Karamandan.com

Karamandan.com

18 Ocak 2021 Pazartesi
Türkler Anadolu'ya ilk ne zaman geldi?
Türklerin Batı Asya’ya girişi, dünya tarihinde, M üslüm anlar için olduğu kadar Hıristiyanlar için de çok önemli bir yer tutar.
Kategori : Tarih
23 Kasım 2020 14:40
 

Türklerin Batı Asya’ya girişi, dünya tarihinde, M üslüm anlar için olduğu kadar Hıristiyanlar için de çok önemli bir yer tutar. Ancak, derinliğine bir inceleme yapılmamış olan bu konu üzerinde çalışm alara yeni yeni başlanm aktadır. Çok uzun süre T ü rk tarihi, kam uoyunu ve hatta bilim adam larını ancak A vrupa tarihiyle münasebetieri ölçüsünde ilgilendirmiştir.

N etice itibariyle, batıh kaynaklardan istifade edildiğinden bu konuda AvrupalIların bakış açılarına bağlı kalınmıştır. Şüphesiz, İslam araştırıcıları, Türklere yolları üzerinde rastladılar, fakat bir taraftan A rapça ve Farsça kaynaklarının Hıristiyan kaynaklarına nazaran daha az araştırılmış olması, diğer taraftan İslam tarihçilerinin .

T ürk tarihini kendi bütünlüğü içinde ayrı tutm aya pek titizlik göstermemeleri ve yeniçağ O sm anlı İm paratorluğu üzerinde çalışan bazı tarihçilerin, ortaçağ Türklerinin menşelerine inmek için büyük bir meraka sahip olmamaları gibi sebepler y ü ­ zünden bugün hâlâ gerçeklere uygun,mükemmel bir T ü rk tarihi m evcut
değildir.


O sm anlılann menşeleri tarihinde, M oğol sonrası dönem kesin bir devreyi teşkil ederse de, şurası da bir gerçektir ki, T ürk iskânının, toplum unun ve müesseselerinin ilk tecrübesi, X I. yüzyılın ikinci yansından X I I I . yü z­ * Bu makalenin aslı, “ La premiere penetration turque en Asie-Mineure (Seconde moitie du X I ' s.)” adıyla Byzantion (i948)’de neşredilmiştir. Cl. Cahen’in bu makalesi, Türklerin Anadolu’ya girişi hakkında,yapılmış en önemli araştırmalardan birisidir. Gerçi, bizzat Cl. Cahen’in daha sonraki araştırmaları veya diğer yabancı ve Türk ilim adamlarının çalışmaları, söz konusu makalenin bazı eksikliklerini tamamlamakta veya buradaki bir takım görüş ve
hükümleri düzeltmektedir. Böyle olmasına rağmen, büyük ölçüde değerini hâlâ koruması, ayrıca Anadolu’nun Türkler tarafından fethi konusunda yapılan araştırmalar tarihinde önemli


bir yer tutması bakımından, bu makalenin olduğu gibi Türkçeye tercüme edilmesinin yararlı
olacağı düşünülmüştür. Konuyla ilgili diğer makaleler de Türkçeye çevrilecektir. Bunlar da
yayınlandığı zaman, konu hakkındaki araştırmaların tarihî seyri ve meselenin aslı daha iyi
anlaşılacaktır (V.Y. — B.Y.).


yılın ortalarına kadar süren Selçuklular dönem inde vuku bulmuştur. İşte,
bu deneme, söz konusu dönemin başlangıcını incelemeye hasredilmiştir.
Bu çalışma, bilhassa siyasî-askerî olgulann açıklanm asından ibarettir.
Yoksa, yazar, bizzat bu olguların ifade ettiği alaka üzerinde kendi kendini
aldatm a niyetinde değildir ve asıl açıklanması gereken hususun, Türklerin
Batı A sya’ya yerleşmelerinin sosyal yönü olduğunu da çok iyi bilmektedir.
