Kitabın Kaybolmayan Büyüsü | Karamandan.com - Karaman Haber

Kitabın Kaybolmayan Büyüsü | Karamandan.com - Karaman Haber

26 Kasım 2020 Perşembe
Kitabın Kaybolmayan Büyüsü

Yeni çıkmış bir kitabın önünde veya mürekkebi kurumamış bir kitap elimdeyken büyük heyecanlar duyardım. Onu birdenbire elime alamazdım, sanki güzelliği birden tükenir, yaşayacağım lezzetli dakikalar azalır diye. Önce uzaktan bakardım. Sonra yavaş yavaş kapağını açar, yazarını tanımaya çalışır, iç kapaktaki kimlik bilgilerini okurdum, içindekilere bakardım. Nihayet arka kapağını çevirirdim, gözüm fiyat etiketini arardı. İçimde hemen her kitabı satın almak arzusu var ya, etiketine bakmak da âdetimdi. Çok değil 10,15 yıl öncesine kadar, diyebilirim ki benim için her kitap değerliydi. Hiç değilse değerli bir nesneydi.

Geçenlerde bir kitapçıya girince anladım ki, kitap büyüsünü ve değerini kaybediyor. Dükkânın ortalık yerine ellişer yüzer yığılan kitapları görünce sanki içimde bir ezilme hissettim;  tatsız, sevimsiz bir manzara görmüş gibi yüzüm buruştu. Eskiden kitaplar üçer beşer tane sipariş edilirdi. Birer ikişer tane getirilenleri bile olurdu kitapçılara. Ve o kitapların ağır, ciddi, edepli okurları vardı. Satın almak için onlar gelirdi yahut satılmaları için onların yolu gözlenirdi.

Şimdi kitaplar en az ellişer ellişer geliyor. Raflara dizilmiyor artık, ya ortalığa yığılıyor ya büyük bir sepetin içine atılıyor. Sanki dünyaya “tüketmek” için gelen tuhaf bir insan cinsi, neredeyse hiç bakmadan/ incelemeden sevgisizce satın alıyorlar o yığıntıdan kitapları. Diğer tüketim maddelerine yaptıkları muameleyi onlara da yapıyorlar. Bu ‘türedi’ kitapların fiyatına bakmanız için arka kapağını çevirmenize bile gerek yok! Ön kapakta hem de yazanın adının hemen yanında bir dairenin yahut baloncuğun içinde, ederi gözünüze gözünüze sokuluyor. Fiyatla yazarın yan yana gelişi de çok manidar!

Kitapçının ortalık yerine küme küme yığılan ve çok satıldığı söylenen kitaplara şöyle bir baktım da, içimde hiçbir hoşluk kımıltısı olmadı. Kapaklarına, adlarına göz gezdirdim; sanki aynı fabrikanın ürünleri gibi tek tip ve soğuktular. Hâlbuki kitapların, iyi/ değerli kitapların canlı bir tarafı olur/du. Bizi kendisine râm eden de o yaşayan/ yaşayacak olan yanlarıdır. Şimdikiler, ortalık yerde dik dik yüzümüze bakanlar öyle mi? Birini neredeyse isteksizce, bir çeşit soğuklukla iğreti bir tutuşla elime aldım. Rastgele bir sayfasını açtım. Sadece üç cümle okuyabildim, üç cümle! Devamına tahammül edemedim. Aman Allahım! Türkçe, bu muhteşem dil, ancak bu kadar sıradan ve zevksiz kullanılabilir. Bir yazıda, dilin hiç mi rayihası olmaz? Yoktu!

Biliriz ki, değerli bir kitap, leziz bir yemek gibi damağınızda unutulmaz bir tat bırakır. Hatırladıkça tekrar okuma arzusu duyarsınız. Okurken/ okudukça tadına doyulmaz anlar, vakitler yaşarsınız. İnsanı; onunla var olan ondan yansıyan dili, güzelliği, aşkı, tarihi, acıyı, onuru, vefayı, ideali, ihaneti, kötülüğü; insana mahsus daha onlarca duyguyu/ duyuşu, düşünceyi, durumu, tutumu ve doğayı, kâinatı tanırız değerli kitapları okudukça. İçimizde bir yerin yeşerdiğini, büyüdüğünü, kalbimize taze hava kabarcıklarının dolduğunu, kurak bölgelerimize su yürüdüğünü hissederiz. Her iyi kitap, bereketli bahar yağmuru gibidir; ardında kabarmış bir toprak, nefis bir koku, sükûna ermiş bir gökyüzü bırakır.

