ya!

Bir damla güneş, mahşere döndürdü bilinci; 
Sıyrıldı sedef giysilerinden iki inci. 
Tanrım, yediden yetmişe vermiş bu sevinci, 
Bir mutlu heves, bir heyecandır ska-lar-ya!

Her gün biri başlar, birinin devri dolunca... 
Hiç başka duyan var mı acep gurbeti bunca? 
Her yol bu duraktan geçer akşamlar olunca; 
Her bağrı yanık yolcuya handır ska-lar-ya!

Bir sırca saray, toprağı hakkın tapusundan. 
Besbelli ki bir dost eli geçmiş yapısından! 
Boş dönmiyecek kimse bu hacet kapısından, 
Her dosta barış, düşmana kandır ska-lar-ya!

Bir sevgi yeter gönlüme, bir parça güler yüz. 
Yıllarca yarım kaldı kitap, inmedi son cüz! 
Hep böyle tüter ta can evimden gece gündüz; 
Eşyayı saran mavi dumandır ska-lar-ya...

Dıştan, bu ömür bahcesi bir kupkuru arsa, 
Her yaprağı bir cennet olur ehli açarsa. 
Gel sevgili dost, topla senin burda nen varsa! 
Tam meyvelerin olduğu andır ska-lar-ya.

Bekir Sıtkı Erdoğan

Okunma : 1655
Foto galeri
karaman


EKSPERTİZ
guney sigorta
Gündem haberleri
Başkan Bayram: Üreticilerimiz hibelerden yararlansın
23 Eylül 2020 Okunma: 21987 Tarım
Başkan Bayram: Üreticilerimizin hakkı için Rekabet Kurumu’na başvurduk
22 Eylül 2020 Okunma: 15000 Tarım
Karaman'ın 1 yıllık şirket ve işletme bilançosu
22 Eylül 2020 Okunma: 14836 Ekonomi
Son dört günün en çok okunan haberlerini gösterir
Ayın en çok okunan haberleri için tıklayın