Fakat, vesikalar bu açıdan son derece kısırdır, herhalükârda siyasî-askerî
hikâyelerden ibaret kalm aktadır. Eğer sosyal konularda yeteri ölçüde desteklenmemiş genel bilgilerle sınırlı kalınmak istenmezse, bu olguların ciddi
bir tetkikinden hareket etmek son derece güçtür. Esas olan, bu siyasî-askerî
olgular çerçevesinde, onların ortaya çıkardıklan temel sosyal belirleyicileri
araştırma arzusuna sahip olmaktır. O halde, araştırm a metodu, bir nizamı
yeniden kurm ak için açıklamanın yerine geçmektedir.
Diğer taraftan, bu makale, kabaca, Suriye ve K ü çü k A sya’ya ait olaylarla sınırlıdır. X I. yüzyılda birbirinden a yn düşünülmesi mümkün
olm ayan bu iki ülke, X II. yüzyıldan itibaren, çok farklı bir biçim de gelişme
göstereceklerdir. Y a za r, askerî yayılm alar açısından olduğu kadar müesseselerin yayılm ası açısından da, İran Selçuklularının ilk dönemleri hakkındaki
doğru bir bilgi birikiminden hareket edilmesi gerektiğinin şuuru içindedir.
Bu konuda yoğunlaştırdığı araştırmalarını pek yakında yayım lam ayı ümit
etmektedir. A y n bir araştırmaya değer olmak bakımından, Türklerin A k ­
deniz’e doğru yayılmasındaki şartiar, Bağdat ve İran’ın fethedilmesindeki
şartlardan pek farklı değildir^.
‘ Her yerde sık sık tekrarlanması gerektiği için, makalemizin dipnotlannda
zikredilmeyecek olan aşağıdaki eserlere kaı^ı duyduğum şükran hislerimi burada dile getirmek
istiyorum:
Joseph LA U R EN T, Byzance et Us Turcs seldjoucides des origines â loS ı, Paris-Nancy, 1914.
Mükrimin H A LİL (YİNANÇ), Türkiye Tarihi: Selçuklu Devri, I, Anadolu’ nun Fethi,
İstanbul, 1934.
Genellikle Paul VVITTEK’in bütün eserleri. Onun, daha önceki incelemelerine atıf yapan
The rise o f the Ottoman Empire (Londra 1938) adh küçük kitabıyla en iyi bir umumi görüş
kazanılacaktır.
L’Etuyclopidie de L ’ Islam. Türk Tarihi için, gözden geçirilmiş ve genişletilmiş Türkçe
baskısına başvurulması gerekir.
Tarihi topografya yönünden, Ernst H ON IGM AN N’ın Die Osigrenze des byiantimschen
Reiches (A. Vasiliev, Bycıuue et les Arabes, H. Gregoire, M. Canard, v.s. nin yönetimi altında
neşredilmiş olan Corpus Brusellense historiae byzantinae, C. IIL Bruxelles, 1935) adlı eserini
ilave edelim.
G O R D LE V SK Y ’nin X IIL yüzyılda Anadolu Selçuklularına ait müesseseleri teferruatlı
bir şekilde inceleyen ve bu bölümden sonra ele alınan olayları hızlı bir şekilde geçen Gosudartsvo
Seldjukidov Maloi Asü (Moskova, 1941) adlı eseri.
4 Cl. CAHEN - Y. YÜCEL - B. Y E D ÎY ILD IZ
Bununla birlikte, burada ele alınan tarihi, belli bir zemine oturtm ak
için birkaç sayfalık giriş kaçınılm az görülmüştür. Bu sayfalar, çok genel
olduğu için kesin atıflar ihtiva etmemektedirler. Çok tabii olarak da, hiçbir
surette ne îra n Selçuklu tarihini ne de özellikle Selçukluların T ü rk ve îran lı
cetlerinin mükemmel bir tetkikinin yapıldığını ve hatta ne de problemlerin
kâfi derecede vaz’edildiğini iddia etmektedirler.