Şimdi ortalığı dolduran, “piyasa malı” olan, dergilere, gazetelere çarşaf çarşaf reklamı verilen kitapların böyle nitelikleri yok. Şimdikiler çok satma, çok kazandırma derdinde. Yarına kalma kaygısı taşımıyorlar. Moda olan bir konuda, kalıplaşmış, alelade bir anlatımla okuyanı ya bayağı bir duygusallığa sürükleyen yahut inandıklarıyla ilgili hassasiyetini sömüren kitaplar var şimdi kitapçıların ortalık yerinde tümen tümen. Dönüp de yüzlerine bakasım gelmiyor. Tüketilen bunca kâğıda, onlara verilecek paraya, okumak için harcanacak zamana acıyorum. Genç dimağların böylesine sıradan, değersiz düşüncelerle, maceralarla işgal edilmesine üzülüyorum. İnsanlığın mirası bunca değerli kitap varken, nasıl olur da âdemoğlu böyle kıymetsiz, kitap görünüşlü nesnelere yönelir, anlamıyorum. Haddeden geçmemiş duygularla, doymamış ve donanmamış bir dimağın fikir kırıntılarıyla oluşturulmuş bir kitabın nasıl bir değeri, insan nezdinde ne gibi bir yeri olabilir ki? Huzursuz, doyumsuz yaşamaların inşasında bu kitapların dahli ne kadardır, kestirmek güç. Yaşamaya duçar edildiğimiz yıpratıcı hayatları biraz da bu kitaplar hazırlamıyor mu?

Günlerdir zihnimde dolaşıp duruyor kitapçıda gördüğüm o kötü manzara. Üç gündür kitabın, sanki kötüleşen kaderini düşünüyorum. Kim ne derse desin, kitabın düşüşü, bana sorarsanız son hızla sürmektedir. Durum, abartı saymayın, “korkunç” denecek bir vaziyet almıştır.

Hemen her devirde değersiz kitap basılmış, onlar da bugünküler gibi çok satılmıştır, bundan kuşkum yok. Ne ki, işin vahameti bugün olduğu gibi ürkütücü boyutlara ulaşmış olamaz. Şimdiki manzara gerçekten kaygı verici. Yine bugünlerde gündeme gelen ‘e-kitapla’, kitabın kaderinin acıklı/ hüzünlü bir hâl alacağını düşünüyorum. Şurası görülüyor ki, değersiz kitapların geniş kalabalıklarca baş tacı edildiği zamanlara doğru gidiyoruz.  Belki de, Allah korusun, kitapsız zamanlara.

Eli kalem tutan, edebiyat bilgisi, görgüsü, beğenisi olan vicdanlı insanların değerli kitapları tanıtmaları, onlar üzerine yazmaları, kıymetlileri öne çıkarmaları, diğerlerinden tefrik etmeleri bir özgörev olarak karşımızda duruyor. Aksi halde, zevksiz, görgüsüz, doyumsuz, beğenisiz, nezaketten ve zarafetten nasibini alamamış, duygusuz, duyarsız, düşüncesiz insanların çoğunlukta olduğu bir toplumda yaşamaya mecbur kalırız.

Artık öğrencilerime kitap okuyun diyemeyeceğim. İyi kitaplar/ değerli kitaplar okuyun demek zorunda kalacağım. Haftalık, aylık, en fazla bir yıllık ömrü olan, bir yıl sonra unutulup giden değersiz kitaplardan uzak durmalarını öğütleyeceğim onlara.

 

Turan Karataş

Düzenleme : 18 Şubat 2015 11:42 Okunma : 2936