Batı A sya ’ya X I. yüzyıldaki T ü rk nüfuzu H azar D enizi’nin güney ve
kuzeyinden henüz çok az iskân edilmiş, bozkırlara yönelik geniş bir göç
hareketinin sonuçlarından biridir. Bizzat bu hareket, daha öncekilerde
olduğu gibi, O rta A sya’daki diğer nüfus hareketleriyle alakalıdır. Zaten
Türklerin, Batı A sya’ya göçetme hareketi, daha önceki diğer iki nüfuz
biçimiyle birleşir: Bunlardan birisi, hüküm darların muhafız birlikleri için,
fert fert elde edilmiş ve aşağı yukan “ özümlenmiş” , neticede birçok M üslüman beyliğin askerî kadrolarının temelini teşkil eder hale gelmiş kölelerin
nüfuzu; diğeri ise, İslam ülkelerinin diğer sm ırlannda ve eskiden R om a
îm paratorluğu’nda olduğu gibi komşu “ barbar” halk gruplannın yerleştirilmiş olduğu, Türkistan’ın askerî sınır kolonilerinin nüfuzu idi Bu hudut
boyları, diğer taraftan bütün İslam ülkelerinden gelm iş,,gönüllü iman
mücahitleri, “ gazi” teşkilatlarının seçim bölgeleri idi. T abiatıyla, sınır boylan na yerleşmiş T ü rk çiftçileri, bu teşkiladarla sıkı m ünasebeder kurm uşlardı. A yn ı zam anda, ferdî ve dağıtılmış kölelerin aksine, buralara gruplar
halinde yerleştikleri için, kendi ö rf ve âdederini koruyorlardı. X . yüzyılda
T Ü R K LER İN ANADOLU’YA İL K G İR İŞ İ 5
Tabiatıyla, genel olarak hususî bir çalışmasına aüf yapmadan edemediğim Fuad
Köpriilü’nün eserlerini ve Barthold’un çalışmalarını, özellikle onun, buradaki konumuzun
dışında, fakat genel manada ilham kaynağı olma açısından son derece zengin, Turkestan douın to
the Mongol insaşion (İngilizce bsk. 1928) adlı eserini unutmaktan kaçınacağım.
Nihayet, bu makalenin hazırlanışında sayısız uyarı ve düzeltmeleri ile bana yardımcı
olmak zahmetinde bulunan M.P. VVITTEK’e şükranlarımı ifade etmek isterim. Hatalarımın
bulunduğunu gizleyemem. Ancak, onun sayesinde bu hatalar, oldukça azalmıştır. îlerki
sayfalarda, SIBT İBN A L-C EV Zİ’nin Bibi. Nat.’deki 1506 nolu Arapça yazması; K E M Â L
AD-DÎN’in aynı yerdeki 1666 nolu yazması; İBN ŞADDÂD’m Brit. Mus. Add. 23334’teki
yazması; İBN AL-ESÎR (kısaltılmışı, l.A .)’in Tornberg baskısı (aynca bir hatırlatma yok
C.X); ABU’L-FARAC BAR-HEBRAEUS (kısaltılmışı, B.H.) Budge tercümesi kullanılmıştır.
ANNE COM NENE dahil Bizatıslı yazarlar ise Bonn’da yapılan sayfa numaralanışına göre
zikredilmiştir.
^ Bu meselenin bazı cephelerini aydınlatan en yeni katkı R. Frye ve Aydın Sayılı’nmdır:
“ Selçuklulardan önce Orta Şark’da Türkler” , Belleten, V II, 1946. Bu mesele aynı yazarların bir
çalışmasında yeniden ele alınmıştır (J. Am. Or. Soc. L X III, 1943)
’ Daha çok “ Uc” (asıl manası, sınır) diye anılırlar. Mesela, K E M Â L, 82 v ° ’da, Ibn
Han’ın ordusunu Türk, Uc, v.s. den müteşekkil olarak tasvir etmektedir.
merkezî Türkistan Türklerinin M üslüm anlığı kabul etmeleri, bir taraftan
T ürk unsurlarının ve sınır gazilerinin çok daha yoğun bir şekilde iç içe
girmelerine diğer taraftan, İslam sımrlarmdaki askerî teşkilatın çözülm esine, A m uderya ve H orasan gazilerinin “ işsiz kalm ası” na ve bunlann iş
bulm aya m ecbur olduklan H int veya Bizans sınırlarına doğru göç ederek
kurtulm ayı denedikleri sosyal bir bunalım a yol açtı. H atta aynı faktörler,
Am uderya’nın diğer yakasındaki göçebe kardeşlere bir çağrı iklimi yaratan
bir istikrarsızlığa, belki de bazan Horasan bölgelerindeki boşluklara sebep
oldu.
X I. yüzyılın ilk yirm ili yıllarında, Gazneli M ahm ud, Türkistanlı K arahanlılara karşı kuzey sınırını sağlamlaştırma gayretleri sırasında, sınırlarını göçebe Türkm enlerin akınlarına m aruz bırakmaktansa, onlardan
bazılarım a isteklerini kabul etmek için onlara devletlerinin sınır bölgelerinde otlaklar tahsis ederek m ahallî kavgalardan yararlanm ayı daha avantajlı
bulmuştu. Belli başlı beyleri rehin tutarak Türkm enlerin kendisine sadık
kalm alannı temin ediyordu. Bu yeni gruplar (colons), bağımsız kabUe
teşkilatlarını olduğu gibi m uhafaza ediyorlardı. A n cak bundan dolayı,
K arahanlı hüküm darlarının yakın çevresinde yaşam akta olan Türkm en
beylerinin yerleşik yönetim mefhumunu tam am en bilmedikleri sonucunu
çıkarm am ak gerekir. Bu Türkm enler misafir edildikleri toprakları bir sığınak veya daha ziyade serbest bir hayvan yetiştirme sahası olarak kabul
ediyorlardı. Fakat, yerleşik topluluklarla temas sonucunda, sınır, mülkiyet,
ticaret kavram larının basit hayat tarzlanyla tezada düşmesi kaçınılm azdı.
En ufak bir yönetim gevşekliği, ortaya çıkan bu uyuşm azlıkları yaygın hale
getirebilirdi. Bu göçebe topluluklar için, hemen silaha sarılmak, teneflus
ettikleri havanın kullanıhşı kadar tabii idi. Türkm enler, biz toprağı fethetmek fikrine sahip olm adan önce, kendilerini o yerin efendileri olarak
görüyorlardı.
D aha, M ahm ud zam anında (1029), Gazneli yöneticilerle anlaşm azlığa düşen bazı Türkm en toplulukları, îran bozkırlarına kovalanmışlar,
bazıları A zerb aycan ’d a yenik düşmüşlerdi^. M ahm ud’un ölümünden
sonra, onun vârisi M es’ud, bir kardeşiyle taht kavgası yapm ak üzere G azne’ ye gitm ek için, askerî birliklerini bütün H orasan’dan geri çekti. D aha
sonra, Hindistan üzerindeki emellerini gerçekleştirmeye girişti. Ülkenin
kuzeyinde, yerleşik olarak o, yerleşiklerin dayanak noktalarını elinde tutan
* Urfa’h M A TH IEU tarafından 1018 olarak belirtilen -ki bu imkânsızdır- Vaspuragan’a
yapılan Türkmen taarruzunu, hatta Çağn Bey’in daha sonra anlatılacak olan efsanesini belki
de bu tarihe çıkarmak gerekir.
6 Cl. CAHEN - Y. YÜCEL - B. Y ED iY ILD IZ
tâbi topluluklann sadakatini temin ederse, her şeyi yapabileceğine inanıyordu. Y eterli askerî kuvvetin m evcut olmaması, Türkm enlerin cüretini
artırıyordu. Bu durum, m ahalli sıkıntılara yol açabilirdi, M es’ud, dilediği
zam an, sükûneti yeniden temin edem eyeceğini ve bunun özellikle, siyasî
neticeler doğurabileceğini düşünm üyordu. Fakat, em niyet kuvvetinin noksanlığı karşısında, Türkm enlere düşmanlık beslemeyen ve çok kere G azne
mâliyesinin yüklediği vergilerden şikâyet etmeye mecbur kalabilen toplulukların bir kısmı, göçebelerin beyleri ile anlaşma yoluna giderek günlük
hayatlarını em niyet altına alm ayı tercih ediyorlardı. G azi teşkilatları, olayların gelişmesini kolaylaştırdı. M es’ud, önceden hiç hesap edemediği bir
zam anda, H orasan bölgesinin bir kısmını kaybetmişti. 1033’ ten 1040 yıhna
kadar, Türkm en akınları, kısa zam an önce ve dolayh olarak Gaznelilerin
hâkim iyeti altına geçmiş olan tran topraklan üçgeninde yayılm aktadır.jBu
üçgen, H azar Denizi, Isfahan bölgesi ve U rm iye Gölü bölgesi arasını kapsamaktadır. Bu akınlar, Türkm enleri rakiplerine karşı kullanm ayı deneyen
mahallî beylerin kavgalanndan yararlanılarak gerçekleştirilmiştir. Bu beyler, Türkm enleri disiplin altına alam azlarsa, onları geriye püskürtmeyi
düşünüyorlardı. Bu Türkm en topluluklarının aynim asıyla sahipsiz kalan
zenginliklerin ye otlaklann cezbettiği, ikinci ye daha önemli bir Türkm en
grubu, 1035’e doğru, M es’ud’la anlaşarak, kuzeyde H orasan’ı çevreleyen,
H azar D en izi’nden M erv bölgesine kadar uzanan bozkırların eteğine gelip
yerleştiler.
Bu topluluklar arasında, en azından yayılm a hareketlerinin şefi sıfatıyla, son derece etkili olan aile, Selçuk’un soyundan gelen ailedir. Bu ailenin üyelerinde biri M ahm ud’un yakınhğım kazanmış bir grubun beyi idi;
fakat M ahm ud’un ölümünden sonra, onun ailesine evlilik ilişkileriyle bağh
bulunan boy beyleri bile, kendi hür teşebbüslerinden başka hiçbir otorite
tanım adılar. Ö yle görülüyor ki, aralarındaki yakın dayanışm aya rağmen,
bu beylerden hiçbirinin diğerleri üzerinde herhangi bir otoriteye sahip
olduğu da söylenemez. İkinci boy, D avud Ç ağrı Bey ve M uham m ed T u ğ ­
rul Bey adlı iki Selçuklu kardeşin yönetimi altındaydı. Boy beyi ve gazilerin
kum andanı olarak, bu iki bey, K arahan h Türklerinin ve G azneli T ü rk
hüküm darlarının da sahip olam adıkları, bir güce ulaştılar. 428/1036-1037
yılında, Ç a ğ n Bey M erv’i, 429 yıhnda da T uğrul Bey N işabur’u ele geçirdi.
Neticede, 432/1040 yıhnda, D andanakan bozkırlarında, G azneli ordusu
Horasan’ın kesin olarak kaybedilmesi, İran ’ın m uhtemel hiçbir direnci
kalm ayan açık bir ülke durum una düşmesi manasına gelen, büyük bir
bozguna uğradı.
T Ü R K L E R IN ANADOLU’YA IL K G İR İŞ İ 7
ilk Selçuklu beylerinin, özellikle T uğrul Bey’in şahsında, sadece komutanlık sanatıyla değil fakat ulaşılacak nihai neticenin olmasa bile en
azından bir faaliyet yönünün, bir metodun, birbirini takip eden hedeflerin, nihayet feüh ve devlet kurm a iradesinin açık şuuruyla dolu insanlar
karşısında bulunulduğundan kesinlikle şüphe edilemez. Bu şuur daha Dandanakan akşamı kendini göstermişti, hatta daha önce, Tuğrul Bey’in, kendisine istediği yardım da bulunm alan şartıyla bağımsız olarak yönetilm elerine nza gösterdiği yerli halkleınn idaresine uyum sağlayamayacağına inanarak veya inanmış gibi gözükerek, törenle hüküm dar elbiselerini giydiği,
Nişabur’da belli olmuştu; ve bu fetihden itibaren, daha sonraki fetihlerin
takip edeceği üç safha göze çarpar: Halkı tâbi olm aya m eylettiren yıkıcı
akınlar safhası; karşılaşılabilecek tehlike anında, gerekli tedbirleri alan bir
vekile, buradaki özel durum da, T uğrul Bey’in üvey kardeşi İbrahim în a l’a
boyun eğmeleri safhası; nihayet hüküm darın girişi ve ülkeyi kesin olarak ele
geçirmesi safhası. Diğer taraftan Selçuk ailesinin üyeleri, yayılm a alanını
taksim etmişlerdi. Özellikle Ç ağrı Bey, merkezî Horasan civarında, büyük
kardeş olm a vasfına uygun düşecek ehemmiyette gözüken, Türklerin üs
bölgesini m uhafaza etmeye çalışıyor; T uğrul Bey ise, N işabur’dan itibaren
aslında çok büyük bir gelecek vaadeden batıya doğru açık bir yayılm a
bölgesine sahip bulunuyordu. Z aten şurası da bir gerçektir ki, doğru olarak
sebebi izah edilememekle birlikte, T uğrul Bey, ailenin tamamı üzerinde,
bütün üyeleri tarafından kabul edilen bir üstünlükten kısa zam anda yararlanacaktı.
Sadece bozkırların değil fakat Horasan şehirlerinin de elde edilmesi,
T uğrul Bey iktidarına, ikili bir m ahiyet kazandırm aktadır ki, onun kendi
anlayışına göre bu m ahiyetin şuurunda olduğu samimaktadır: T uğrul Bey,
bir taraftan, herhangi bir zam anda, Selçuklu ailesinden ve mümkünse,
başka ailelerden bir beyin yönetimini, bizzat kendi aralarındaki her türlü
anlaşmazlığı etkisiz kılmak gayesiyle, kabul eden bir takım insamn, daha doğrusu Türkm en kabilelerinin beyidir. Bu insanlar, hangi bölgede bulunurlarsa bulunsunlar, etkili oldukları topraklar üzerinde bizzat hiçbir hâkim iyet fikri taşım ayan kişilerdir. D iğer taraftan, Tuğrul Bey, kendisine bağlı
Türkm enlerle ilgisi olm ayan ülke beylerinin ve idari kuruluşların, hatta
askerî hareket vasıtalarının (M em lûk ordusu, kuşatma m akinalan) vârisidir. Çok daha önceleri, bu beyler, T uğrul Bey’in iktidarını ancak hisselerini
alabilecekleri bol ganim et kazanm aya yönelik hareketlerle ilişkili gördükleri için tanıyorlar, eğer anlaşm azlık ortaya çıkarsa, veya başka şeldide
daha iyi bir başarı ümidi doğarsa, onu terketmek için uygun bir zam an
8 Cl. CAHEN - Y. YÜ C EL - B. YED İY ILD IZ
kolluyorlardı. Şim di T uğrul Bey, artık sadece bir Türkm en lideri değildir. T uğrul B ey’in etrafını kuşatan yerleşik İdarî kadro yüzünden göçebe
Türkm enlerin kendisine karşı sistemli nefreti, hatta Türkm enlerin ücredi
veya köle menşeli askerleri hor görmeleri, Türkm enlerle T u ğru l Bey arasında gittikçe artan güçlükler yaratm aktadır. Buna rağmen, T u ğru l Bey,
Türkmenlerden vazgeçmeyi, şimdilik düşünemiyordu. Zira, kendisi de onlardan biriydi. Başkaları üzerindeki üstünlüğünü ancak onlarla sürdürebiliyordu. M es’ud’a karşı kullandığı ve Büveyhîlere karşı kullanacağı gücün,
kendisine karşı yaratacağı tehlikeyi tecrübe ile çok iyi biliyordu. Türkm en1er, kendiliklerinden akına kalkıştıkları zam an bile, Tuğrul Bey’e kılavuzluk ediyor, onun yolları üzerinde bulunan engelleri kaldırıyor, asker topluyor ve fetihlerin ön hazırlıklarını yapıyorlardı. Bu durum da T uğrul Bey’
in amacı, onları eksiltmek değil, yönlendirmekti. D iğer taraftan, T uğrul
Bey, îslam iyetin ilk yıllarından bu yana Iran üzerinde hak iddia eden dinî
grupların çatışm alarına dahil olmuş bulunuyordu. Selçuklular, koyu H anefi idiler ve hak mezheplere aykın bir düşünceye sahip olanlara karşı faal
bir şekilde m ücadele edenleri destekliyorlardı. T u ğ ru l Bey, gelecekte sultan
olacağı fikrine şimdilik kesinlikle sahip olmaksızın, çok önceleri, vicdanî
kanaat veya siyasî zekâsıyla, Halife nezdinde bir nevi m üttefik-tebaalığm
tanınmasını istedi ve elde etti. Böyle bir siyaset, dinî bir politikadan daha
çok ganimeti düşünen ve din konusunda Abbasî Sünniliğinden ziyade Şiiliğe
yakınlık duyan Türkm enlerin anlayışına aykın düşüyordu. Fakat, tslam
Halifesi’yle ittifak kurm anın başka bir cephesi daha vardı ki, o da kâfirle
cihad geleneği idi. Burada anlaşma, akın veya gaza yani M üslüm an ve
Türkm en gazinin savaşı ile kolaylaşıyordu. A y n ca , bu yolla, Türkm enlerin
çıkardığı kargaşanın yönlendirilmesi m üm kün olabiliyordu.
O devirde, harplerin dört çeşidine şahit olunur: B irincisi, hüküm darın
bizzat kendisinin yaptığı savaşlar, İkincisi, doğrudan doğruya onun siyaseti
hizmetinde, aşağı yu kan muhtar beylerin savaşlan, üçüncüsü, söz konusu
politika çerçevesinde bu beylerin, Türkm enlerin aşırı iştahlarını ve akın
duygularını beslemek veya ba^ka yönlere çevirm ek gayesiyle yaptıkları
savaşlar; ve nihayet dördüncüsü, Türkm enlerin, her türlü Selçuklu m üdahalesi dışında, hatta onlara karşı isyan halinde yaptıkları savaşlar. Zaten,
son iki tür arasında sıkı bir münasebet vardır. Bu tür savaşlar, aynı bölgelerde, Selçuklu fethinin ekseni üzerinde değil, cenahlarda veya fetihten
çok daha önce yapılırdı; ve genellikle Selçuklu hüküm darının açtığı seferler, başka yerlerde kendi iktidanna karşı kullanılabilecek bir güç oluşturm alarını istemediği kaçak asileri takip etme gayesine matuftu. SelçukluT Ü R K L E R İN ANADOLU’YA İL K G tR tŞ t 9
larm hizmetinde çalışan m etbu beylerin savaşlarıyla isyanlar arasında da
sıkı bir ilişki vardır. Zira, hiç şüphe yoktur ki, Türkm enlerin yağm a duygusu, her isyan için, derhal emre hazır bir birlik oluşturabiliyordu. Ancak,
ilk Selçuklular onları itaat altına alm ak için, her zam an kendi yanlarında
yeterli bir kuvvet bulundurm ayı başarmışlardır. Buna m ukabil, istikrarlı
fetihlere hasredilmiş ilk iki savaş türü ile diğer ikisi arasında köklü farklılıklar bulunm aktadır. Son iki savaş türü, hiçbir fetih düşüncesi taşımaksızın
sadece beslenmeyi am açlayan, ganimet çekmeye yönelik, en fazla geçici bir
konaklam a yeri elde etmek için yapılan savaşlardır.
Bu genel özellikler, T u ğru l Bey’in İran ’ı fethinde açıkça görülür. Çağrı
Bey’in oğullan, merkezî çölde, ve geride, amcası Baj|fgu Sistan’da Gaznelilerin baskınlarına karşı batıya doğru T ürk akm lanm korudukları sırada,
hiç şüphesiz, T u ğru l Bey, başlangıçtan itibaren, N işabur’un fethi sırasında
uyguladığı m etodlara aynen riayet ederek, şuurlu bir biçimde, Bağdat yolu
üzerinde ilerliyordu. Ö nce Türkm en biriikleri, yollan açtılar. Taberistan’ın
stratejik kavşağı emniyet altına alındıktan sonra, İbrahim in a l tarafından
işgal edildi. Sonra T uğrul Bey bizzat, Bağdat ve Ermenistan yollarının
ayrıldığı noktada bulunan R e y ’i başşehir yaptı. H em en ardından, B ağdat
yolu üzerinde, Iran yaylasının diğer uç noktasında bulunan H em edan’ı
teslim aldı (1043). Bu ilerleme, T uğrul Bey’e bağlı kalm aktan vazgeçmiş
olan, öncü Türkm en birlikleri için bir tehlike teşkil etmeye başlamıştı.
Türkm enler, bu sefer C ezire’ye doğru indiler ve orada ananevi akınlanna
yeniden başladılar. Ancak, orada her türlü destekten ve geri çekilme im kânından tam am en m ahrum kaldıkları için, A raplar tarafından hemen hemen tam am en yok edildiler^. Bu durum, bir m anada Türklerin kuvvet
kaybetmesi, öğretici tecrübe kazanm aları, ülkenin tanınması, T ü rk meselesinin M ezopotam ya politikasına dahil edilmesi ve dağınık vaziyette ne
yapacağını bilemeyen halkların Tuğrul Bey’i davetleri neticesini doğurdu.
Tuğrul Bey, metodlu bir biçimde, elde edilmiş neticeleri tam am ladı ve
sağlamlaştırdı. Cezire Türkm enlerinin imhası, İran ’daki direnişin ilk yıllarına rastladığından, T u ğru l Bey, metbu beylere bırakılmış beylikleri doğrudan yönetilen eyaletler haline getirdi ve Büveyhoğulları, Fars ve aşağı Irak liderleri arasındaki anlaşmazlıklardan yararlanarak, diplomatik
faaliyederi sayesinde, müttefiklerinin ve taraftarlannın çemberini son derece genişletti. M usul U kaylîlerine oyun oynam ak

Okunma : 484
Yavuzlar iplik
guney sigorta
sağlam pen
karaman


Gündem haberleri
Karaman’da dev operasyon: 34 gözaltı
16 Ocak 2021 Okunma: 10991 Asayiş
Türkiye’nin en yükseği olacak! Antalya - Konya Karaman’ı Bağlayacak
16 Ocak 2021 Okunma: 10329 Gündem
Karaman'da korona aşılaması başladı
14 Ocak 2021 Okunma: 6278 Sağlık
Son dört günün en çok okunan haberlerini gösterir
Ayın en çok okunan haberleri için tıklayın